Enerji yetersizliği – Bilişim yardımıyla hafifletilebilir mi?

Ali Akurgal - Netaş

Bu kış enerji darboğazı ile karşılaşacağımız neredeyse kesin. En azından bütün hazırlıklar enerji üretimimizin tüketimi -bugünkü haliyle- karşılayamayacağı üzerine yapılıyor. İzliyoruz; barajlardaki su miktarı kışı çıkartacak düzeyin altına inmiş, doğalgaz hem ısınmaya hem de elektrik üretmeye birden yetmeyecek. Bursa’daki doğalgaz santralinin aşırı soğuklarda kapatılması gerekecek. Bir de bir santralin arızası olursa…

Bu kadar bıçak sırtında bir durumla karşı karşıyayız da gereksiz yere çok enerji mi tüketiyoruz? İstanbul Sanayi Odası’nın derlediği bilgilere göre çeşitli ülkelerin enerji tüketim miktarları Tablo 1’de gösteriliyor:

Bölgeler

Kg. Petrol eşdeğeri

Dünya ortalaması

1,684

Orta gelir grubu ülkeler

1,801

Avrupa ve Orta Asya

2,739

Türkiye

1,045

Toplam enerji içerisinde elektrik enerjisinin ayrı bir yeri var. Elektrik, -kesintisiz güç kaynaklarının aküleri dışında- depolanabilir bir enerji türü değil. Kullanacağınız anda gerektiği kadar üretmek durumundasınız. Elektrik enerjisinin ülkemize özel bir yanı ise, doğanın bize sunduğu su kaynaklarının ülkenin bir ucunda, burada elde edilen elektriğin kullanım yerinin de ülkenin öbür ucunda olması. Bu nedenle elektrik iletimi sırasında yoldaki kayıp oranı yüksek.

1998 yılında kişi başına elektrik tüketimi 1,784 kWh/yıl olarak gerçekleşmiş. Bu rakamın, 2005 yılında 2,600 kWh/yıl; 2010 yılında 3,700 kWh/yıl; ve 2020 yılında da 5,500 kWh/yıl değerine ulaşması bekleniyor. Bir süre sonra da OECD ülkelerinin 1996 ortalaması olan 7,501 kWh/yıl değerini yakalamış olabileceğiz. Görülüyor ki, elektrik tüketiminde oldukça gerideyiz

Bu rakamlar bize sürekli artan bir tüketim göstermekte. Ama görülüyor ki, dünya ortalamasının da, arasına girmeyi hedeflediğimiz orta gelir grubu ülkelerin de, bulunduğumuz bölgedeki ülkelerin de tüketiminin çok altındayız.

Birkaç olasılık akla geliyor: ya refah düzeyimiz düşük, üşüyoruz; ya enerjiyi herkesten daha verimli kullanıyoruz; ya az enerji ile yaşantımızı sürdürebilecek bir iklimde konuşlanmışız; ya da enerji kullanarak yaptığımız üretim pek az.

Bunların hepsinde gerçek payı var. 1998 yılı verilerine göre elektrik enerjisi tüketiminin sektörlere dağılımı ve enerjiyi sağladığımız kaynaklar incelendiğinde Tablo-2’deki paylaşım görülmekte.

Tablo-2


 

İlk bakışta göze çarpan, 1998’de döviz ödeyerek aldığımız doğalgaz ile elde ettiğimiz elektriğin neredeyse tamamının “kayıplar”da harcandığı. Reklam ışıkları, vitrin aydınlatması gibi tasarruf önlemlerinde ilk akla gelenleri bir tarafa bırakın, ticarethaneler ile resmi dairelerin tümünü alsanız, kayıpların yarısı kadar tüketimleri yok.


