|
|
|
|
| Küçülen dünya, büyüyen sorunlar
Yeni bir yüzyılın eşiğinde insanlık bir silkiniş yaşıyor. 2000 yıllık geçmişini masaya yatırıyor günahıyla sevabıyla. İşte Expo 2000’de insanlığı bu silkinişe sürükleyen endişe ve kuşkuyu sezdim. Nuray Şuman 5 ay boyunca Almanya’nın fuar şehri Hannover’de ziyaretçilere açık olan Expo 2000, adeta küçük bir dünya. Dünyanın neredeyse tüm ülkeleri burada. Tarihiyle, doğasıyla, teknolojisiyle, kültürüyle, insanıyla, yemekleriyle, çarşı-pazarıyla, uygarlık seviyesiyle, dünyaya katkıları ile, müziği, resmi, tarihiyle, kısacası herşeyiyle. 100 hektarlık bir alana kurulan dünya haritasına baktığınızda içinizi değişik duygular kaplıyor. Adeta bir duygu seli Expo 2000. Dile kolay, 6 milyar dünyalı yaşıyor gezegende. Ve bu sayı 2054’te 9 milyarı bulacak. Gezegen ciddi bir tehdit altında. 21. yüzyılın çok çeşitli sıfatları var. İçinde bulunduğumuz yüzyıla iletişim ve bilgi çağı, insanlık çağı, barış çağı vb. isimler veriyoruz. Ama pek üzerinde durmadığımız bir gerçek bugünlerde bizi endişe ve kuşkuya sevkediyor. Bence içinde bulunduğumuz yüzyıl tam anlamıyla bir tüketim yüzyılı. Gezegende, çoğalan canlı sayısı ile birlikte doğa da bu tükeniş karşısında artık isyan etmeye başladı. Doğal kaynaklar her geçen gün azalıyor. Doğal kaynaklar tükendiği gibi yaşamın can damarı enerji de tükeniyor. Yaşamak için yeni kaynaklara gereksinim var. Öte yandan teknoloji her şeyi yeniden tanımlıyor adeta. Daha iyi, daha kolay bir yaşam vaat ediyor. Bilişim teknolojisindeki gelişmeler sayesinde sınırlar, zaman ve mekan ortadan kalkıyor. Dünya küçülüyor, küçük bir köye dönüşüyor. Bir yanda insanlığın teknolojideki akıl almaz ilerlemesi; bir yanda tükenen dünya… İşte Expo 2000’in ana teması bu. Yeni yüzyılın en önemli kaynağı, giderek azalan enerji. Expo 2000’de dikkat çekilen nokta, enerjisiz hiç bir şey olamayacağı. Yani kısacası enerji olmadan sağlık olmaz, eğitim olmaz, ticaret olmaz, teknolojik gelişme olmaz, ulaşım olmaz… Dünya tepyekun bir enerji üretimine girişmedikçe kaçınılmaz sona hızla ilerleyeceğiz. İşte bu noktada aslımıza dönmek tek çıkış yolu, yani doğaya dönüş. Hemen her ülke pavyonunda ekolojik dengenin korunması ve su teması ön plandaydı. Kimi ülkeler (örneğin Finlandiya ve Hollanda) kendilerine ayrılan alanda gerçek bir orman yaratırken kimi ülkeler de özgün hayvan ve bitki örtülerini 6 ay boyunca Expo’da yaşatıp sergiledi. Bazı ülkeler de doğanın maketini yapmakla yetinmişlerdi. Su teması da aynı ölçüde işlenmişti. Bazı ülke pavyonlarının duvarları boydan boya su akıntısı şeklindeyken bazı ülkelerde de adeta bir deniz yaratılmaya çalışılmıştı. Dünyanın içinde bulunduğu sorunlar çığ gibi büyüyor. Ekolojik dengenin bozulması, en ciddi konulardan biri. Su, hava, güneş, bitki, hayvan, yiyecek, yeraltı ve yerüstü doğal zenginliklerin tükenmesinin yanında belki de gelecekte tüm insanlığın karşısına dikiliverecek olan sorun, dünya insanları arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel ayrımın giderek açılması. Bir yanda 50, 100 yıl sonrasını bugünden yaratmaya çalışan bir toplum; öte yanda açlık ve yoklukla karşı karşıya kalan insanlar. Expo 2000’de bu uçurum açık bir şekilde hissediliyordu. Afrika ülkeleri ve Asya’nın bazı ülkeleri dünyanın batısındaki toplumun kat kat gerisinde. Yeni ekonominin yaratacağı toplum ise aradaki uçurumu daha da açacak. Dünyamız bu gerçeklerle karşı karşıya. Ancak insan, doğa ve teknoloji elele verip inanılmazı gerçekleştirebilir, evrene yeni bir yorum