IBM kültürü ve bu kültürün insanı

Bundan tam 40 yıl önce bir Eylül günü tanıştı Türkiye O’nunla. Yanıp sönen 2 bin kadar lambası ile oldukça hantal bir makineydi. Bu garip görüntüsüne rağmen çok hızlıydı. Bir kişinin 20 günde yaptığı işi o tek başına 1 saatte yapıyordu. O yüzden halk O’na “Elektronik Beyin” adını verdi. Ama gerçekte O’nun adı IBM 650’ydi.

Güneş Kazdağlı

Türkiye bilgisayarı o garip makineyle IBM 650 olarak tanıdı. IBM, o dönem, bir markanın değil bilgisayarın adıydı. Henüz bilgisayar sözcüğü yoktu. O yüzden insanlar birbirlerine “Sizin IBM’iniz ne marka?” diye soruyordu. Siyah takım elbiseli genç adamlarla, koyu renk döpiyesli güzel hanımlar sadece bu sorunun cevabını vermekle kalmadılar, aynı zamanda IBM’i Türkiye’ye sevdirmeyi başardılar. Türkiye 40 yıl önce tanıştığı IBM ile dostluğunu hala sürdürüyor. Bu dostluğun temelinde Türk insanının vefası kadar IBM’in titizlikle uyguladığı kendine has ilkeleri bulunuyor. Bunların da en başında IBM kültürü geliyor. İşte bu kültürün baskınlığından olsa gerek özellikle orta yaş ve üstü çalışanlarında sadece sabah 9 akşam 5 mesaisinde değil hayatın her alanında bu kültürün izlerine rastlamanız mümkün.

O kültürün bugünkü temsilcisi Hüseyin Kızıltay. Hüseyin Kızıltay İstanbul’da doğdu; İstanbul Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Türkiye’nin IBM’i tanımasından tam 16 yıl sonra 1976’da O, IBM’le tanıştı.

Üniversite yıllarında staj yaptıysanız, stajın her öğrenci için ne kadar önemli olduğunu siz de bilirsiniz. Staj önemlidir. Çünkü mesleğe, yapacağınız işe ‘merhaba’ ya da ‘elveda’ demenin ilk aşamasıdır. 20’li yaşlarda dünyayı yeniden kurmak da, gemileri yakmak da çok kolaydır. Bunu başaramayanları ise yine o yaşlarda hiç anlamazsınız. Kızıltay için de öyleydi. Stajını yaptığı IBM ofisinde iki konu çok dikkatini çekmişti. Bunlardan biri; çalışanlar özgürdü, patron yoktu. İkincisi; her tarafta sindirilmiş bir profesyonellik vardı.

Hüseyin Kızıltay da tam böyle bir ortamı hayal eden bir gençti. Daha üniversite yıllarında “Bir çalışma yerinde eğer sermayedar değilsem özgürlüğümü nasıl sağlarım?” sorusunu kendine sorabilmişti. İşte bu sorunun yanıtını stajını yaptığı IBM’de aldı Hüseyin Kızıltay:

“Öncelikle özgürlük benim için çok önemliydi. IBM’de staj yaptığımda insanların ne görevde olurlarsa olsun birey olarak başlı başına bir varlık olarak kabul edildiklerini gördüm. Benim için özgürlük, tanımlanmış ve kabul edilmiş bir iş varsa, onu alıp kendi bildiğim şekilde götürmem. Bu arada çalışmaya devam ettiğim müddetçe beceri ve kariyer planın olması, iş değiştirmek istediğim zaman birilerinin benimle ilgilenip bana yardımcı olması veya onların beni yönlendirmesi, karar verme kabiliyetimin olması, işimle ilgili kendi başıma iyi şeylerden sonuç almam, kayıbın da kazançın da eşit şekilde değerlendirilmesi... çok büyük bir özgürlük. Bu 21 senedir hiç değişmedi. Ayrıca profesyonelliğin en etkin olduğu şirketlerden bir tanesiydi IBM. Bunlar benim için bağlayıcı faktörler oldu ve o yüzden 21 yıldır bu şirkette çalışıyorum. “