Planlar, yapılan santraller, artan tüketim karşılaştırıldığında, İstanbul Sanayi Odası’nın kaynaklarına göre 2003 yılından başlayarak yeterli enerjimiz olacak, ama daha sonra giderek artan bir açıkla karşı karşıya kalacağız.  (Grafik/1 )Hemen belirtmek gerek, hidroelektrik potansiyelimizin büyük kısmını kullanmamaktayız. Ülkemizin değerlendirilebilir hidrolik enerji kapasitesi 216 TWh/yıl olmasına rağmen bu kaynakların sadece yüzde 28’ini kullanmaktayız.

Sakınmak ile kaçınmak arasındaki fark bize enerjiyi katma değeri yüksek alanda kullanmak, refah düzeyimizi korumak ve yükseltmek yolunu açacaktır.

Yetersizliği nedeniyle kıymete binen enerjinin fiyatını artırmak, ilk önlem olarak en azından kamunun gelirlerini artırsa bile gerçek bir tasarrufa neden olmayacak, aksine enerji kullanılarak üretilen katma değerin pahalılanmasına, bu nedenle de bir kısım hizmet ve ürünlerin küresel rekabet karşısında yerlerini koruyamamalarına neden olacaktır.

Çözüm enerjiyi akıllıca kullanmakta. Bir önceki enerji darboğazında slogan, “gerekmiyorsa söndür” idi. Bu sloganı her elektrik anahtarının yanına yazdık. Bir kısım devlet kuruluşlarında bunların hala durmakta olduğunu görüyorum. Bu seferki darboğazda sloganı değiştirmeyi öneriyorum: “gerekiyorsa yak”. Gerçi yarıya kadar su dolu bardağı iki değişik görüşle tanımlamak gibi gelecek ama, “gerekiyorsa yak” sloganının, uygulama görevini insanlara değil de Bilişim’e verdiğinizde anlamı ortaya çıkıyor.

Bilişim, yaşamımızın giderek daha fazla kısmında bize yardımcı olmakta. Yeni el atmaya başladığı bir alan da ev / işyeri konfor yönetimi (home automation / building automation). Ülkemiz konutların konfor yönetimi ile ilk defa merkezi ısıtma sistemlerinin doğalgaz dönüşümü yapılırken tanıştı. Doğalgaz kazanları ya da yakıcıları (brülör) “dış hava kompenzasyon paneli” denilen ve halk arasında “beyin” olarak adlandırılan bir kısım denetleme / yönetme birimleri ile işletmeye verildi. Bu olanağın sağladığı konfor fark yaratıyordu. Yöneticisi olduğum apartmanın fuel oil yakan kazanına bu uygulamayı yaptırdığımda, komşulardan biri yakınmıştı: “Sizin taktırdığınız cihazın pek bir etkisini göremedik, bu yıl kış olmadı ki!”. O yıl İstanbul’un bir hafta kar altında kaldığı bir kış yaşamıştık. Demek ki, komşumuz, kendini içinde bulduğu konfor nedeniyle, dışarıda kış olduğunun farkına bile varamamıştı. Üstelik yaktığımız fuel oil miktarı bir önceki seneye göre azalmıştı; ne de olsa “Kış olmamıştı ki!”.

Bilişimin enerji yönetiminde etkin olabileceği alan, kuşkusuz ısıtma ile sınırlı değil. Aydınlatma, nem, havalandırma, güvenlik gibi unsurların tümü yönetilebiliyor. Bunlardan ısıtma, ayrıca elektrik dışı enerji kaynakları da kullandığı için ayrı bir önem ve dolayısıyla da öncelik taşıyor. Sözünü ettiğim dış hava kompenzasyon panelleri, kullanıcının belirleyeceği bir konfor ve bir ekonomi sıcaklığı temelinde ortamın sıcaklığını düzenlemekteler. Bunların gelişmişleri büyük bir yapının belli kısımlarını, örneğin güneş almayan kuzey tarafı ile güneş alan güney tarafını ayrı ayrı yönetebilmekteler.

