Lutfen Tiklayin

Kararlılık, mücadele ve başarı

Alcatel Teletaş Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Yenel bilindiği gibi bu yıl Alcatel International'da Başkan Yardımcılığı görevini de üstlendi. Bu atama Yenel için bir süpriz değil beklenen ve hatta biraz da geç kalınmış bir girişim. Lütfi Yenel, İstanbul’u bölgenin merkezi olması gerektiğini hep savunduğunu belirtiyor. Hedefi ise Türkiye’yi Alcatel içerisinde ilk 10 ülke arasına sokmak.

Güneş Kazdağlı

Çalışanları onu tek cümlede anlatıyorlar, “Her zaman ne istediğini bilir ve bunu çok güzel aktarır.” Bu tanım Alcatel Teletaş Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Yenel için. Gerçekten hayatı boyunca Yenel ne istediğini bildi. Şimdi dönüp geriye baktığında sadece iki konuda “keşke” diyor. Biri yurtdışına açılmayı daha erken yaşta yapabilmek diğeri ise yine daha erken dönemde tercihini telekomünikasyon alanında koyabilmek. Bunlar onun keşke ile başlayan cümleleri.

Lütfi Yenel, Tokat doğumlu. Ancak çok küçük yaşlarda ailesiyle birlikte taşındığı İstanbul’da öğrenimine başladı ve bu kentte üniversite dahil öğrenimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Yüksek Mühendisliği Akım bölümünden mezun oldu. İTÜ’nün son 5 yıllık mezunlarından. Sınavla girdiği okuldan 5 yıl sonra Yüksek Mühendis olarak mezun oldu. Üniversiteye 1967 yılında girdi. Elektrik Elektronik çok istediği bir bölümdü. İTÜ o yıllar deyim yerindeyse altın çağını yaşıyordu. Ankara ve İstanbul Üniversiteleri merkezi sistemle öğrenci alırken İTÜ’nün ayrı özel bir sınavı vardı. Liseden yeni mezun olan Yenel’in hayalini ise iki okul süslüyordu. Biri İstanbul Teknik Üniversitesi’ydi ve orada elektrik elektronik okumak istiyordu. Diğeri ise bugün hala hobileri arasında olan denizcilikle ilgiliydi. Yüksek Denizcilik Okulu da hayallerini süslüyordu. Sınavlara girdi. Merkezi sınav oldukça iyi geçmişti. Ama yüreği ve aklı diğer iki okuldaydı. Merkezi sınavdan iyi bir sonuç aldı ve hemen her okula girebiliyordu. İTÜ’nün sınavı ise çok parlak değildi. 

Sonuçlar açıklandı ve o yıl elektrik mühendisliği bölümüne kontenjanlar hariç 75 kişi alınacaktı. Kazanlar listesinde kendi adını 75’inci sırada gördü. Kaydını yaptırdı.

Okurken not ortalaması yüksek olduğu için yüksek mühendislik bölümüne geçti ve okulu bitirdi. Okulda kalma fikri Lütfi Yenel’e uzak değildi. Ancak üniversitede kalıp çalışmalar yapmak istediği kürsüde kadro doluydu. Boş olan ama Yenel’in o yıllarda tercih etmediği kürsülerden biri de telekomdu. Telekom o dönemler sadece telefon ve telgraf anlamına geliyordu. O nedenle kimsenin tercihi telekomdan yana olmuyordu.

Elektronik tercih edilen ilk konular arasındaydı.

“Bizim şirkette şu ismi gör”

“Askerlik yaşantımın güzel dönemlerindendir” diyen Lütfi Yenel belki istediği okullardan biri olan Yüksek Denizcilik Okulu’nda okuyamadı ama askerliğini Deniz Kuvvetleri’nde yaptı ve bu nedenle de o yılları yaşantısının mutlu hanesine kaydetti. Askerlik bitiminde ise iş görüşmelerine başladı;

“İş ararken görüşmelerden birini PTT Arla ile yaptım ve o sırada daha Teletaş olmamıştı. PTT Arla’nın o zaman başında herhalde Genel Müdür olarak Fikret Yücel vardı. Daha sonra Teletaş’ın Genel Müdürlüğü görevini üstlendi. Bizim için o dönemde, 1975 yılında İstanbul’da elektronik mühendisi olarak en fazla iş bulma olanağımız burasıydı. Burası sanki bir mühendislik okulu gibiydi. Heyecanlı bir yerdi ama ben ‘acaba özel sektörde ne yapabilirim’diye düşünüyor ve araştırıyordum. Tesadüfen bir ortamda Jak Kamhi ile karşılaştım. Ben o zamanlar genç, askerliğini yeni bitirmiş bir mühendisim. Jak Kamhi ‘bizim şirkette şu ismi gör’ dedi. Gittim ve Profilo’da televizyon kısmında çalışmaya başladım.”

