Hayat artık Türk Telekom

İbrahim Alptürk, 1955 yılında Erzurum’da doğdu. İlkokulu üç ayrı okulda bitirdi. İlkokulda soyadını bilmediği için bir başka İbrahim’in yerine bir hafta başka bir sınıfta okuduğunu gülerek anlatıyor. “Öğretmenimiz İbrahim Ergün diye birini okuyordu yoklamada. Ben de duydum ya, benim soyadım Ergün diye tutturdum, sonra ortaya çıktı İbrahim Ergün olmadığım. Bir hafta başka birinin yerine okuduktan sonra gerçek sınıfıma geçtim.”

Aslı EVREN

Ortaokul ve liseyi de Erzurum’da bitirdikten sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Elektronik Haberleşme Mühendisliği Bölümü’nü kazandı. İnşaat, ziraat mühendisliği gibi mesleklerin çok gözde olduğu dönemde kimse bu bölümü parlak bulmadı. “İbrahim üzülme, bak televizyonlar da çıktı, bir anteni 500 liraya kuruyorlar” diye teselli edenler çıktı. Trabzon’da okudu, ‘buradan biriyle hayatta evlenmem’ dedi, tıp bölümünde okumayı hiç istemedi, elektronik ve haberleşme mühendisliğinden mezun olarak, Erzurum’a dönüp Trabzon’lu bir doktor olan Ayşe Hanım’la evlendi.

Alptürk, 1980 yılında PTT Erzurum Bölge Müdürlüğü’nde şebeke mühendisi olarak çalışmaya başladı. Kars, Ağrı, Iğdır, Ardahan gibi bölgeler Erzurum PTT’ye bağlıydı ve Alptürk, kısa sürede kendisini geliştirmek istiyordu.

“O zaman Erzurum bölgesindeki tek elektronik mühendisi bendim. Diğer branşlara da ilgi duyuyordum, her yere girer çıkardım. Şunu hissediyordum, yarın burada idareci olacağım, benim eğitim durumumda fazla kimse yok, önüm açık. İdareci olup koltuğa oturduğumda hiç kimseye birşey sormayacak hale gelmem lazımdı, o yüzden çok çalıştım.”

1986 yılında Alptürk’e ‘Türkiye’nin dört yerinde bölge müdürlüğü kurulacak, bunlardan birini kur’ dediler. Alptürk de Erzincan’ı tercih etti ve Erzincan Bölge Müdürlüğü’nün kuruluşunda bulundu. Beş aylık başmühendislik görevinden sonra bölge başmüdür yardımcısı oldu. Bölgede hiç telefon olmadığı dönemdi. Her köye bir telefon kampanyası başladığında bölgeyi mezralarına kadar dolaştı.

“Maddi değil ama manevi çok güzel şeyler nasip oldu bize, bu kurumda çok fazla ücretler almadık ama sevgi ortamı içinde çalıştık. Hizmet götürdüğümüz yerlerdeki insanların sevincini, o mutluluğu yaşamak kadar güzel bir şey yok, bu duyguyu da parayla ölçülmek mümkün değil. O zamanlar bir köye bir telefon götürüp çevir sesi verdiğimizde köyde bayram olurdu. Şehirlerarası görüşme yapabilmek için santralden bağlatmanız gerekirdi. PTT’de şehirlerarası memuresi olmak da o zamanlar bir ayrıcalıktı, memureler el üstünde tutulurdu.”

1990 yılında bölge müdürlükleri il müdürlüklerine döndü. Alptürk’e de Kocaeli başmüdürlüğünü kurmak görevi verildi.

Depremle değişen hayat

Alptürk 1990’da İzmit’te PTT kurucu başmüdürü olarak göreve başladı. 1995 yılında PTT’nin ikiye bölünmesi sırasında Gebze’de kurulan PTT’nin de kurucu başmüdürlüğünü yaptı. Sonrasında da Türk Telekom Başmüdürü oldu.

1990’da İzmit’e ilk geldiklerinde çok mutsuz olmuş Alptürk çifti. Yıllardır doğunun kendi halinde insanlarına, doğal havasına alışmış bir aile olarak İzmit’in gri havası, yoğun sanayi ortamı çok garip gelmiş ve en kısa zamanda geri dönme kararı vermişler. Ama işler umdukları gibi gelişmemiş. İzmit sarıvermiş onları birden. “O havası suyu kirli dediğim, biz burada kalsak kalsak bir yıl kalırız diye düşündüğüm İzmit öyle uğurlu, öyle şanslı geldi ki bize anlatamam. İzmit öyle bir şehirdir zaten, kimseye uğursuz gelmemiştir şimdiye kadar. İzmit’te 10 yıl kaldık ve İzmit’li olduk, evimiz barkımız, en iyi dostlarımız, en güzel hatıralarımız hep orada şimdi”diyor Alptürk.

