|
|
|
|
|||||||||||||
|
Enerji
yetersizliği – Bilişim yardımıyla hafifletilebilir mi? Ali
Akurgal Bu
kış enerji darboğazı ile karşılaşacağımız neredeyse kesin. En
azından bütün hazırlıklar enerji üretimimizin tüketimi -bugünkü
haliyle- karşılayamayacağı üzerine yapılıyor. İzliyoruz;
barajlardaki su miktarı kışı çıkartacak düzeyin altına inmiş,
doğalgaz hem ısınmaya hem de elektrik üretmeye birden yetmeyecek.
Bursa’daki doğalgaz santralinin aşırı soğuklarda kapatılması
gerekecek. Bir de bir santralin arızası olursa… Bu
kadar bıçak sırtında bir durumla karşı karşıyayız da gereksiz
yere çok enerji mi tüketiyoruz? İstanbul Sanayi Odası’nın derlediği
bilgilere göre çeşitli ülkelerin enerji tüketim miktarları Tablo
1’de gösteriliyor:
Toplam
enerji içerisinde elektrik enerjisinin ayrı bir yeri var. Elektrik,
-kesintisiz güç kaynaklarının aküleri dışında- depolanabilir bir
enerji türü değil. Kullanacağınız anda gerektiği kadar üretmek
durumundasınız. Elektrik enerjisinin ülkemize özel bir yanı ise, doğanın
bize sunduğu su kaynaklarının ülkenin bir ucunda, burada elde edilen
elektriğin kullanım yerinin de ülkenin öbür ucunda olması. Bu
nedenle elektrik iletimi sırasında yoldaki kayıp oranı yüksek. 1998
yılında kişi başına elektrik tüketimi 1,784 kWh/yıl olarak gerçekleşmiş.
Bu rakamın, 2005 yılında 2,600 kWh/yıl; 2010 yılında 3,700 kWh/yıl;
ve 2020 yılında da 5,500 kWh/yıl değerine ulaşması bekleniyor. Bir süre
sonra da OECD ülkelerinin 1996 ortalaması olan 7,501 kWh/yıl değerini
yakalamış olabileceğiz. Görülüyor ki, elektrik tüketiminde oldukça
gerideyiz Bu
rakamlar bize sürekli artan bir tüketim göstermekte. Ama görülüyor
ki, dünya ortalamasının da, arasına girmeyi hedeflediğimiz orta gelir
grubu ülkelerin de, bulunduğumuz bölgedeki ülkelerin de tüketiminin
çok altındayız. Birkaç olasılık akla geliyor: ya refah düzeyimiz düşük, üşüyoruz; ya enerjiyi herkesten daha verimli kullanıyoruz; ya az enerji ile yaşantımızı sürdürebilecek bir iklimde konuşlanmışız; ya da enerji kullanarak yaptığımız üretim pek az. Bunların
hepsinde gerçek payı var. 1998 yılı verilerine göre elektrik enerjisi
tüketiminin sektörlere dağılımı ve enerjiyi sağladığımız
kaynaklar incelendiğinde Tablo-2’deki paylaşım görülmekte. Tablo-2
İlk
bakışta göze çarpan, 1998’de döviz ödeyerek aldığımız doğalgaz
ile elde ettiğimiz elektriğin neredeyse tamamının “kayıplar”da
harcandığı. Reklam ışıkları, vitrin aydınlatması gibi tasarruf önlemlerinde
ilk akla gelenleri bir tarafa bırakın, ticarethaneler ile resmi
dairelerin tümünü alsanız, kayıpların yarısı kadar tüketimleri
yok.
