|
| Küresel rekabette
bir yer edinmenin yolu olarak, hedef kitlenin yaşam tarzını
incelemek, bu yaşam tarzının 2-3 yıl sonra gerektireceği hizmetleri
belirlemek ve bu hizmetleri kolayca verebilecek teknolojilere yatırım
yapmak düşüncesine bu köşenin okuyucuları yabancı değildirler.
Bir ulusal uzgörümüzün olmaması, uzun erimli bir teknoloji
politikamızın bulunmayışı da bu alandaki en büyük
eksikliklerimizden olmuştur ve son zamanlarda sıkça dile
getirilmektedir. Neyse ki, ilk “Ulusal Uzgörü Çalıştayı” geçen
hafta yapılmıştır, en azından eksik yanlarımız irdelenmektedir.
Bu konuya izleyen haftalarda değineceğim.
Hız tutkunu olduk. Bir yerde olan olayı anında öğrenmek tutkusu sardı toplumu. Giderek neredeyse olayı olmadan önce bilmek isteyeceğiz. Birisinin düşüncesini herkesten önce öğrenmek istiyoruz. Yakında daha düşünülmeden bilmek gibi isteklere kapılacağız. Yaşam tarzı böyle, ileride görünen de farklı değil. Bu yaşam tarzına uygun hizmetler olarak, zaten ses açısından her an yanınızda size özel olan iletişim aygıtınıza yakın zamanda veri yeteneğini de yükledik. WAP, GPRS gibi teknolojiler ile artık internet de cebinizde. Peki daha ne kadar çabuklaştırabiliriz bilgiye erişmeyi? Özel palm-top’lar, reklamlardaki eli kolu sargılar içindeki kullanıcıda olduğu gibi parmağınızın dokunuşuna bile gerek bırakmadan sizi bilgiye yönlendiriyor. Artık, teknolojik sınır insan bedeninin arayüz hızını zorlamakta. Önceki hafta sorduğum, insanların aklından geçenleri aktarmaktaki beklentisine yanıt vermekte yetersiz kaldığına değinen, kulak, ağız, göz gibi iletişim çevre birimleri yerine, “Gidip kafama bir USB port’u mu taktırsam acaba?” şeklindeki soru buna işaret etmekteydi. Bir süre, insan bedeninin “yavaş” kalan bu çevre birimlerinin açığı sözcük algılama, yapay us gibi dış destekler ile kapatılacağa benzer. Ama sonra, gerçek beyinden beyine iletişim gerekecek. ’da adı konulduğu gibi -brain to brain- Br2Br iletişim arayışı içinde olacağız.Teknolojinin sınırını çok mu zorluyoruz? |
||||||||
|