Bilişim teknolojileri kullanılarak kurulacak bir yönetim sisteminde istenirse bir otelin yemek salonu yemekten bir saat öncesine kadar düşük sıcaklıkta tutulabilir, ama servis sırasında konfor sıcaklığına çıkartılabilir. Benzer şekilde, işyerlerinin çeşitli bölgeleri iş saatlerine, fazla mesai ya da vardiyalı çalışma koşullarına göre ayrı ayrı ve bir bilgisayardan akıllı bir grafik ekran üzerinden girilecek zaman çizelgesine göre yönetilebilir. Bir otelin odaları kullanılmadığı zaman ekonomi sıcaklığında tutulur. Yönetim sistemi tarafından, müşterinin, rezervasyon yapılırken belirlenen giriş saatinde konfor sıcaklığına gelecek şekilde önceden ısıtılmaya başlanır. Konutlarda ise, her odanın, günlük hatta haftalık kullanım düzenine göre ayrı ayrı ve değişik saatlerde değişik sıcaklıklara getirilmesi mümkündür.

Kuşkusuz, ısınmayı salt elektrikle ya da fosil yakıt türevleriyle elde etmek de günümüze özgü bir düşünce. Bugün ısınma amacıyla hemen hiç yararlanmadığımız bir enerji kaynağı güneş enerjisi. Güneş enerjisi denilince akla ya su ısıtıcıları geliyor, ya da güneş pilleri. Halbuki, bir yapının pencerelerindeki jaluzilerin enerji yönetimi bilgisayarı tarafından açılıp kapatılması ile, yapının içine düşecek güneş enerjisi, birinci elden bir ısıtma sağlayacaktır. Aşırı parlak ışığı kıracak, fakat gelen ışığın istenen kısmını ısı enerjisine dönüştürecek jaluzi türleri de bulunmaktadır. Bunlar hem işyeri hem konutlar hem de otel gibi alanlarda kullanılabilir.

İnsanların sıcak ve soğuktan etkilenmelerinde belirleyici olan bir başka ortam şartı da nem. İnsanlar, nem oranı yükseldikçe daha küçük sıcaklık değişikliklerine duyarlı oluyor. Beri yanda kuru hava, çeşitli solunum yolu sıkıntılarına yol açıyor. İnsanların yaşam ortamlarındaki nem oranını denetleyip düzenleyerek, konfor etkisini kaybetmeden ortam sıcaklığını bir iki derece azaltmak olası. Nem kontrolü böylece enerji tasarrufu sağlayıcı yönüyle öne çıkıyor.

Bina yönetim sistemlerinde bir başka denetlenebilen unsur havalandırma. İşyerleri gibi metrekareye düşen insan sayısının yüksek olduğu yerlerde, iç havanın belli bir oranda dışarıdan alınan taze hava ile değiştirilmesi gerekiyor. Konutlarda da daha düşük oranda olmakla birlikte böyle. Ancak, içerideki konfor sıcaklığındaki havanın dışarı atılması ve yerine, dışarıdan, mevsimine göre soğuk ya da sıcak hava alınması ısı kaybına veya arzu edilmeyen ısı kazanımına yol açıyor. İç havanın gerek oksijen, gerekse diğer unsurlarının denetlenerek kalitesinin ölçülmesi, ve ancak gerekli olan kadar dış havanın içeri alınması, bina yönetim sistemlerinin bir başka özelliği. Bilişimin buradaki rolü, içeride soğuttuğunuz ya da ısıttığınız havayı gereksiz yere dışarı salmayıp, enerji tasarrufu yapmak.

Sanayi dışında kullandığımız elektriğin büyük çoğunluğunu aydınlatmaya harcıyoruz. Bina konfor yönetimi, ya da yaygın adıyla bina otomasyonu günümüzde genelde en yaygın olarak aydınlatma yönetimi üzerine. Bunun en yakınımızdaki ilkel örneği merdiven otomatiği. Mantığı ise “gereksizse söndür”den de bir adım da daha geride “gerekince yak, belli süre sonra söndür”. Artık büyük şirketler, mağazalar, işyerleri aydınlatma sistemlerini bilişime emanet etmekteler. Yurt dışındaki bir kısım uygulamalar, gün ışığını jaluzi yoluyla yöneterek, aydınlatmada, olabildiğince doğal aydınlıktan yararlanmaktalar.