Bir yıl sonra Genel Müdür olurum diye düşündüm

Hüseyin Kızıltay stajını yaptığı IBM’i çok beğendi. Kendisinin çalışabileceği bir yerdi orası. Ama mezuniyet sonrası IBM yerine, çok kısa bir süre başka bir işte çalışmak zorunda kaldı. Ama aklında hep IBM vardı. Orayı istiyordu. İstediğini kısa süre sonra elde etti. Stajla “merhaba” dediği bu iş yerine bir çalışan olarak geri döndü. Mutluydu. Bütün gücüyle çalışmaya başladı. IBM’de bir yıl çalıştığıktan sonra bir gün IBM’in Genel Müdürü olabileceğine inandı. Ama çalıştığı yıllarda genel müdürlük konusuna çok kilitlenmedi. Nasılsa zamanı gelince olacaktı. Genel Müdürlük teklifinin geldiği dönem de ise bu görev için bir iki yıl erken olduğunu düşündü.

Ancak bu göreve geldiği zaman kendine ve IBM’e olan inancı iyice arttı. O yıllarda “Genel Müdür olarak neler yapmayı düşünüyorsunuz?” sorusuna yanıt verirken IBM’e olan inancını ortaya koyuyordu: “İş değişimi konuşuluyorsa bir sürü şey yapmaya çalışacağız. Ama IBM’in öyle özellikleri var ki onları değiştirmek değil devam ettirmek temel felsefem olacak.”

Hüseyin Kızıltay’ın, devam ettirmeyi temel felsefe olarak benimsediği özelliklerin başında çalışanların özgürlüğü ve profesyonelliği geliyordu. Staj döneminde benimsediği IBM’in bu özellikleri gerçekten korundu ve değişmedi. Ama dışarda bir başka gerçek yaşanıyordu. Bilişim sektöründeki değişim başdöndürücüydü. Artık işe aldığınız ya da birlikte iş yaptığınız insanlar farklı bir jenerasyonun temsilcisiydi. Bu jenerasyon için ne koyu renk takım elbisenin, ne çalışma saatinin ne de çalışma yerinin önemi vardı. Çünkü bilgisayarlar bilgiişlem merkezlerinden kurtulmuş özgürlüklerini ilan etmişlerdi. Bu özgürlük çok kısa sürede çalışanlara da bulaştı.

“IBM olarak 3-4 yıldır inanılmayacak değişiklikler yapmaya çalışıyoruz. Ben de bütün gücümle buna çalışıyorum. Bu değişimi iki nedenle yapıyoruz. Biri jenerasyonlar değişiyor ve daha genç bir grup var. İkincisi her gelen nesil kendi dönemiyle birlikte geliyor. Çalışma şekilleri, prensipler, düşünceler değişiyor. Bugün sözleşmeli çalışanları da dahil edersek şirketin yaş ortalaması herhalde 28-29. Yepyeni bir nesil ile karşı karşıyayız. Örneğin Bilişim etkinliklerinde eskiden klasik bütün şirketlerin yaptığı gibi ürün göstermeye çalışırdık. Bu yıl Hava- e partisi düzenledik. Ayrıca şirkette kıyafet zorunluluğunu kaldırdık. Tabi müşteriye gerektiği şekilde gidiliyor ancak şirket içinde işi varsa giyim açısından son derece özgür. Düşüncemiz şirketin her değişime açık olması. Bütün bunları yaparken çalışma prensiplerimiz hiç değişmeyecek. IBM her zaman büyümek isteyen ve mutlu insanların çalıştığı bir şirkettir. Kolay mı derseniz inan ki kolay değil. Çünkü hızla büyüyen ve değişen, her gün yeni bir yol alan bir endüstrinin içindeyiz. Ayrıca bu endüstrinin sınırları da pek kalmadı. Çok hızlı değişen bir ortama IBM olarak uymak zorundayız.”

IBM’in de Hüseyin Kızıltay’ın da en büyük zorluğu hem bu değişime ayak uydurmak hem de IBM'’n değişmez ilkelerini sürdürebilmekti. Onlara göre herşeye rağmen IBM kültürü yaşamalıydı. Hüseyin Kızıltay bunca değişimin ortasında işte bu zoru başarıyor. IBM kültürünü yaşatmaya çalışıyor.

