|
||||
| Sonbaharda yaprakların herbirinin ayrı
tonlara bürünmesi zenginlik, çeşitlilik hissi veren bir durum. Sarıdan
kırmızıya çeşitli tonlarda yapraklar... Salına salına düşerek
toprağa kavuşuyorlar. Kendilerini yerçekiminin etkisine bırakıyorlar.
Yaşama tutunmaktan vazgeçiyorlar ve toprağa karışıyorlar. Baharda
yerlerine yenileri geliyor.
Tanıdığım belirli bir yaş grubundaki insanlar da hayatlarında yaprak dökümünü yaşıyorlar.Tanıdıkları, eşleri, dostları bir bir yitip gidiyor. Yapraklar gibi toprağa karışıyor. Psikoloji iş dünyasında uzun süredir bulunuyor. Endüstri psikolojisi, sosyal psikoloji, kişilik, tutumlar, davranışlar. Hepsi iş yaşamında insan kaynakları ve pazarlama alanlarında yerini aldı. Şimdi bir de felsefe var. Toplam kalite felsefesiyle başlayan tutarlılık gereksinimi iş yaşamında yerini alıyor. İnsanlar zamanlarının büyük bölümünü, yaşamlarının önemli bir kısmını geçirdikleri işyerlerinde maddi beklentilerin ötesinde manevi tutarlılık da arıyor. Yönetim ve kişisel gelişim konularında her yıl yayınlanan çeşitli kitaplar özellikle doğu felsefesini işleyerek insanlara bakış açısı, yaşam felsefesi kazandırıyor. “Bak kardeşim, para kazanman için çalışman gerekiyor. Otur çalış...” deyip bırakmıyor. Kafaları gönülleri perçinliyor. Tutarlılık, gerekli. İnsanın kafasında tutarlılık olmadığında, aklı başında olamıyor. Motive olamıyor, huzurlu olamıyor. Dağınık ve rahatsız oluyor. Materyalist düşünce yetmiyor. 17 Aralık yüce Mevlana’nın maddi dünyadan ayrılış yıldönümüydü. Dünyada yeni yeni keşfedilen ve ilgi ile kabullenilen Mevlana, yaşama bakışıyla sağlam, tutarlı bir felsefeyi yerleştiriyor. Bir yandan insanın kahrolmasını, üzülmesini, rahatsız olmasını engelleyerek, diğer yandan maksimum yaşama sevinci, çalışma ve üretme isteği veren bir başka felsefe var mı acaba? Mevlana felsefesi sevgi üzerine kurulu. Işık ve sevgi; yani aşk üzerine. Herşey sevgi ile gerçekleşiyor. Çocuk gibi maksimum dikkat, özen ve gayret gerektiren bir varlık, proje olsa sorumluluğunu almaya çekineceğiniz bir varlık seve seve hizmet ettiğiniz, özen gösterdiğiniz bir cazibe merkezi olabiliyor. Bu, çoğu kişinin yaşadığı bir örnek. En azından insanlar, “Bu annem babam olan insanlar niye benimle ilgileniyor” diye bir düşünebilirler. Düşünmeliler ki onların buna hiçbir mecburiyetleri yok. Sadece sevdikleri için yapıyorlar. Bunu onlara sevgi yaptırıyor. Bilabedel. Hümanizm’in kurucusu Auguste Comte’un felsefesi de biraz Mevlana’yı andırıyor. Comte önce insanlık felsefesini sistematik olarak ortaya koyuyor. Sonra aşık oluyor. Ve aşık olduğu kişiyi yitirdiğinde farkediyor ki O’na duyduğu aşkı tüm insanlığa duyuyor hale gelse tüm insanlığı iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla kabullenecek hale gelecek ve bundan sonra yazdıkları insanlık aşkına dönüşüyor. Bizden önceki nesillerin ve bizlerin zihinlerini şekillendiren vatan aşkı, millet aşkı, Atatürk ve Cumhuriyet aşkının kökenleri bu felsefeye dayanıyor. Bu felsefe yaşamın olağan ve sıradan olup, kolay olmayan gerçeklerini hasarsız kabullenmede yararlı bir felsefe. Yine de yaşamın hep tatlı sürprizleri ile karşılaşmayı dileyelim. Ve içinde bulunduğumuz durumun değerini bilelim.Yeni yılda toprağa düşenlerin sadece bol kazançlar, sağlık, sıhhat, afiyet, barış, iyilik ve güzellikler olmasını dileyelim. Hepimize nice mutlu yıllar, kutlu bayramlar... |
|