Teletaş’tan “sizinle çalışamıyorum” diye özür dileyen Yenel iş hayatında 10 yıllık bir dönemi kapsayacak olan Profilo’ya böylelikle adım attı. Ama ilk yıllar çok kolay geçmedi. Herkes Yenel’i Kamhi’nin torpilliyle gelen bir mühendis olarak gördü. Aslında Jak Kamhi’yi hayatında bir kere görmüştü. Zaman geçtikçe iş arkadaşlarıyla ilişkileri düzeldi ve daha rahat bir ortamda çalışma imkanı buldu. “Profilo’da çalışmayı çok önemli bir kazanç olarak görüyorum” diyen Yenel bunun nedenini de şöyle açıklıyor; “1975 ve 1985’li yıllar arasındaki dönemde Profilo en dışa açık ve yabancılarla işbirliği yapan, ihracat konusunda oldukça büyük çabalar içerisinde olan bir kuruluştu. Büyüklük olarak da Türkiye’nin önde gelen bir kaç holdingden biriydi ve 10 yıllık dönem içerisinde farklı kültürlerle bezenmiş bir deneyimi kazanmış oldum. Kore, Japonya başta olmak üzere uzak doğu ülkeleri, Avrupa ve Amerika’daki birçok yerleşik kurumlarla işbirliği yaparak oradaki kültürleri alma imkanı buldum. Bunu çok önemli bir kazanç olarak görüyorum. Özellikle uzakdoğu kültürü ile batı kültürünün iyi taraflarını görüp onları iş hayatında uygulamanın önemli bir avantajı olduğuna inanıyorum. Ayrıca Profilo’nun kendi kültürü de çok önemlidir. Bugünkü ekonomik yapıyı orada görebilirsiniz. Çok agresif, hızlı büyümeyi arzu eden ve olmazı kabul etmeyen bir yapı. O bakımdan çok iyi bir okul olduğunu düşünüyorum.”

“Bir süre İzmir’de yaşanmalı”

Okul olarak gördüğü Profilo’dan sonra Lütfi Yenel yine hayatında önemli bir kilometre taşı olan Vestel’e geçti. Vestel’de de 10 yıl çalıştı. Vestel’in bir önemi de kesilen İzmir biletiydi.Yani çok küçük yaşta geldiği İstanbul’dan 10 yıl uzak kalacak ve İzmir’de yaşayacaktı. Bugün dönüp baktığında herkesin hayatında bir İzmir deneyiminin olması gerektiği görüşünde Yenel. İstanbul’un çok yoğun, dinamik, hareketli hayatı, insanı bezdiren trafiği, gürültüsü ve agresif iş hayatından sonra İzmir’i tam anlamıyla Yenel bir “nefes alma” olarak anlatıyor.

“1985-1995 yılları arasında Vestel’de çalıştım ve İzmir’de yaşadım. İstanbul’dan sonra bir süre İzmir’e alışamıyorsunuz. Fakat benim 10 yıllık hizmetimde gördüğüm şu var, insan mutlaka İzmir’de bir süre yaşamalı. Belki 10 sene fazla denebilir, ama iş hayatına baktığınız zaman özellikle bankacılık sektöründe İzmir’in önemli olduğunu görürsünüz. İzmir’den geçmek iyi oluyor, çünkü orada yaşamın farklı kalitelerini tanıyorsunuz. Akdenizli olmanın hoşluklarını yaşıyorsunuz. Kendinizi daha iyi tanıma şansını yakalıyorsunuz. O bakımdan İzmir’deki 10 seneyi büyük bir kazanç olarak görüyorum. Bir de eğer iş hayatınızdaki kariyerinizin erken seneleri ise küçük bir çevre olduğu için İzmir’de daha kolay o çevre içerisinde yer alabiliyorsunuz.”

Lütfi Yenel İzmir’le birlikte, çalıştığı dönemdeki Vestel’i de çok heyecanlı buluyor. Ve Vestel’de çalıştığı 10 yılı 5 artı 5 olarak iki bölüme ayırıyor. Asil Nadir’in en parlak dönemi olarak nitelendirilen ilk 5 yılı Vestel için çok hızlı büyüme dönemi olarak özetliyor Yenel.

1985 yılında göreve başladığında Vestel 6 ay gibi kısa bir süre önce kurulmuştu. Fabrika binası da bitmek üzereydi. Vestel için gerçekten o yıllar tam anlamıyla 5 yıldızlı büyüme dönemiydi ve sıfırdan Türkiye’nin özel sektördeki beşinci büyük şirketi haline yine o dönemde geldi. Ancak 5 yıl sonrası Asil Nadir’in yani Poly Pack’in krize girmesiyle birlikte parlak dönem yerini duraklama dönemine devretmeye başladı.