10 yıl mutlu mesut süren İzmit hayatı, 17 Ağustos depremiyle sarsılmış. Alptürk’ün de Yalova’da bulunan evi yıkılmış, birçok hatıra da oraya gömülmüş. Hayatının başka bir dönüm noktası da deprem olmuş Alptürk’ün. O güne kadar zaten hayatında eskiden de çok fazla yer tutmamış olan maddi şeylerin tamamen değerini yitirdiğini söylüyor.

“Ben o günden sonra acaba yarın ne olur diye hiç düşünmüyorum. Çok sevdiğim insanları enkaz altında gördüm, herşeyin boş olduğunu gördüm. Kalıcı olan tek şey iyi insan olmak, sevgi dolu olmak, dost olmak. Deprem bizim hayatımızda son dönemde çok önemli bir yer tuttu. Telekom olarak hiç durmadık, personelimizle beraber ayakta durduk, birbirimize destek olduk, kenetlendik.”

Depremin ikinci günü o dönemde Türk Telekom Genel Müdürü olan Fatih Mehmet Yurdal’la tanışıyor İbrahim Alptürk. Sıcak bir dostluk ve birlikte çalışma fikri doğuyor. Yurdal, önce İstanbul’u yönetmesini öneriyor Alptürk’e, ancak Alptürk deprem çalışmaları tamamlanmadan İzmit’ten ayrılmayı reddediyor. İzmit’teki çalışmalar rayına oturduktan sonra 15 Aralık 1999’da Türk Telekom’a Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak atanıyor. 15 Nisan 2000’de de Fatih Yurdal’ın Telekomünikasyon Kurumu’na başkan oluşuyla boşalan Genel Müdürlük makamına oturuyor ve Yönetim Kurulu Başkanı oluyor.

Mucize bir bebek

İbrahim Alptürk’ün şu anda 10 yaşında olan oğlu International Hospital’ın ilk tüp bebeği. Doğumunun da biraz şaşırtıcı biraz da ibret verici bir öyküsü var.

Alptürk’ün eşi Ayşe Alptürk’e Erzurum’da bulundukları dönemde tüm doktorlar çocuk sahibi olmasının imkansız olduğunu söylemişler. Hayatları İbrahim Alptürk’ün birgün gazetedeki bir ilanı okumasıyla değişmiş. International Hospital’ın tüp bebek uygulamasına başladığı ve ilk grupta 400 çifte bu uygulamanın yapılacağı ile ilgili bir ilanmış bu. Alptürk, biraz da bu yüzden istemiş Batı’ya gelmeyi. Başmüdürlük kurulacak üç il olan Çanakkale, Tekirdağ ve İzmit şehirlerinden İstanbul’a en yakın olan İzmit’e başmüdür olarak gelmeyi kabul etmiş ve İzmit’e taşındıklarının ikinci gününde kendilerini İstanbul’da International Hospital’ın kapısında bulmuşlar. Uzman doktor muayeneden sonra Ayşe Alptürk’e “Normal şartlar altında bile tüp bebek şansı çok düşüktür. Senin için ise milyonda bir bile zor, hiç boşuna uğraşma”demiş. Alptürk gerisini şöyle anlatıyor:

“Kapıdan çıktık, eşimin gözyaşlarını görünce ne kadar düşük bir şans olsa da denemeye karar verdim ve başladık. Çok stresli bir uygulamaydı, çok üzgün hanımlar, çok gergin beylerle birlikte uzun süre bir arada bulunduk. 400 kişinin dördünde hamilelik gerçekleşti. Biri de benim eşimdi. İstanbul dışındakiler, gebelik riske girmesin diye hastanenin yakınında ev tuttular. Ben ise inatla ‘kontrol benimdir, evinde yatacak, İstanbul’a da kontrole getirmiyorum, bizim doktor arkadaşımız takip eder’ dedim ve hep yatırdım, hiç İstanbul’a götürmedim. Dört kişiden ikisi gebeliğin başında biri de yedinci ayında bebeklerini kaybettiler, bir tek biz kaldık. 36’ıncı haftada doğum gerçekleşti ve International Hospital’ın ilk tüp bebek çalışmasında 400 çiftten şansı milyonda bir bile olmayan bizim çocuğumuz oldu sadece. Bu hayatımızın dönüm noktasıdır, o yüzden bu kadar heyecanla anlatıyorum. İnsan hayatında hiç birşeyin imkansız olmadığını anladık böylece.”

