|
||||
| İnsan kaynakları konularında okumaya
yeni başladığım yıllarda pek çok şey anlatıldıktan sonra bu tip
bir başlık açıldığını görmek çok tuhaf gelmişti. Meğer söylenenler
bana değilmiş. Beyaz, anglosakson, protestan adamlara anlatılıyormuş.
Bizi saymıyorlarmış.
Eskiden bilindiği gibi beyler çalışırmış. Bayanlar yeri dört duvar arasıymış. Hep sadece bizde böyle sanırız. Toplumumuza demediğimizi bırakmayız. Oysa dünya kesinlikle küresel. Dünyanın pek çok ülkesinde de durum aynıydı. Pek çok ülkenin hanımları oy hakkını bizlerden sonra kazandı. Pek çok ülkeden daha fazla bayan yönetici, akademisyen bizde var. Azınlıklar zaten vatandaşımız. Asla homojen toplum olmadık. Pek çok toplumun tarihinde yeralanların aksine, dillere de, dinlere de, kültürlere de dokunmadık. Mimari eserleri yıkmadık, kitapları yakmadık, soykırım yapmadık. Bir gün gelip bu alicenaplığı ile içinde bulunduğumuz azınlığı ezip geçecek hale gelse bile, çok kültürlülüğü, çokulusluluğu bırakmadık. İnsanların en iyisi, insanlara en çok iyiliği dokunandır felsefesi ile hiçbir toplumu küçük görmedik. Yaradandan ötürü yaradılanı sevdik. İstisnalar kaideyi bozmaz. Bir toplumun kaliteli insanı ile diğerinin ayak takımı ya da bir toplumun yüksek kültürlü olduğu dönem ile diğerinin düşük kültürlü dönemi karşılaştırılamaz, uygulama hataları, belirli kural sanılamaz. Özürlülerin durumu ülkenin genel durumunun bir parçası. Sağlam vatandaş ne kadar hizmet alabiliyor ki özürlü alsın. Böyle genç, sıkıntılara katlanabilen, ne olursa olsun kötülükten uzak durmaya çalışan bir toplumda, eksi bakiyeden, mucize gibi kurulmuş bir cumhuriyette hala zenginleşemedik, muasır medeniyet seviyesine erişemedik. Bunun sıkıntısını trafikte, devlet kurumlarında, kayıtdışı ekonomide, dizilerdeki mafya gündeminde heryerde görüyoruz. Buna da şükür ki bu kadar ortalığı karıştırma, içten ve dıştan müdahale bir başka ülkede olsa suç oranlarında inanılmaz artış olurdu. Hala insanlar barışı koruyor, hala komşu, hala dost. Görevlerin ve güçlerin ayrımı düşüncesiyle aynı paralelde olan, beyler çalışsın, hanımlar evden çıkmasın, işyerinde siyahlar, sarılar bulunmasın, özürlüler hiç bulunmasın eğilimi tarih oldu. Buraya kadar da dünya yeterince yara aldı. Disiplin, sadece disiplin üzerine, acımasızca kararlı tutumlarla ağacımız, toprağımız, suyumuz tehdit altında. Hiçbir yüzyılda olmadığı kadar canlı kıyımı oldu. Binyıllardır güven içinde duran gökyüzü bile tehdit altında. Umarım bir şekilde kurtarabiliriz. Biliyorsunuz, biz de çocuklarımız da, aynı dünyanın içindeyiz. Takımlara ayrılıp savaşma fikri, düşman sandığımız müşteriye muhtaç olduğumuzu farkettiğimizde sarsıldı. Düşman, düşman mı? Ürünümüzü alıyor, bize para veriyor. Heryerde rakip olgusu desteğe ihtiyacımız olduğunda, her yerde ekip arayışına dönüştü. Rakip sayılabilecek pek çok firma çeşitli projelerde işbirliği yapıyor. Ortak girişimler oluşturuyor. Güven olmaksızın adım atılamıyor. Kadınların işyaşamına girişi farklı bakış açıları kazandırdı. Bayanların iş yaşamında kültürel kimliklerinden uzaklaşıp, bayların kültürel özelliklerini fazlasıyla benimsediklerine dair ciddi iddialar olsa da hanımlar iş yaşamına daha esnek ve yapıcı bir tarz getirdi. Tanrı bile bebeği annesine emanet ettiğine göre yaşatılması gereken bir organizma olarak şirket elbette bayanların çok şey katabilecekleri bir yapı. Özürlülerin en rahat çalışabilecekleri alanlardan biri bilişim sektörü. Kafası, gözleri ve ellerini kullanabilen biri bir bilgisayar ile harikalar yaratabilir. Bilişim bu anlamda da önemli bir umut dünyası. Dünya değişiyor. Beyaz adamlar, bayanlar, azınlıklar, özürlüler birarada. Beraber üretiyoruz, beraber paylaşıyoruz. Artık kitaplarda ayrım yok. Bizim kitaplarımızda hiç olmadığı gibi, dünyada da artık yok. Ne mutlu bize ki dünya gelişiyor. Bir de ülkemizin ekonomisi refah düzeyi, yaşam kalitesi gelişse güzel bir modeli ispatlamış olacağız. Ümit... |
|