Lutfen Tiklayin

Kemal Balcı
kbalci@tr-net.net.tr
Gazeteci-Yazar

Yeni aristokrasi

Henry Kissinger, "Diplomasi" adlı dev boyutlu eserini şu sözlerle bitirir:

"Gelecek hakkında görüşler ileri sürülebilir, fakat gelecek gösterilemez."

21. yüzyılın ilk çeyreği için yapılan tüm tahminler ulus devleti ayakta tutan üç temelin de sarsılacağını gösteriyor. Avrupa'da yaşlılık nedeniyle çökmekte olan sağlık ve sosyal güvenlik kurumu dünyanın "geri" kalan ülkelerinde nüfus patlaması nedeniyle çatırdamakta. Bir zamanlar üzerinde güneş batmayan İngiliz imparatorluğunda sağlık kurumları tam bir felakete dönüşmüş durumda. ABD'de ise tüm hizmetler gibi sağlık da sadece varsıllar için hala ümit kaynağı olabiliyor.

Bir tahmine göre 20 yıl sonra artan nufusu eğitmek de imkansızlaşacak. 2017 yılında dünya nufusunun yüzde 70'inin okuma-yazması bile olmayan kara cahillerden oluşacağı söyleniyor. Bir zamanlar Cambridge ve Oxford gibi üniversiteleriyle ünlü İngiltere'de eğitim şimdi tam bir turizm etkinliğine dönmüş durumda. Eğitim bir kamu görevi olarak devletin asli fonksiyonu olmaktan çoktan çıkmış halde. ABD'de durum farklı sayılmaz. 20. yüzyıl boyunca her devletin asli işlevi sayılan üçüncü kurum olan güvenlik ise giderek daha fazla oranda varsılların korunmasına dönüşüyor. Yoksulların doldurduğu sokaklarda ise şiddet ve vahşet kol geziyor

Eğitimsiz, sağlıksız, güvencesiz, evsiz barksız ve de aç-yoksul yığınların, ulus devlet modelini tümüyle felç edeceği tahminleri ABD ve Avrupa'da ciddiye alınmış görülüyor. İngiliz hükümeti tüm yoksul ailelere bilgisayar dağıtmayı planlıyor. Almanya aylık 50 mark gibi cüzi bir parayla telefon gideri dahil sınırsız Internet kullanımı sağlıyor. Ayrıca 30 bin Hintli bilgisayar uzmanını "yabancıları dışlama" politikasını terketme pahasına ülkesine kabul etmeye hazırlanıyor. ABD tüm eğitim kurumlarını hızlı Internet’le birbirine bağlama projesini uygulamaya koymuş durumda.

Elbette gelecek gösterilemez ama tahmin edilebilir. Dünyanın gelişmiş ükeleri yakın gelecekte devleti ve ulusu ayakta tutmanın "bilgi aristokrasisi" yaratılarak mümkün olabileceğini görüyor. Yoksullukla boğuşan dünyanın "geri" kalanları, yeni aristokratların köleleri olmaktan başka çıkar yol bulamayacaklar. Bir dilim ekmek uğruna sanayiötesi toplumun zehirli atıklarını temizlemeye çoktan razı olacaklar. Yeni aristokrasinin vicdanı da olmayacak, imanı da!

Bilginin efendisi olmak veya olmamak. İşte bütün mesele bu!