|
|
Veda mektubu "Artık Ölebilir
miyim" sorusuyla bitiyor. Son satırlarında bile düşsel gerçekçiliğin
duygu yüklü yakıcılığı var. Sonra evine çekiliyor. Dünyaya,
insanlara kapatıyor pencerelerini. Lenf kanseri tüketiyor her saniye
bedenini. Oysa, oysa bir dakika bile gözlerini yummak
istemiyor. Tanrı bir an için yeniden can verse "Az uyur, çok rüya
görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı
yitirdiğimi düşünürdüm" diyor.
Garcia Gabriel Marquez, "Yüzyıllık Yalnızlık" romanında hepimize, tüm insanlığa seslenmiş, düşsel bir köyde Kolombiya’nın değil bizim efsanemizi yazmıştı. Şimdi bize veda ediyor. 1982'de Nobel Edebiyat ödülünü alan ünlü yazar Latin Amerika’daki diktatörlükleri yeren "Başkan Babamızın Sonbaharı", " Kırmızı Pazartesi" ve "Labirentteki General" eserleriyle de tanınmıştı. Marquez evine çekilip sessizce veda ederken "İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır" diyor sonra da kendi düşünü anlatmaya devam ediyor: "Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim." Büyüsel Gerçekçilik de denilen kendine özgü üslubuyla 60 yıldır öykü ve roman yazdı. Siyasal görüşleri nedeniyle ülkesi Kolombiya da ve ABD'de seyahat özgürlüğü çoğu zaman kısıtlandı. Ama, biz insanlara duyduğu sevgisi hiç eksilmedi. Ölmeye yatarken bile bizleri düşünüyordu: "Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde... Artık ölebilir miyim? 6 Mart 1928'de doğmuştu. Yaşamak bir rüyaydı onun için. Ölmekse, uyanmamak. |
||||||||
|