Meltem Yaman
meltemy@altavista.com
Pozitif Danışmanlık

Barikat?

Dünyanın kötü, insanların da baştan kurban olduğunu düşünen bazı insanlar insan kaynakları departmanlarını da işi almalarına engel olan birer “barikat” olarak algılayabiliyorlar. Sanki insan kaynakları “Çanakkale geçilmez” dedi. Onlar da hücumlar düzenleyerek şirkete girmeyi deniyorlar.

“Bennn, kül yutmam” edasıyla çalışan barikat tipi insan kaynakları yöneticileri olabilir belki diye düşünsek bile, bu şirketin genel yönetimiyle muhtemelen paraleldir. Satış yaptıracağı satışçılara, çalışacak finansçılara, muhasebecilere hele hele programcılara, sistem destekçilere gereksinimi olan bir şirketin insan kaynakları yöneticilerinin “Sen geç, sen geçme, bana iyi davran, beni say, yoksa elerim seni” şeklinde bir tarzı olabilir mi? Olması çok zor... Özel sektörde insan kaynakları da şirketin işlerinin en iyi şekilde yürümesi için çalışmak durumunda olan bir departman... Eğer aksi ne bir işleyiş varsa bu muhtemelen şirketin genel kültürel yapısının bir parçası olabilir. Ya da sadece tesadüfi hatadır. Biliçli bir politika değil...

Yine de böyle yerlerin de olabileceğini kabul etmemiz gerekir. İnsan kaynakları birikim ister. İşler ve işlerin gerektirdiği profillere, kalifikasyonlara, kişilik tiplerine dair bilgi ister. İşletmenin her departmanında başka başka olan işlerin teknik gerekliliklerini algılayabilmek, kişinin psikolojisini, tutarlılığını, güvenilirliğini anlayabilmek, söylediklerini anlayıp söylemediklerini doğru sezebilmek tecrübe ister. İşin sezgi kısmı en zor yanıdır. Bilimsel yönetimin ölçülebilenin dışındaki bilgiyi hedefleyen bu yaklaşım usta olmayan insanların elinde tehlikeli bir silaha dönüşebilir. Bilimsel yönetim uğruna rafa kaldırılan bu yöntem, duygusal zeka, meditasyon, doğu felsefeleri gibi “new age” bilgilerinin popularitesinin artması ile geri döndü. Bilimsel yönetim ekolündeki yönetim danışmanlığının felsefesi “Ölçebildiğini ölç, sayabildiğini say, gözlemleyebildiğini gözlemle” idi. Teknik olarak yine yapılması gereken bu... Ancak bunun da ötesinde yalan makinesinden geçebilecek kadar duygularını kontrol edebilen usta yalancıların, testlerde kendilerini görünmek istedikleri gibi gösterebilen sahtecilerin, “aranan eleman”ı oynayan tiyatrocuların olduğu ortamda sezgilere de gerek vardır. Barikatı aşıp işi almaya hedeflenmiş insanlar olduğu gibi...

Gerçi o kadar çok kişi işlerin hatalı haline alışık ve doğrusunu o kadar ulaşılmaz görüyor ki, bu tip olayları duydukça “Bu memleket adam olmaz abi…” söylemine başlayıveriyor. İşlerin ciddi yapılması mümkündür. Mükemmellik olmasa bile, kişilerin mümkün olan en iyi şekilde çalışması, ellerinden gelenin en iyisini yapması beklenen bir davranıştır. Ya yüze gülüp arkadan konuşarak günü kurtarmak ya da dürüstlük adına “dan dun” konuşup iletişimi koparmak ikileminden başka uygulamalar da var. Kolay olduğunu iddia edemeyiz. Maskeli yaşamak çok kişi için daha kolay, ya da geçimsiz, “dan dun” olmak... Üstelik insanlar ne olduklarının da çoğu kez farkında bile değil. Durumu anlatmak da kolay değil.

Şimdi barikat aşma kitapları popüler olmaya başladı. Görüşmeyi geçmenin yollarını anlatan kitaplar. Bu durumda insan kaynakları sahtesi ile gerçeğini ayırdetme becerisi kazanmaya çalışacak. Hiçbir oyuncu sürekli rol yapamaz. Güzel Mevlana “Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol” diyor. Görüntünüzü beğenmiyor olabilirsiniz. İnsanın kendisiyle barışması ve kendisini “güzeltmesi” de zaman ister, emek ister. Ama tek yol “olmak”. Başka yol yok.

Bilişim sektörü iş bulma konusunda nasıl bir vaha ise diğer sektörler büyük oranda çöl. İnsan çok, iş az... Bilişimcilerin teknik bilgisi işi almak için yeterli. Ama “olmak” lazım, kesinlikle..