|
Merhaba,
Kuşkusuz ki geçtiğimiz haftanın en fazla ses getiren haberi yeni GSM operatörü Aria’nın lansmanı oldu. Haftalardır dışarı çıktığımızda nereye baksak aynı reklamlar, bütün televizyon kanallarında aynı tantımlar, gazetelerde, dergilerde, her yerde... Herkes bunu konuşur oldu birden. Basın toplantısı da herşeyiyle çok iyi organize edilmişti doğrusu. Ama na yazık ki www.aria.com.tr adresindeki logonun, www.aria.com adresindeki logoyla hemen hemen aynı olması kafalarda bir sürü soru işaretleri bıraktı. Bu kadar iyi ve güçlü bir pazarlama stratejisiyle müthiş bir çıkış yapan bir şirket bunu nasıl gözden kaçırabilir? Evet şimdi herkes kafasında bu soruya yanıt arıyor. Umarım İş-Tim yetkilileri yakında bir açıklama yaparlar ve konuyu netleştirirler. Geçen hafta leyleği havada gördüm. Fransa, oradan İspanya ve son olarak da İzmir’e seyahet etmem gerekti. Anlayacağın sektörümüz bu aralar çok yoğun. Biz de onların hızına ayak uydurmaya çalışıyoruz. İlk durağım Alcatel Forum 2001’e katılmak üzere gittiğim Paris’ti. Foruma gerek Alcatel’in müşterileri gerekse bayileri olmak üzere kalabalık bir grup katıldık. Her ne kadar hepimiz için için Fransa’nın kabul ettiği sözde Ermeni soykırımı yasasını protesto etmek istesek de, Paris’in güzelliklerine ve forumun ilgi çekiciliğine dalıp gittik. Paris’te tüm geziye katılanlarla komik bir metro maceraası yaşadık. Yolları pek iyi bilmediğimiz için bir metro hattından diğer metro hattına koşturup durduk. Bir anlamda yeraltı dünyasını keşfettik diyebiliriz. Kısa yoldan otelimize varalım derken aslında çok yakın mesafede bulunan otele yaklaşık 2 saatte ulaşabildik. Bu koşturmacada birden aklıma bizim İstanbul metrosu geldi. Ne rahatmış İstanbul metrosu meğer, topu topu 6 durak akıl filan karıştırmıyor. Akşamları ise önce yemek sonra eğlence derken, biten şarap şişelerinin farkına varamadık. Eee Fransa’ya gidip şarap içmezsek ayıp olurdu zaten. Gezinin tek olumsuz yönü havanın kapalı ve yağışlı olması oldu. Yoksa gerçekten hoş sohbet, eğlence ile işin birarada yürütüldüğü bir seyahatti. İkinci durağım ise İspanya’nın Sevilla şehriydi. Burada da Siemens’in yeni stratejilerini anlatmak üzere düzenlediği toplantıya katıldım. Flamenko dansı ve boğa güreşleriyle ünlü bu şehrin eski Endülüs mimarisi ve sıcak havası gerçekten etkileyiciydi. Siemens gerçekten de bu organizasyon işini iyi biliyor. Konferans için çok güzel bir otel seçilmişti. Bilmem reklamlarda görmüş müydün? Siemens’in yeni stratejisi mobil iş. Sembolu ise scooter’a binen bir kız. Bu reklam, mobiliteyi sembolize ediyor. Bunları niye anlattığıma gelince... Konferans katılımcılarına bu vizyonu anlatmak amacıyla birer scooter hediye edildi. Konferans bitiminde herkesin yüzünde tatlı bir tebessüm vardı. Sanırım scooter’lar herkese çocukluğunu anımsattı. Herkes bir an önce eve varıp scooter’a binmenin hayalini kuruyordu galiba. Konferansta dikkatimi çeken bir başka şey ise ana salondaki perdede göserilen hoşgeldiniz filmiydi. Her ülkenin fotoğraflarının ve kendi dillerinde ‘hoşgeldiniz’ yazısının belirdiği perdede Türkiye’nin görüntülerini seyretmek gerçekten beni keyiflendirdi. Tam Türkçe hoşgeldiniz yazısının çıkmasını bekliyordum ki bir baktım perdede ‘makbul’ yazıyor. Acaba yanlış mı gördüm diye düşünüp filmi iki kere daha izledim. Ama yanılmamıştım. Makbul sözcüğünü nereden çıkardıklarını anlamadığım gibi, organizasyonu düzenleyen Siemens yetkililerinin böylesine basit birşeyi Siemens Türkiye yetkililerine önceden danışmamalarını da garipsedim. Neyse böyle ufak hatalar olur ama, insan yurtdışındayken sanırım böyle ufak ayrıntıları bile kafasına takıyor. Bu arada dediğim gibi bir de Xerox’la birlikte İzmir’e gidip geldim. Vestel’in İzmir Serbest Bölge’deki fabrikasını da görme olanağı buldum bu gezide. Funky, Veezygo ve de televizyonların uazaktan kumandalarının üretimini izledim. Çok keyifliydi. Doğrusunu söylemek gerekirse hayran oldum İzmir’in insanlarına; sanki hepsi sinirleri alınmış gibiydi. Sanırım biz İstanbul’da hayatın nasıl geçip gittiğinin farkına varamıyoruz. Haftaya tekrar görüşmek üzere, hoşçakal... |
|||||||
|