|
||||
| İş yaşamında artık zihnimizle, düşüncemizle
çalışıyoruz. Fiziksel olarak varlığımız dışında kol kuvveti
yerine beyin gücü ile iş yaşamındayız. İş kazası fiziksel
olarak karşımıza çıkmıyor. Aşırı boyutlara ulaşmış trafik
kazalarını saymadık, görmek de istemiyoruz... Satış gibi hareketli
işler dışında oturduğumuz yerde kafamızla, gözümüzle iş ve değer
üretiyoruz.
Bunun sonucunda hareketsizlikten şişmanlık tehlikesi beliriyor ve buna bağlı kalp ve damar hastalıkları. Sürekli zihinsel yoğunluktan ötürü de stres ve buna bağlı hastalıklar hepimizi tehdit ediyor. Toprakla, ağaçla bir araya geldiğimiz pek nadir. Ne elimiz ne ayağımız, ne toprağa, ne ağaca değiyor. Oysa toprak tıpkı şimşekleri soğurduğu gibi canlıların da biriken elektriğini alır. Yaşam tarzımızı değiştirmediğimiz sürece, ki bunun bu şartlarda nasıl olacağını herkes gibi biz de merak ediyoruz, Alplerin suratından sağlık fışkıran Heidi’leri, Peter’leri yerine soluk benizli hastalıklı kentlilerden olmaya daha yakınız. Psikolojik aksaklıklar da var. Sürekli endişe, sinirlilik hali, öfkelenme, herkesten ve her şeyden kuşku duyma, olumsuzluk, ümitsizlik, depresyon, uykusuzluk sıkça görülen rahatsızlıklardan. Bazılarının rahatsızlık olduğunun bile farkına varmıyoruz. Sakin, huzurlu, çalışkan, ümitli, anlayışlı, yaratıcı, zeki, verimli normal insan olarak yaşayabileceğimizi, bunun da bir seçenek olduğunu unuttuğumuz olabiliyor. Bir de ayrıca kariyer travmaları var. Beceriksizce yapılan kırıcı, yıkıcı performans değerlendirme görüşmeleri, yersiz işe almalar, işten atmalar, haksız bir işten çıkarmayı haklı göstermek üzere uydurulan bahaneler “geldim gezdim, görmemişim ezdim geçtim” tipindeki insanların yaralamaları, istediği işe alınmayışlar, elenmeler, beklentilerin karşılanmayışıyla ortaya çıkan hayal kırıklıkları, travma kadar ciddi hasarlar verebiliyor. Çoğu kişi de bu hasarların farkında bile değil. Yara bere içinde dolaşıp duruyor. Terapi olarak uygulanması halinde insanı hayata döndürebilecek iş yaşamı, bu şekilde sağlığı tehdit eder hale gelebiliyor. Transfer vakaları bir başka alem. İnsanlar işlerinde güzel güzel çalışırlarken, birileri geliyor ve akıllarını çeliyor. Pembe bir tablo ile insanların ayakları yerden kesiliyor. Transfer ücretleri ve yüksek maaşlar ile insanlar doğal olarak “fırsatı kaçırmama”nın derdine düşüyor. Bunun sonunda kimileri yerinde bir iş yapmış olurken, kimileri ise hayal kırıklığına uğruyor. Serpilip geliştiği toprağından sökülüp bir başka iklimde, yabancı bir toprağa ekilen bir bitki gibi yerine alışamayabiliyor. Sonra pişmanlık, suçluluk duygusu, öfke, yanlış iş yapmanın getirdiği kendine güvensizlik içlerini kemiriyor. Telef olmadan eski zindeliğini kazanabileceği bir iş fırsatını bulduysa kendine gelebiliyor. Ama bazen de çok parlak insanlar sönük, donuk, zoraki oyuncular olarak iş yaşamı sahnesinde acıyla oynamaya devam ediyor. İşin gerçeği yaşam çok değişkenli. Bizi bizden iyi kimse bilemez. Herkes bir şeyler söyler, kendine göre fikirleri, çıkarımları, önermeleri vardır. Ama bunların doğru terkibi kişinin kendisine kalmıştır. Dozajı, zamanlaması ve nelerle birlikte alınacağı tıpkı bir ilaç gibi insanın sağlığını etkiler. Tek tip reçete yok. Herkeste göstereceği etkiler ve yan etkiler de farklı olabiliyor. Geçenlerde bir haberde North Carolina’da yapılan bir araştırmada işyerlerine medeniye testinin uygulandığını ve sonuçta işyeri ortamının medeniyet sınırları içinde olmadığı sonucuna ulaşıldığını duydum. Internet’teki bir sitede de MBA’lilere iş dünyası ile ilgili haberler “Zalim dünya” başlığı ile gönderiliyor. Değmez dostlar, ömrümüzü olumsuzluk içinde tüketmeye. Sağlığımız önemli. Güçlenmek ve kendimizi de, çevremizi de medeniyet yolunda terbiye etmek durumundayız. Bu mümkün, çünkü, dünya trendleri de bu doğrultuda... |
|