Lutfen Tiklayin

Meltem Yaman
meltemy@altavista.com
Pozitif Danışmanlık

Şu on günlük süre...

Yaprakların renkten renge bürünmesi, sonbahar günlerinde hüzünlü bir zenginlik hissi veriyor. Sonbahar ilkbahar gibi yaşama sevinci vermiyor. Yaz gibi neşelendirmiyor. Kış gibi ‘Bahara az kaldı” dedirtmiyor. 29 Ekim’le 10 Kasım arasındaki şu on günlük süre ise alabildiğine yürek kabartıyor.

İş dünyasında, önemli gün ve haftalardan uzak; bir şirket vatandaşı olarak, maddi çalışmamız, insanlara teknik bilgiler aktarmamız beklenirken şu on günlük sürede bu olmuyor, olamıyor. Hele 29 Ekim günü rastgelip de olsa, Taksim Meydanı’ndan geçip Cumhuriyet Bayramını kutlamak için toplanmış temiz temiz gençleri görmüşsek. Her yerde güzelim ayyıldızlı bayrak gözümüze çarpıyorsa, “Beni hatırla” dercesine. Popçular bile 10. yıl marşını söylüyorsa. TV’de resmi geçidi izlemekten, marşları dinlemekten en az 1 saat kendimizi alamamışsak. Mustafa Kemal Atatürk devlet dairelerinin bahçelerindeki anıtlardan herbiri birbirinden anlamlı sözlerle sesleniyorsa, bize hedef belirleyen bu yüce insanın bizden ne kadar memnun olduğunu sorguluyor ve yanıt bulamıyorsak, bu yazıyı yazmak ve okumak durumundayız.

30 Ekim günü birbirinden bağımsız 5 kişi bayramımızı içtenlikle kutlamışsa, aynı akşam İTU Mezunlarının Geleneksel Arı gecesinde 1773’ten bugüne varolan Mühendishane’nin mühendisleri ile Atatürk’ün sevdiği şarkıları, Yıldız Sarayı’nda Hem Osmanlı Tuğrası hem Türk bayraği, hem de İTÜ flaması altında ATA’yı anarak dinlemiş ve O’nu yanımızda hissetmişsek; zamanın siyaset adamlarını en fazla uğraştıran iki zeki devlet adamının II. Abdülhamit ve Mustafa Kemal Atatürk’ün uzaktan zıt gibi görünse de gerçekte aynı tarafta, ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumakta olduklarını, o sarayda, o atmosferde strateji ürettiklerini düşünmüşsek; Atatürk gibi hem klasik müzik, hem Türk müziği, hem dans müziğini, her birinden zevk alarak dinlemişsek; yazar, ressam, müzisyen, akademisyen, bay-bayan mühendisler etrafımızdaysa, bunları paylaşmak zorundayız.

Dünyada Ar-Ge merkezleri kuruluyor. Laboratuvarlar oluşturuluyor. Yatırımcısıyla, araştırmacısıyla, pazarlamacısıyla her toplum bilimde yüksek bir noktada olmak için uğraşıyor. Herkesi pazarlamacı yapmaya çalıştığımız şu ortamda, önemli bir pazar olduğumuz kesin. Bu durum Ata’nın gösterdiği hedeflerle ne kadar tutarlı? “Ne mutlu Türküm diyene” diyerek tüm azınlıkları Türkiye Cumhuriyetinin bayrağı altında kucaklayan ve kültürel olarak başka toplumlarda yaşayanlarla biraraya geldiklerinde bunun anlamını gerçekten hisseden azınlıklarla birlikte çalışmak yerine, kısa zamanda çok sayıda anlaşma ile barış ve emniyet ortamı yaratmış olan Mustafa Kemal’e değil erişmek, yaklaşamayıp, sonradan yaratılmış ayrılık gayrılıkların bile üstesinden gelememiş olmak, ATA’nın bizi yönelttiği hedeflerle ne kadar tutarlı?

Değeri, anlattıkları, rüyası anlaşılamamış yalnız bir insan. Kimsenin düşüncesine erişemediği, algılayamadığı, makus talihimizi yenmiş, eski zaferlerin sürdürücüsü Yüce Ata’nın ölümsüz ruhu önünde saygıyla eğiliyorum. Onun, malı, mülkü, gururu, imkanları darmadağınık olmuş, bir avuç fedakar insanla gerçekleştirdiği mucizenin bir kısmını olsun bugün yaşamamızı diliyorum. Bunca fikir karmaşası içinde yitip gitmemizi engelleyecek esas unsurlardan biri olarak Ata’yı sık sık düşünmemizi öneriyorum. Cumhuriyet bayramımız kutlu, cumhuriyetimiz sürekli olsun. 10 Kasım’da sonsuz huzura kavuştuğunu anmamızdan sonra herbirimizin Atatürk gibi düşünmemizi, hissetmemizi, olmamızı öneriyorum. Ata’nın ruhu hep bizimle olsun.