Kemal Balcı
kbalci@tr-net.net.tr
Gazeteci-Yazar

Dijital kültür

Jelatini yeni açılmış bir haftaya başlarken, bu yazı önünüze belki Internet ortamında ulaştı. Yok öyle değilse bile, elinize geçen bu gazetenin dijital bir ortamda hazırlandığını sanırım biliyorsunuz. Bir gün önce adam yerine "sayılmanın" dayanılmaz şehvetiyle rehavet içinde olsanız da, düşünün şöyle bir; yaşantımızı çepeçevre kuşatan dijital ortamla nasıl da içiçe girdik birdenbire?

Elimizde cep telefonu, cebimizde kredi kartı yoksa adam yerine konmuyoruz. Televizyonlar artık dijital. Filmler artık "aşırı gerçek" Evde, otomobilde radyo ve CD çalarlar dijital. Ofiste bilgisayar olmadan çalışmak anlamsız. Mektuplar bile el yazısı değil elektronik. Bankadan değil ATM'lerden para çekiliyor artık. Kimse hesap işlerinde dört işlemi kullanmıyor, çarpım tablosunu ezberlemek büyük külfet. Minik bir dijital hesap makinesi görüyor tüm işleri. Kolumuzdaki saati kurmak için parmaklarımızı yormuyor, arada bir hap kadar pilini değiştiriyoruz. Otobüs, tren, vapur biletleri artık akıllı. Elektirik, doğalgaz sayaçları dijital sistemde çalışıyor. Alışverişlerde fiyat etiketi değil barkodlar okunuyor bir çırpıda. Saymakla bitmez sayısal kültürün yaşantımızdaki yeri. Dj ler, Vj ler vs.vs.

Balık düşünmez ama bilir. İnsan, bilmez ama düşünebilir. Düşünün öyleyse. Bu kadar dijital bir kuşatma altındayken ne oldu. nasıl odu da biz ağa takılmış balık gibi tek tek sayılmayı içimize sindirebildik. Herşeyi bilen yönetenlerimiz balık gibidir; düşünmeyebilir. Ama sizler bir düşünün bakalım. Bu zillete nasıl katlanabildik?

Bizi küçük kırmızı balık sanan kaşalotlara inat, düşünmeliyiz. Bilmeyebiliriz ama öğrenmeliyiz. Nüfus sayımı için özgürlüğümüzün kısıtlanması yerine, sayısal nüfus ortamında özgürlüğün tadını çıkartabiliriz. Bunun için düşünmeli, düşünce özgürlüğünün kıymetini bilmeliyiz.

Siz bu yazıyı okurken ben, dağda, kırda, bayırda hafta sonu geçirmenin keyfini çıkartıyorum. Dudaklarımda Nazım Usta'nın mısraları; mırıldanıyorum:

Bugün pazar.

bu anda, ne kavga, ne hürriyet, ne karım

Toprak, güneş ve ben...

Bahtiyarım...