Lutfen Tiklayin

Denizde pupa yelken

Denizi sevmeyen var mıdır? Yakamozu seyretmeyi ya da dalgaların sesini dinlemeyi sevmeyen?.... Denizin maviliğindeki huzuru bir kez keşfettikten sonra ondan vazgeçebilen var mıdır? Asırlardır insanoğlunu kendine aşık etti deniz... Onu besledi, yaşattı. Bazen de üzerine büyük bir korku saldı. İnsanoğluna kurallarla yaşamayı öğretti.

Beliz Kudat

Tatlısert bir babaydı deniz. Bu yüzden pek çok efsaneye konu oldu.

Derler ki; denizin bu tatlı sert halinin sebebi Poseidon’dur. En büyük Yunan tanrısı Zeus’un kardeşi Poseidon. Deniz ve su tanrısı. Yeryüzünün kocası ve dünyanın efendisi. Okyanuslar altında kendine bir krallık kurdu. Güzel denizkızları onun krallığında yaşadı. En güzel şarkılarını Poseidon için söylediler. Ve denizkızlarının şarkısını bir kez dinleyen kişi, bir daha denizden vazgeçemedi. Denizciler, yelkenlerini hep şarkının geldiği yöne doğru açtılar.

Denizkızlarının şarkısına kulak verdiğinde Arif Gürdenli, 12 yaşındaydı. O şarkıyı dinledi ve denizden bir daha hiç vazgeçmedi. Bugün Novell Türkiye’nin genel müdürü olan Gürdenli, yelkenlisinden ayrılmadı.

Denizde yaşamayı öğrenmek çetin bir işti. Sonsuz bir özgürlük sunan deniz, bu özgürlük için bir de şart koymuştu: Disiplin.

Gürdenli’nin ailesi denizin bu şartını biliyordu. Bu yüzden oğullarını Galatasaray Yelken Kulübü’ne emanet ettiler. Gürdenli, o günleri şöyle anlatıyor:

“Yelken sporuna başlamam için beni ailem teşvik etti. Kulübe girdiğimde 1979 yılıydı. Daha 12 yaşındaydım. Şimdi kiminle konuşsam, çocuklarını yelken sporuna teşvik etmelerini öneriyorum. Çünkü birincisi, burada çok güzel bir sosyalleşme söz konusu. Güzel arkadaşlıklar kuruyor, nezih bir ortamda spor yapıyorsunuz. İkincisi sürekli doğayla başbaşasınız. Hep açık bir ortamdasınız, ufkunuz genişliyor. Size bir yelkenli veriliyor. Bir sorumluluk üstleniyorsunuz. O tekne, tümüyle sizin. Denizin ortasında bir başınasın. İstediğin yere gidebilirsin.”

Gürdenli’nin o yıllarda kurmuş olduğu arkadaşlıklar, bugüne kadar devam etmiş. Yelken sporunda arkadaşlıkların önemli olduğunu söylüyor Gürdenli. Çünkü yelkencilik bir ekip işi. “İşin ruhunda insan yatıyor. Yelkencilikte ekip çalışması herşeyin başında geliyor. En mükemmel teknolojiyle, en iyi tekneye sahip olabilirsiniz. Ama yelkenciliği becerebilmeniz için ekip çalışmasının çok iyi olması gerekir.”

Başarıya uzanan yol

Yelkenciliğin Gürdenli’nin hayatında oynadığı rol büyük. Okul ve iş hayatındaki başarılarında da yelkenciliğin getirmiş olduğu disiplin önemli bir rol oynasa gerek.

Ortaokul ve liseyi Kadıköy Anadolu Lisesi’nde tamamlayan Gürdenli, Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Okul yıllarında da başarılı bir öğrenci olan Gürdenli, dersleri ne kadar yoğun olursa olsun yelken sporuyla ciddi olarak ilgilendi. Daha ortaokul yıllarındayken Türkiye ikinciği ve üçüncülüğü gibi birçok ödül aldı. O zamanlar Türkiye yelken sporu yurtdışında fazla bir başarı gösterememişti. Gürdenli, o yılları şöyle anlattı:

“O yıllarda Türkiye’de yelkencilik çok yaygın değildi. Biliyorsunuz, insanımız deniz insanı değil, kara toplumuyuz. Aslında hala yelkencilik Türkiye’de yurtdışında olduğu kadar popüler değil. Şu anda ülkemizde lisanssız sporcularla birlikte yelkencilerin sayısı da 2 bin 500 - 3 bin kadar. Oysa nüfusumuza baktığınızda bu sayının en az 1 milyon olması gerekiyor. 1980’li yıllarda yelkencilikle çok daha yoğun bir şekilde ilgileniyordum. Gerek Türkiye’deki gerekse yurtdışındaki yarışmaların çoğuna katılıyorduk. 1980’li yıllarda 4 Türkiye, 4 tane ise Balkan şampiyonluğum oldu.”