Sakınmak
ile kaçınmak arasındaki fark bize enerjiyi katma değeri yüksek alanda
kullanmak, refah düzeyimizi korumak ve yükseltmek yolunu açacaktır. Yetersizliği
nedeniyle kıymete binen enerjinin fiyatını artırmak, ilk önlem olarak
en azından kamunun gelirlerini artırsa bile gerçek bir tasarrufa neden
olmayacak, aksine enerji kullanılarak üretilen katma değerin pahalılanmasına,
bu nedenle de bir kısım hizmet ve ürünlerin küresel rekabet karşısında
yerlerini koruyamamalarına neden olacaktır. Çözüm
enerjiyi akıllıca kullanmakta. Bir önceki enerji darboğazında slogan,
“gerekmiyorsa söndür” idi. Bu sloganı her elektrik anahtarının
yanına yazdık. Bir kısım devlet kuruluşlarında bunların hala
durmakta olduğunu görüyorum. Bu seferki darboğazda sloganı değiştirmeyi
öneriyorum: “gerekiyorsa yak”. Gerçi yarıya kadar su dolu bardağı
iki değişik görüşle tanımlamak gibi gelecek ama, “gerekiyorsa
yak” sloganının, uygulama görevini insanlara değil de Bilişim’e
verdiğinizde anlamı ortaya çıkıyor. Bilişim,
yaşamımızın giderek daha fazla kısmında bize yardımcı olmakta.
Yeni el atmaya başladığı bir alan da ev / işyeri konfor yönetimi
(home automation / building automation). Ülkemiz konutların konfor yönetimi
ile ilk defa merkezi ısıtma sistemlerinin doğalgaz dönüşümü yapılırken
tanıştı. Doğalgaz kazanları ya da yakıcıları (brülör) “dış
hava kompenzasyon paneli” denilen ve halk arasında “beyin” olarak
adlandırılan bir kısım denetleme / yönetme birimleri ile işletmeye
verildi. Bu olanağın sağladığı konfor fark yaratıyordu. Yöneticisi
olduğum apartmanın fuel oil yakan kazanına bu uygulamayı yaptırdığımda,
komşulardan biri yakınmıştı: “Sizin taktırdığınız cihazın pek
bir etkisini göremedik, bu yıl kış olmadı ki!”. O yıl İstanbul’un
bir hafta kar altında kaldığı bir kış yaşamıştık. Demek ki, komşumuz,
kendini içinde bulduğu konfor nedeniyle, dışarıda kış olduğunun
farkına bile varamamıştı. Üstelik yaktığımız fuel oil miktarı
bir önceki seneye göre azalmıştı; ne de olsa “Kış olmamıştı
ki!”. Bilişimin
enerji yönetiminde etkin olabileceği alan, kuşkusuz ısıtma ile sınırlı
değil. Aydınlatma, nem, havalandırma, güvenlik gibi unsurların tümü
yönetilebiliyor. Bunlardan ısıtma, ayrıca elektrik dışı enerji
kaynakları da kullandığı için ayrı bir önem ve dolayısıyla da öncelik
taşıyor. Sözünü ettiğim dış hava kompenzasyon panelleri, kullanıcının
belirleyeceği bir konfor ve bir ekonomi sıcaklığı temelinde ortamın
sıcaklığını düzenlemekteler. Bunların gelişmişleri büyük bir
yapının belli kısımlarını, örneğin güneş almayan kuzey tarafı
ile güneş alan güney tarafını ayrı ayrı yönetebilmekteler. Bilişim
teknolojileri kullanılarak kurulacak bir yönetim sisteminde istenirse
bir otelin yemek salonu yemekten bir saat öncesine kadar düşük sıcaklıkta
tutulabilir, ama servis sırasında konfor sıcaklığına çıkartılabilir.