Müdürlük başladı hobi kalmadı

Okumak en büyük tutkusu Alptürk’ün. Ancak o tutkusu da büyük bir yıkım yaşamış. Kitapseverler için kitap kolleksiyonlarının ne büyük bir hazine olduğunu bilirsiniz. Alptürk’ün de ilkokul dördüncü sınıftan başlayarak oluşturduğu kitaplığı 17 Ağustos depreminde Yalova’da yıkılan eviyle birlikte yokolmuş. İkinci tutkusu ise aynı zamanda mesleği de olan elektronik. Evlerinde tamirciye giden hiçbir elektrikli eşya yok. Tabii bu alışkanlıklar genel müdürlük hayatından sonra bir parça unutulmuş.

Tuttuğu takımın yenilmesi stresini de farklı bir yöntemle aşmış Alptürk. Bunu da şöyle anlatıyor:

Eskiden Trabzonspor’u tutardım. Son yıllarda baktım hiç sırtı yerden kalkmıyor, çok üzüldüm, Trabzon yenildi diye yemek yemediğim günler oldu. Sonra ‘niçin tek takımda kalıyorum’ sorusu geldi aklıma. Erzurumspor birinci lige çıktı, onu tutmaya başladım, Kocaeli’de Kocaelispor’un maçlarına gidip destek vermeye başladım. Sonra bir de Galatasaray çıktı, Türkiye’nin medarı iftiharı oldu. Yani dört yıldır dört takım tutuyorum. Bakıyorum haftanın istatistiklerine, en az ikisi başarılı, ben rahatım, stresten kurtardım kendimi.”

Toprağı çok seviyor Alptürk. Kocaeli’deki evinin bahçesinde 60 adet meyve ağacı var. Kocaeli’ye gittiği zamanlarda bağaçlarının bakımın yapıyor, toprağını ekiyor. Burada ise genel müdürlük yükünün altında çok bunaldığı zaman şöyle diyor: “Bahçemde ayağıma bulaşan çamurları bile özledim.”

İnsanlarla ünvan, mevki farkını gözetmeden çok yakın ilişki kurabildiğini, onlarla dost olmayı sevdiğini söylüyor Alptürk ve şöyle devam ediyor:

“Bunun dışında bilgisayarla 1988’de uğraşmaya başladım. Kendi bilgisayarımı da kendim yapıyorum. Evde iyi bir ağım var. Oğlum Cihan da bilgisayara beş yaşında başladı. Şimdi 10 yaşında. Birlikte çalışıyoruz bazen. Bilgisayarla uğraşmayı çok seviyorum, bir de ayrım yapmadan okumayı. Fırsat bulduğumda seyahat etmeyi çok severim. Yolun üstünde sarı bir levha gördüğümde o tarafa doğru direksiyonu kırarım. Ankara´ya geldiğimden beri fırsat bulamadım, daha önce daha rahattık, dolaşıyorduk. Türkiye’nin birçok yerini gördüm.”

Türk Telekom’daki genel müdürlük görevi özel hayatını büyük ölçüde sınırlamış Alptürk’ün, ama o bundan çok da şikayetçi değil, hatta özel hayatını anlatırken sık sık işine dalıyor ve sözü Türk Telekom’a getiriyor. Ayşe Alptürk de Türk Telekom polikinliğinde doktorluk yapıyor. Ailesinin kendisine büyük destek olduğunu söylüyor Alptürk.

“Yoğun tempomu görüyorlar, sadece bana nasıl yardımcı olabilirler onun derdindeler, ikisi gece 11’e kadar gelmemi beklerler, henüz isyan noktasına gelmediler. Ben onlara yeterince zaman ayıramadığım için çok üzülüyorum, ama onlar bunu anlayışla karşılamak durumundalar, bunları konuşuyoruz. Böyle bir ortamda Türk Telekom Genel Müdürü olarak rahatlığı düşünmeyi sorumsuzluk olarak adlandırıyorum. Çıtayı hergün bir adım ileri koymak suretiyle hizmet süremiz boyunca bu görevi en iyi şekilde yapmaya çalışacağız. Dağın birinde bir direk yıkılsa, onun sorumluluğunu üzerimde duyacak kadar hassas bir yapım var. Bu dönemi bu şekilde geçirmek durumundayız. Türk Telekom’a genel müdür olan birinin yemeğinden de, uykusundan da özel hayatından da fedakarlık etmesi gerekiyor.”

aslie@interpro.com.tr