Gürdenli’nin asıl amacı, olimpiyatlara katılmaktı. O güne kadar Türkiye’nin yelkencilik alanında olimpiyatlarda hiçbir başarısı yoktu. Gürdenli, var gücüyle olimpiyatlara hazırlanıyordu. Ve beklediği şansı 1988’de yakaladı:

“1988 yılında Türkiye Yelkencilik Federasyonu’nun da desteğiyle olimpiyatlara katıldık. O dönem Türkiye 1964 yılından beri yelkencilik alanında olimpiyatlara sporcu göndermiyordu. Biz onca yıldan sonra olimpiyatlara katılan ilk grup olduğumuz için büyük bir özen gösterildi. Sponsorlar bulundu ve bizim için özel bir kamp programı uygulandı. 1988 olimpiyatları Türkiye yelkencilik sporu için bir dönüm noktası oldu ve bizlere bir kapı açtı. 1988’de önemli bir sonuç elde etmedik. Bizim için bir hazırlık niteliğindeydi. Ancak 1992 Olimpiyatları daha başarılı geçti. Bu olimpiyatlarda 28 ülke arasında 11. oldum. Olimpiyat açısından iyi bir sonuç bu. 1992 Olimpiyatları’ndan sonra Türkiye’de insanlar bu iş için nasıl çalışılması gerektiğini öğrendiler. Doğru yapılırsa nasıl bir sonuç alınabileceğini gördüler. 2000 Olimpiyatları’nda ise arkadaşımız Enver, 8. oldu. Bayrağı bir kademe daha ileri taşıdı. İnşallah bir sonraki olimpiyatlarda daha başarılı sonuçlar elde ederiz.”

Gürdenli, olimpiyatlarda elde ettiği başarıları anlatırken gözlerinin içi parlıyor: “Olimpiyat onbirinciliğini dört balkan şampiyonluğuna tercih ederim” diyor.

Ve iş hayatı

Gürdenli, çeşitli bilişim şirketlerinde çalıştıktan sonra 12 yaşından beri takım arkadaşı olduğu Ozan Vakar ile ortak bir şirket kurdu. Vakar da Gürdenli gibi küçük yaşta yelkenciliğe başlamıştı ve birlikte birçok yarışmaya katılmışlardı. Proje bazlı çalışan şirket, Gürdenli’nin spor hayatının devam etmesi açısından önem taşıyordu. Gürdenli, yılın 5-6 ayında projeler üzerinde çalışıyor, geri kalan zamanlarda ise yelken sporuyla ilgileniyordu. Arkadaşların iş ortaklıkları bir süre devam etti; daha sonra Gürdenli, iş hayatına yalnız devam etmeye karar verdi. Novell Türkiye’ye genel müdür olarak atanıncaya dek Gürdenli, çalışmalarını Hewlett Packard Türkiye’de sürdürdü. Vakar ise hala, 32 bit adını verdiği şirketinde iş hayatına devam ediyor.

İş hayatlarında yolları ayrılsa da deniz ve yelkencilik tutkusu arkadaşların bağlılığını devam ettirdi. Gürdenli ve Vakar, sonraki yıllarda yine yelkenci olan diğer arkadaşlarıyla birlikte bir tekne satın aldılar.

Yelkenlinin adı “Portal”

Gürdenli ve arkadaşlarını buluşturan kuşkusuz yelkenciliğe olan merakları. Ancak arkadaşlar arasında bir ortak nokta daha var: Bilişim. Arkadaşların çoğu bilişim sektöründe çalışıyorlar. Bu nedenle 5 arkadaşın bir araya gelerek satın aldıkları 9 metrelik yelkenlinin ismi de “Portal” oldu. Arkadaşlar, Portal ile hala yarışlara katılmaya devam ediyorlar. Zaman bulduklarında ise keyif için denize açılıyorlar. Gürdenli ve Vakar’ın söylediğine göre bu tekne, yarışmalara katıldığında 6 ya da 7 kişilik bir ekibi barındırıyor. Ve teknedeyken ekip çalışması büyük bir uyum içinde devam ediyor.