Benzer şekilde, işyerlerinin çeşitli bölgeleri iş saatlerine, fazla
mesai ya da vardiyalı çalışma koşullarına göre ayrı ayrı ve bir
bilgisayardan akıllı bir grafik ekran üzerinden girilecek zaman çizelgesine
göre yönetilebilir. Bir otelin odaları kullanılmadığı zaman ekonomi
sıcaklığında tutulur. Yönetim sistemi tarafından, müşterinin,
rezervasyon yapılırken belirlenen giriş saatinde konfor sıcaklığına
gelecek şekilde önceden ısıtılmaya başlanır. Konutlarda ise, her
odanın, günlük hatta haftalık kullanım düzenine göre ayrı ayrı ve
değişik saatlerde değişik sıcaklıklara getirilmesi mümkündür. Kuşkusuz,
ısınmayı salt elektrikle ya da fosil yakıt türevleriyle elde etmek de
günümüze özgü bir düşünce. Bugün ısınma amacıyla hemen hiç
yararlanmadığımız bir enerji kaynağı güneş enerjisi. Güneş
enerjisi denilince akla ya su ısıtıcıları geliyor, ya da güneş
pilleri. Halbuki, bir yapının pencerelerindeki jaluzilerin enerji yönetimi
bilgisayarı tarafından açılıp kapatılması ile, yapının içine düşecek
güneş enerjisi, birinci elden bir ısıtma sağlayacaktır. Aşırı
parlak ışığı kıracak, fakat gelen ışığın istenen kısmını ısı
enerjisine dönüştürecek jaluzi türleri de bulunmaktadır. Bunlar hem
işyeri hem konutlar hem de otel gibi alanlarda kullanılabilir. İnsanların
sıcak ve soğuktan etkilenmelerinde belirleyici olan bir başka ortam şartı
da nem. İnsanlar, nem oranı yükseldikçe daha küçük sıcaklık değişikliklerine
duyarlı oluyor. Beri yanda kuru hava, çeşitli solunum yolu sıkıntılarına
yol açıyor. İnsanların yaşam ortamlarındaki nem oranını denetleyip
düzenleyerek, konfor etkisini kaybetmeden ortam sıcaklığını bir iki
derece azaltmak olası. Nem kontrolü böylece enerji tasarrufu sağlayıcı
yönüyle öne çıkıyor. Bina
yönetim sistemlerinde bir başka denetlenebilen unsur havalandırma. İşyerleri
gibi metrekareye düşen insan sayısının yüksek olduğu yerlerde, iç
havanın belli bir oranda dışarıdan alınan taze hava ile değiştirilmesi
gerekiyor. Konutlarda da daha düşük oranda olmakla birlikte böyle.
Ancak, içerideki konfor sıcaklığındaki havanın dışarı atılması
ve yerine, dışarıdan, mevsimine göre soğuk ya da sıcak hava alınması
ısı kaybına veya arzu edilmeyen ısı kazanımına yol açıyor. İç
havanın gerek oksijen, gerekse diğer unsurlarının denetlenerek
kalitesinin ölçülmesi, ve ancak gerekli olan kadar dış havanın içeri
alınması, bina yönetim sistemlerinin bir başka özelliği. Bilişimin
buradaki rolü, içeride soğuttuğunuz ya da ısıttığınız havayı
gereksiz yere dışarı salmayıp, enerji tasarrufu yapmak. Sanayi
dışında kullandığımız elektriğin büyük çoğunluğunu aydınlatmaya
harcıyoruz. Bina konfor yönetimi, ya da yaygın adıyla bina otomasyonu
günümüzde genelde en yaygın olarak aydınlatma yönetimi üzerine.
Bunun en yakınımızdaki ilkel örneği merdiven otomatiği. Mantığı
ise “gereksizse söndür”den de bir adım da daha geride “gerekince
yak, belli süre sonra söndür”. Artık büyük şirketler, mağazalar,
işyerleri aydınlatma sistemlerini bilişime emanet etmekteler. Yurt dışındaki
bir kısım uygulamalar, gün ışığını jaluzi yoluyla yöneterek, aydınlatmada,
olabildiğince doğal aydınlıktan yararlanmaktalar. Sıraladığımız,
yaşamımızı belli bir konfor düzeyinde sürdürebilmek için gerekli
ortam şartlarını denetlemek ve yönetmek için binalara ağlar kurmak
gerekiyor. Bilişim’de zaten her hizmet ağlar üzerinden sağlanmakta.