Emekli olunca sivil toplum örgütlerinde çalışacağım

Stajla başlayıp Genel Müdürlüğe kadar yükselen bir iş çizgisinde emeklilik sanıyorum çok fazla düşünülmez. Ortada sevilen bir iş ve takım arkadaşlığının keyfi varsa aradaki 21 yıl da sadece takvimlerde kalır. Hüseyin Kızıltay için de öyle olmuş.

Ama emekli olunca yapacakları da aklında. Bir kere IBM’in dışında başka bir iş yerinde çalışmayı hiç düşünmüyor. Bodrum’da yazlık bir ev emeklilik günlerinin olmazsa olmaz şartlarından biri. İkincisi bir sivil toplum örgütünde çalışmak. IBM’de 21 yılınçok genel özeti olan yönetim ve sorun çözmede kazandığı beceriyi değişen Türkiye’de sivil toplum örgütleri için kullanmak istiyor.

Kızıltay’ın değişmeyen ilkesi yaptığı işten keyif alması. Üstelik bu keyif sadece işle de sınırlı değil. Hayatı boyunca insanların mutlu ve keyifli yaşaması gerektiğine inandığını söyleyen Kızıltay tekdüzelikten de hoşlanmadığını belirtiyor ve insanların birden fazla hayatları olduğuna inanıyor. İşte bu inançtan olsa gerek özel hayatıyla iş hayatını hiç birbirine karıştırmadığını belirtiyor. Bu sadece Hüseyin Kızıltay için de geçerli değil.

“Asla işteki bir sorunu eve taşımam. Çünkü taşıyınca sorunu uzatmış oluyorum. Ayrıca IBM kültüründe de evde iş konuşmak yoktur. Canım sıkkın olarak eve gittiğimde mutlaka üstümü değiştiririm ve yemeğe gideriz. En sorunlu konularda bile ertesi sabah işe yüzde yüz unutmuş dönerim. Daha önceki görevlerimde problemlere takılmış bir şekilde kalıyordum. Ama en üst düzey profesyonel olduğunuz zaman unutmayı, affetmeyi, ortaya konan kazanç ve problemden ders alıp onu arkadaşlarınıza göstermeyi bilmek zorundasınız.”

Hüseyin Kızıltay çözülenemeyecek bir sorunun varlığına da inanmıyor. O’na göre her problemin mutlaka bir çözümü var. Tabi sağlık sorunlarını bu çözümlerin dışında tutuyor. En çok üzüldüğü konuların başında ise büyük bir titizlikle hazırlandıkları ve alamadıkları projeler geliyor. Ayrıca hiç ummadığı bir iş arkadaşının istifa etmesine de üzülüyor;

“Bir arkadaşımın sağlık problemleri olursa ve çözümü de mümkün değilse ondan daha fazla üzüntü duyacağım bir başka şey olmaz. Bazen çözemediğimiz şeylerden bir tanesi iyi ve başarılı insanlar çok çabuk kariyer peşinde olmaları ve işten ayrılmaları. O yüzden üzüldüğüm çok insan olmuştur. Şahsen Hüseyin Kızıltay olarak üzülmüşümdür yoksa sistem çalışır.”

“İnsanlarımız” köşemizde belki ilk defa kişi yerine kurum kimliği ön plana çıkıyor. Ama bu IBM ve Hüseyin Kızıltay olunca kaçınılmaz bir sonuç. Kurum kimliği öylesine ön plana geçmiş ki, hemen herşeyi arkasına alıyor. IBM’i ziyaret ettiğinizde insanlar orada sadece o kurum için varmış hissine kapılıyorsunuz. Söz konusu o kurumun Genel Müdürü olunca durum bir kat daha belirginleşiyor. IBM kültürünün temsilcisi kendi kişiliği ve kimliği yerine kurumun kimliği ile kamuoyuna çıkmayı tercih ediyor. Bu da bir IBM kültürü olsa gerek.

gunesk@interpro.com.tr