“ İlk 5 yıl hem teknolojiye hem de ihracata yatırım yapılan bir dönemdi. Birçok işbirliği o 5 yıl içerisine sığdı. O zaman Nokia daha televizyon üreticisiydi ve Nokia ile televizyon konusunda işbirlikleri vardı. İngiltere, Uzakdoğu ve İtalya’yla da işbirlikleri de söz konusuydu. Bir süre sonra Vestel ürünlerini kendi teknolojisi ile üretir hale geldi. Ancak 1990 yılından itibaren Asil Nadir’in krize girmesiyle şirkette kriz yönetimi dönemi başladı.”

Vestel’in satılmasından sonra 1995 yılında Yenel bu sefer İstanbul’a bir dönüş bileti aldı ve çok sevdiği İzmir’i geride bırakıp Alcatel Teletaş’ta göreve başladı. Alcatel Teletaş’ın Yönetim Kurulu Başkanı Yenel bilindiği gibi bu yıl Alcatel International'da Başkan Yardımcılığı görevine atandı.Güney Avrupa, Afrika, Ortadoğu, Hindistan'ı içine alan bölgenin Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Yenel, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan, KKTC, Özbekistan ve Kırgızistan'dan da sorumlu olacak. Bu atama Yenel için bir süpriz değil beklenen ve hatta biraz da geç kalınmış bir girişim. Lütfi Yenel, İstanbul’u bölgenin merkezi olması gerektiğini hep savunduğunu belirtiyor. Hedefi İse Türkiye’yi Alcatel içerisinde ilk 10 ülke arasına sokmak.

“Bir mask koleksiyonum var”

“Meslek hayatımda hep işimi severek yaptım”diyen Yenel bilişim teknolojileriyle uğraşan bir çok insanın meslekleriyle hobilerini birbirine karıştırdıklarını da söylüyor. Kendisi de hobileri için fazla zaman ayıramadığından şikayetçi. Ama keyifleri arasında denizin ayrı bir yeri var. Teknesiyle denizde yelken açmayı seviyor. Riski iş hayatında bırakmayı tercih ettiği için tüple değil şnorkelle dalmayı seviyor. Bisiklete binmek bir diğer hobisi.

“Bisiklet kullanmayı seviyorum. Sağlık açısından da çok faydalı bir spor ve kısa sürelerle yapabilme imkanınız var. İnsan bisikletin üzerinde rahat ve açık bir ortamda kendi kendine kalabiliyor, bilmediğiniz yerlere gidip, dolaşabiliyorsunuz. Rekabetçi sporları sevmiyorum. Kendi kendime kaldığım deniz ve bisiklet gibi konular beni daha çok çekiyor. Bu mesleğimle ilgili herhalde, iş hayatında rekabet o kadar yoğun yaşanıyor ki bir de sporda bunu yaşamak hoş değil benim için.”

Rekabeti taşımadığı özel hayatında Lütfi Yenel’in keyif aldığı bir diğer alan ise mask. Bir mask kolleksiyoni var ve şu anda dünyanın çeşitli yerlerinden toplanmış 40 maska sahip. İslam ülkelerinin dışında dünyanın hemen hemen her yerinde mask ve mask kültürü olduğunu belirten Yenel, bu maskları oturup seyretmenin kendisine büyük keyif verdiğini de söylüyor.

“İslam ülkeleri dışındaki bütün dünyada bütün kültürlerde mask var ve kültürel amaçlarla kullanılmış. Kimi tiyatroda, kimi dini törenlerde, kimi tedavi amaçlı kullanmış maskı. Örneğin İtalya’da muhteşem bir tiyatro mask koleksiyonu var. Oradaki yaratacılık insanı hayran bırakıyor. Afrika’da daha çok dini kabile reislerinin, kabiledeki büyücülerin kullandığı masklar var. Japonya’ya gidiyorsunuz yine tiyatro maskları ortaya çıkmaya başlıyor. Meksika’da bir takım tanrılar için yapılan masklar var.”

Yazıya çalışanlarının Lütfi Yenel için söyledikleri tanımla başladık. Evet, hep ne istediğini bildi ve mücadeleci oldu. “Bir ihaleyi kaybettiğimizde yeniden o ihale için çalışmayız defteri kapatırız. Hemen o durumdan başka bir ortama geçer ne yapacağımızı belirleyiz” diyen Yenel’e göre bu bir yarış değil mücadele. Genel anlamda mücadelenin paydası ise Türkiye’yi teknoloji ile tanıştırma ve yeni ekonomiyi oluşturma. Bu mücadelesini TÜSİAD’da üstlendiği aktif görevler ile de yerine getirmeye çalışıyor.

gunesk@interpro.com.tr