|
| Olimpiyatlar, bir kentin gurur kaynağıdır
ve tarihe kayıt düşmeyi kolaylaştırırlar. Tüm dünyanın bir
kentte buluşmasını sağlarlar. Yarışma odaklı da olsa, kaynaşmayı
sağlarlar. Bir kentin başına gelecek en güzel şeylerden biri de işte
bu yüzden olimpiyatlardır.
İstanbul ki olimpiyatlarının peşinden koşan bir kent. Bunun için az mücadele vermedik ve hala uğraşıyoruz. Dünya satranç devlerinin buluşması da bir olimpiyat ve sessiz sedasız İstanbul’da yapıldı. Sessiz sedasız diyorum çünkü, yüzlerce ülkeden binlerce sporcunun bu dev buluşması, sanki başka bir ülkenin etkinliği imiş gibi, ne medyadan ne de insanımızdan ilgi görmedi. Oysa satranç, tüm dünyada bilinen ve en eski zeka oyunlarından biri. Kasparov ile Deep Blue’nun karşılaşması, milyonların ilgisini çekebiliyor. İnsanlara “sebep sonuç” ilişkisi ve ileriyi görme gibi temel becerilerı vermede mükemmel bir araç sunuyor. Türkiye gibi eğitimi dönüşüme muhtaç bir ülke için bence bu fırsat harcadık. Gençlerimizin çok fazla gereksinim duyduğu “oyun ortamında öğrenme” bilincinin oluşmasına yardım edecek bir ortam yaratabilirdi. Satranç bilmiyor olabilirsiniz. Ancak her yaşta ve her seviyede oynanabilen bu oyunun geniş kitlelere yaygınlaşması için, olimpiyat, mükemmel bir ortamdı. Organizasyon yöneticileri, Türkiye’de böylesi mükemmel bir organizasyon için her fırsatta teşekkür ediyorlar. Söyledikleri: “Şimdiye kadar yapılmış olanların en iyisi” odağında. İstanbul er ya da geç bir olimpiyat kenti olacak. Satranç olimpiyatında gerek komite ve gerekse federasyon ile bu organizasyonu düzenleyen Türkiye Zeka Vakfı, üzerine düşenin fazlasını yaptı. Ancak görevini yerine getirmeyenleri de kayda düşmek gerekiyor ve sanırım bunların başında, futboldan ve yolsuzluktan öteye ufuk taşımayan medya geliyor. |
||||||||
|