Gürdenli ve arkadaşları, birçok yarışa birlikte katılırken yarışlar sırasında bir kaç kez de tehlike yaşıyorlar. Denizin şakasını olmadığını hatırlatıyor ve yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Biz kaç kez yalnız, bir kaç kez ise ekip arkadaşlarımla kaza anlattım. Bir defasında Manş Denizi’nde ciddi bir kaza atlattım. Avrupa Şampiyonası’ydı ve yalnız yarışıyordum. Fırtınanın ortasında teknem devrildi ve güçlü gel-git akıntıları nedeniyle sürüklenmeye başladım. Yarış parkurundan uzaklaştım ve yaklaşık 3 saat fırtınada dalgalarla boğuşmak zorunda kaldım. Deniz çok soğuktu ve artık titreme noktasına gelmiştim. Şansıma büyük bir motor yat oradan geçiyormuş. Yardım için yanıma geldi ancak yardım ederken neredeyse daha büyük zarar veriyordu. O büyük kütle benimle çarpıştı. ‘Biraz açıkta durun! Yoksa burada öleceğim!’ diye bağırdım. Neyse ki beni yata almayı başardılar. Orada gerçekten de çok korkmuştum.”

Gürdenli, bir diğer kazayı ise Vakar’ın da içlerinde olduğu arkadaşlarıyla atlatıyor. Marmara Denizi’nde bir yarışa katılan ekip, denizin ortasında fırtınaya yakalanıyor. Gürdenli, o günü “Korku filmi gibi birşey yaşadık” diyerek özetliyor.

“Yelkenlerimizde bir sıkışma oldu ve biz o fırtınaya rağmen yelkenlerimizi indiremedik. Bir anda pervaneye ip dolandı. Tekneyi kontrol edememeye başladık. Bu durum 2,5 saat kadar sürdü. Tesadüfen karaya değil de açığa doğru sürüklendik. Rüzgarın açısı biraz değişseydi kayalıklara çarpıp batacaktık. Bir yandan sürekli yıldırımlar düşüyordu. Eğer erken önlem alabilseydik bir sorun olmazdı. Yelkenlerimizi zamanında küçültseydik sorunsuz olarak durumu atlatırdık. Neyse ki bu kazadan da hasar almadan kurtulduk. Bu kazalardan öğrendiğimiz birşey var. Sorun anlarında hızlı karar verip biraz da McGayver’cılık oynamak gerekiyor. Ne yapıp edip elinizdeki aletlerle bir çözüm geliştirmeye çalışmalısınız. Tekneyi ise son dakikaya kadar terk etmemek gerekiyor. Çünkü açık denizde bir kütlenin görülmesi bir insanın görülmesinden daha kolay.”

Son macera Camel Trophy

Gürdenli, denizlerdeki son ciddi macerasını ise dünyaca ünlü Camel Trophy 2000 yarışında yaşadı. Camel Trophy’nin 20. ve sonuncusu olan bu organizasyon ilk kez önceki yıllardan farklı bir biçimde gerçekleştirildi. Daha önce vahşi ormanlardan ya da kızgın çöllerden oluşan uzun bir parkurda ciplerle gerçekleştirilen yarış, 2000 yılında ilk ve son kez yelkenlilerle gerçekleştirildi. Tongo Samua adalarında yapılan Camel Trophy’deki maceralarını Gürdenli şöyle anlatıyor: “Seçmelere Türkiye’den 6 bin kişi katıldı ve 38 gün süren seçmelerden sonra ben ve Serkan Koray’dan oluşan Türkiye takımı belirlendi. Trophy’ye 16 ülke katıldı. Biz Türkiye olarak altıncı olduk. Yarış dört etaptan oluşuyordu ve yaklaşık bin 500 deniz mili yol katettik. Samua adalrı inanılmaz güzeldi. Tekneyle etaptaki adalara varıp, oradaki parkurları tamamlıyor sonra yelkenliye geri dönüyorduk. Burada İngiliz ekibinin teknesi dalgalardan kırıldı. Allahtan biz herhangi bir kaza atlatmadan yarışı tamamladık. Yarışmanın birincisi ise Güney Afrika oldu. Gerçekten bizim için hoş bir deneyim oldu. Samua’dan dönmeyi hiç istemedim. Doğa o kdar güzeldi ki...”

Gürdenli, denize ve maceraya asla doymadığını belirtiyor. “Yelkenciliğin yaşı yok. Elim ayağım tuttuğu sürece bu sporu yapacağım” diyor. “Önümüzdeki yıl motorlu bir tekne alacağım. Bazıları ‘sen yelkenci adamsın, motorlu tekneyle ne işin olur?’ diyorlar. Ama ben bunu daha çok ulaşım için istiyorum. Evim Beşiktaş’ta. Karşıya geçerken bunu kullanabilirim.”

Gürdenli de tipik bir denizci... Anlaşılan o ki hayatının sonuna kadar denizkızlarının sesini dinleyecek.

belizk@interpro.com.tr