getirebilir. Tüm ülkeler bu üçlüye kendince değinip bir bakış açısı sunmuş. Doğa, insan ve teknolojinin ağırlığı yanında sağlık, eğitim, geleceğin iş yaşamı, bilgi, bilim gibi temalar da işlenmişti Expo 2000’de. Ağların ucundaki gelecek Gelecek temasının ağır bastığı salonlara yaptığım yolculuklarda odaklanılan konu, mobilite ve yapay zeka idi. Gelecekte iş yaşamı mobilitenin de yaygınlaşmasıyla birlikte klasik tanımını yitirip bağımlı çalışmadan yaratıcı ve verimli çalışma düzenine adım atıyor. İnsanlar artık standart üretim tipini yapay zekanın uygulamaları olan robotlara bırakacak ve daha çok yaratıcı ve proje bazlı işlere yoğunlaşacak. Böylece de ortaya yeni bir kavram çıkıyor: İnsanlar belli bir süre bir işin eğitimini alıp sonra ömürleri boyunca o işte çalışmayacak. Yaşadıkça eğitim modeli yeni ekonominin yaşam biçimi olacak. Zaman ve mekan bağımsızlığı ağlar sayesinde ortadan kalkarken ekip çalışması gündeme gelecek. Bütünleşik zeka kavramı da çokça işlenen konulardandı. Özellikle bilgi temasının işlendiği salonda Internet ve birbirine bağlı ekranlar yerine teknolojinin başka yansımalarıyla karşılaşmak mümkündü. Bütünleşik zekanın bana göre bir simulasyonunun yapıldığı kozmik bir evren canlandırılmıştı salonun birinde ve birbirine bağlı zeki bilgi yaratıkları da etrafta dolaşıyordu. Gelecekte gezegenimizi bunlar mı yönetecek dersiniz? Bu ‘canlılar’ bir bilgisayar yazılımıyla kontrol ediliyor ve radyo dalgalarıyla birbiriyle iletişim kuruyor. Bunlar da Expo 2000’in yaşayan bilgi canlılarıydı. Genetik de ayrı bir olgu olarak insanlığı etkileyecek bilimlerden biri olarak gösteriliyordu. Bu bilim dalı doğru kullanıldığı takdirde harikalar yaratacak, yanlış kullanıldığı takdirde evreni felakete sürükleyecek bir oyuncak olarak tanıtılıyordu. 2005’te arabalarımız kağıttan Gelecek temasını gerçeğe dönüştüren pavyonlardan biri de Japonya idi. İlk bakışta oldukça sade ancak içini dolaştığınızda sizi zaman makinesine bindirip 2005 yılına götüren ender yerlerden biriydi. Teknoloji adasından birinde 2005 yılını yaşatan Japonya burada, 2005 yılında Expo’da sergileyeceği kağıttan arabanın gerçek, çalışan bir protoipini sergiliyordu. Bununla çevreci yaklaşımını pekiştiren Japonya, polietilenden yaptığı arabanın içini de ağaçtan dekore etmişti. Bununla da kalmayan Japonya, ulaşım ve trafik sorununu kökten halleden bir akıllı ulaşım sistemini bilgisayar yazılımı ile anlatıyordu. Bu sistemde yollar, arabalar akıllı. Arabalar insanın müdahalesine gerek kalmadan kendisi gidiyor. Direksiyon, gerektiğinde bulunduğu bölmeden çıkarılıp kullanılabiliyor. Arabada videokonferans, Internet gibi tüm olanaklar mevcut. Araba kendi kendine giderken araç sahibi de günlük işlerini halledebiliyor. Tüm ayrıntılarıyla tasarlanmış sistemde başka ilgi çeken uygulama da araba otoparka girdiğinde nerede boşluk olduğunu bilmesi ve arabanın sistem tarafından sorunsuz park edilmesiydi. Teknolojinin son noktası bir yerde sergilenirken ütopya, cennet, mistisizm gibi kavramlar da unutulmamıştı. Hele Planet of visions pavyonunun girişinde oluşturulmuş cennet bahçesi ise görülmeye değerdi. Tavana asılı bulunan bahçenin suya bir yansıması oluşturularak ütopik ve mistik bir mekan yaratılmaya çalışılmıştı. Bir yanda tüm bunlar olurken öte yanda da dünyaya kıyısından köşesinden tutunmuş insan yerleşimlerinin varlığı ister istemez insanı üşütüyor. Expo 2000 bana bunları yaşattı. Belki de hepimizin silkinme ve kendine gelme dönemi geldi de geçiyor bile. Ne dersiniz? |
|