Sıraladığımız, yaşamımızı belli bir konfor düzeyinde sürdürebilmek için gerekli ortam şartlarını denetlemek ve yönetmek için binalara ağlar kurmak gerekiyor. Bilişim’de zaten her hizmet ağlar üzerinden sağlanmakta. Bu ağların kurulması bir binada bir çok noktaya denetleme ve yönetme uçlarının erişmesi anlamına geliyor. Hazır bu ağ kurulmuşken, bu yolla güvenlik denetimini sağlamak da olası. İster aşırı sıcaklık artışı veya alev ya da duman detektörleri ile yangına, ister vücut sıcaklığına duyarlı algılayıcılar ile insan varlığını belirleyerek hırsızlığa karşı denetim uygulamaları, çoğu büyük kuruluş ve bir kısım banka şubelerinde zaten bulunmakta.

Bilişimin enerji yönetimine egemen olması ve bu yönetimi yerel ağlar üzerinden sağlarken bir yandan da geniş alanda bir bütün olarak her yerden her yere ulaşabilir olması, işinden evine gitmekte olan birisinin daha yoldayken evini ısıtmaya başlamasına olanak sağlayacaktır. Dahası, eğer bir kısıtlama yapmak söz konusu olsa, bugünkü şartlarda olduğu gibi bir bölgenin tümünü karanlıkta bırakmak yerine, her yerde yalnızca bahçe ve sokak aydınlatmalarında her dört lambadan birini söndürmek, ya da elektrik tüketiminin tepe değerlere ulaştığı anlarda, acil bir gereksinme olmadığı düşüncesiyle tüm ülkede çamaşır makinelerini durdurmak gibi merkezi bir yönetim de olanaklı kılınacaktır.

Bilişimin enerji yönetimi alanında kullanılmasını özendirmek önümüzdeki yıllarda giderek büyüyecek açık nedeniyle devletin bir politikası olmalı.

İşyerlerinin bu tür sistemler kurmaları durumunda giderlerini “masraf” olarak gösterip vergi “matrah”ından düşmeleri yerine bir miktarının, örneğin yarısının tahakkuk eden vergiden iade yoluyla karşılanması sağlanmalı.

Yeni yapılacak işyerleri için yapı izin belgeleri verilirken projesinde enerji yönetim sisteminin de olması aranmalı.

Belli büyüklükteki örneğin 20 daireden fazla konutlarda da oda oda ayrı enerji yönetme yeteneğine sahip sistemlerin projede yer alması yapı izni için şart koşulmalı.

Enerji yönetimine yönelik bilişim sistemlerinin ve denetim ve yönetim uç birimlerinin satışından alınacak KDV düşürülmeli, örneğin yüzde 1 olmalı.

Bizzat devlet, resmi dairelere bu tür sistemler kurarak topluma örnek olmalı.

Sıralanan bu kadar özendirici önlem karşısında, ister istemez akla gelen soru devletin bu özendirmelerden ötürü uğrayacağı gelir kaybı olacaktır. Burada, anında bir geri ödeme söz konusu. Unutulmamalıdır ki, ülkemizde tüketilen elektriğin yüzde 21’i faturalandırılamıyor. Bunun hemen tümü yollardaki kayıplar. Eğer tüketim yerinde on birim enerji tasarrufu sağlanmışsa, devlet ürettiği elektriğin yollarda heba olan kısmından iki birim kazanacak demektir. Zaten faturalanamayan ve kayıp olan bu enerjinin üretilmemesi, yukarıda sıralanan özendirici önlemlerin tümünü kısa sürede geri ödeyecek büyüklüktedir.

Enerji yönetiminin, yalnızca tüketimin yüzde 28’ini oluşturan ticarethane, konut ve devlet dairelerinde uygulanması ve yüzde 20 bir tasarruf sağlaması, bu kış karşı karşıya kalacağımız açığın yarısını karşılamaktadır.

akurgal@netas.com.tr