Bu ağların kurulması bir binada bir çok noktaya denetleme ve yönetme
uçlarının erişmesi anlamına geliyor. Hazır bu ağ kurulmuşken, bu
yolla güvenlik denetimini sağlamak da olası. İster aşırı sıcaklık
artışı veya alev ya da duman detektörleri ile yangına, ister vücut sıcaklığına
duyarlı algılayıcılar ile insan varlığını belirleyerek hırsızlığa
karşı denetim uygulamaları, çoğu büyük kuruluş ve bir kısım
banka şubelerinde zaten bulunmakta. Bilişimin
enerji yönetimine egemen olması ve bu yönetimi yerel ağlar üzerinden
sağlarken bir yandan da geniş alanda bir bütün olarak her yerden her
yere ulaşabilir olması, işinden evine gitmekte olan birisinin daha
yoldayken evini ısıtmaya başlamasına olanak sağlayacaktır. Dahası,
eğer bir kısıtlama yapmak söz konusu olsa, bugünkü şartlarda olduğu
gibi bir bölgenin tümünü karanlıkta bırakmak yerine, her yerde yalnızca
bahçe ve sokak aydınlatmalarında her dört lambadan birini söndürmek,
ya da elektrik tüketiminin tepe değerlere ulaştığı anlarda, acil bir
gereksinme olmadığı düşüncesiyle tüm ülkede çamaşır
makinelerini durdurmak gibi merkezi bir yönetim de olanaklı kılınacaktır. Bilişimin
enerji yönetimi alanında kullanılmasını özendirmek önümüzdeki yıllarda
giderek büyüyecek açık nedeniyle devletin bir politikası olmalı. İşyerlerinin
bu tür sistemler kurmaları durumunda giderlerini “masraf” olarak gösterip
vergi “matrah”ından düşmeleri yerine bir miktarının, örneğin
yarısının tahakkuk eden vergiden iade yoluyla karşılanması sağlanmalı.
Yeni
yapılacak işyerleri için yapı izin belgeleri verilirken projesinde
enerji yönetim sisteminin de olması aranmalı. Belli
büyüklükteki örneğin 20 daireden fazla konutlarda da oda oda ayrı
enerji yönetme yeteneğine sahip sistemlerin projede yer alması yapı
izni için şart koşulmalı. Enerji
yönetimine yönelik bilişim sistemlerinin ve denetim ve yönetim uç
birimlerinin satışından alınacak KDV düşürülmeli, örneğin yüzde
1 olmalı. Bizzat
devlet, resmi dairelere bu tür sistemler kurarak topluma örnek olmalı. Sıralanan
bu kadar özendirici önlem karşısında, ister istemez akla gelen soru
devletin bu özendirmelerden ötürü uğrayacağı gelir kaybı olacaktır.
Burada, anında bir geri ödeme söz konusu. Unutulmamalıdır ki, ülkemizde
tüketilen elektriğin yüzde 21’i faturalandırılamıyor. Bunun hemen
tümü yollardaki kayıplar. Eğer tüketim yerinde on birim enerji
tasarrufu sağlanmışsa, devlet ürettiği elektriğin yollarda heba olan
kısmından iki birim kazanacak demektir. Zaten faturalanamayan ve kayıp
olan bu enerjinin üretilmemesi, yukarıda sıralanan özendirici önlemlerin
tümünü kısa sürede geri ödeyecek büyüklüktedir. Enerji
yönetiminin, yalnızca tüketimin yüzde 28’ini oluşturan ticarethane,
konut ve devlet dairelerinde uygulanması ve yüzde 20 bir tasarruf sağlaması,
bu kış karşı karşıya kalacağımız açığın yarısını karşılamaktadır.
|
|