Vural-Fügen Akman: İşleri, kendi işlerini yok etmek

Sadece başarılı olmak yetmiyor. Aslında başarı ile birlikte herşey yeni başlıyor. Başarı yeni başarıları getirmek zorunda. Aksi halde devinim olmaz, gelişme sağlanmaz.

Empa’nın kurucu ve yöneticileri olan Vural ve Fügen Akman çifti, “Ben başarılı isem kendi işimi nasıl yok edebilirim?”den yola çıkmışlar. “İşimiz bu” diyor Vural Akman. “Devamlı yeniliklere koşmak. Yani artık yönetimlerde girişimci ruhu esas oluyor. Ben bu koltukta başarılı oldum, yıllarca kalabilirim diye düşünmek yanlış. Bizim büyüklerimiz gibi ona sımsıkı sarılmak devri yok artık. Koltuktan koltuğa geçmek gerek.”

Farklıyı bulup uygulamak ve yönetimde herkesin söz sahibi olmasını sağlamak için organizasyon değişiklikleri neredeyse üçer aylık dönemlerde gerçekleşiyor Empa’da. “Bizim artık durağan iş tanımımız yok, çok amaçlı çalışanlardan oluşan bir şirketiz. Çalışanlar işlerini tanımlarken ‘Ben çok amaçlı çalışıyorum’ diyorlar. Empa içinde herkes sürekli olarak, beklentileri aşan farklı işler yapıyor. Farklı işler yaparken de duyarlılığı elden bırakmıyoruz.”

Empa farklı bir yönetim anlayışını yakalamış. Yarattıkları Empa kültürü çalışanlar, müşterileri, ortakları tarafından benimsenmiş. Şirketin kurumsallaşması yanında kişinin kurumsallaşması da önemli. “O kişinin benimsenmesi, kendini kabul ettirmesi, kurumsallaştığının belirtisi” diyor Vural Akman ve devam ediyor: “Bekçi Murtaza o kadar kurumsallaşır ki genel müdür bile onun ilkelerine dikkat etmek zorunda kalır. Örneğin bizde Ayşe Teyze vardır. Bir gün ağabeyim Kemal Bey ile konuşuyoruz. Ayşe Hanım geldi gitti, sonunda dayanamadı. “Kemal Bey, Vural Bey’i daha fazla meşgul etme” dedi. Bana ve işine sahip çıktı yani. Bu benimsenmenin bir işareti.”

Empa’nın doğuşu

Peki Empa nasıl doğdu? Komik, zor, bir o kadar da düşündürücü bir öyküsü var. Vural Akman, elektronik üzerine eğitim görüyor. Ama aklında kendi işini kurmak yok, akademik kariyer yapmak istiyor. Elektrik taahhüt işleri ile uğraşıyor. Ama bir türlü belini doğrultamıyor. Master yaparken Fügen Hanım ile evleniyor. Fügen Hanım’ın kazandığıyla evi idare ediyorlar. Çünkü kendi kazandığı hep şirkete idiyor. O sırada Bakırköy’deki ofisin adı, Sebat Mühendislik. Elektronik işiyle uğraşmak için ofisi Karaköy’de bir hana taşıyor. Hanın adı, Selamet Han! Sağ selamet işler yürürken bir gün Fügen Hanım geliyor ofise. “Ben istifa ettim” diyor. İşte o gün Fügen Hanım da o ofiste çalışmaya başlıyor. Aradan 3 ay geçiyor. Bir gün Vural Akman’ın ağabeyi Kemal Akman geliyor ofise. “İştekilere kafam bozuldu, bankayı bıraktım” diyor. Ve Kemal Akman da aileye dahil oluyor. Ancak sermaye yok, işleri geliştirmek için para yok. Tam o sırada Bodrum’da bir proje alınıyor ve bu proje o şirkete sermaye oluyor.

1982’de de önemli bir bayilik alınıyor, Testaş. Bunun üzerine okul arkadaşları da devreye giriyor ve şirket kuruluyor. Elektronik devre elemanları işi o dönemde yeni başladığı için son derece isabetli bir seçim yapılmıştı.

Daha sonra Intel ile tanışma şirketi yepyeni ufuklara taşıyor. IST markası ile Türkiye’de bilgisayar montajını ilk başlatan grup oluyor Empa.

Kurumsallaşmış bir aile şirketi

Empa’da Akman soyadlı çalışan ve yöneticiler var. Bir aile şirketi olarak rahatlıkla tanımlanabilecek Empa’yı kurumsallığa taşıyan yapı nasıl oluşuyor?

Bunu Vural Akman şöyle aktarıyor: “Bazıları siz bir aile şirketi gibi görünüyorsunuz derler. Biz de evet bundan gurur duyuyoruz diyoruz. Bu farklı bir aile şirketi. Tüm çalışanların kendini bir aile bireyi gibi hissettiği bir aile şirketiyiz diyoruz.

Çok değişik ve renkli bir ortaklık var bizde. Sınıf arkadaşlarının ortaklığı var. Onun getirdiği rahatlıkla iş gelişti. Kurumsallaşmış şirket olarak görünmek çok güzel. Kurumsalız ama bazı guruların dediği gibi kurum tutmuş bir kurumsallık yok.” Akman, kurumsallığı basmakalıp tariflerle anlatmıyor. Ona göre tamamen benimsenme.

Kişi, şirket olarak benimsenebilmişseniz kurumsallaşma odur. Onun dışında profesyonellik, giyim tarzı, yaklaşım biçimi gibi tariflere inanmıyor. “Örneğin Hacı Şakir benimsenmiştir ve bana göre kurumsaldır” diyor.

Empa kültürünün oluşması ve yerleşmesinde Fügen Akman başrolde. Bilişim sektöründe farklı yönleriyle daha çok tanınan bir şirket yaratmadaki rolünü çok alçakgönüllü olarak karşılıyor. O yöneten değil, herkesle birlikte çalışan biri olmayı seçmiş durumda. Fügen Akman rolünü şöyle tanımlıyor: “Şirkette ortalama yaşımız 27-29. Kendimi çoğu zaman onlarla aynı yaşta hissediyorum. İçlerinde olup birlikte çalışmak hem çok sıcak geliyor hem de şevk veriyor. Bilişim sektörünün içinde, Empa içinde olmak ayrı bir gurur veriyor. Sektörde öncü olmak, farklı faaliyetlerde bulunmak belki de Empa kültürünü biraz olsun benimsetebilmek istiyorum. Birşeylere yol vermek, öncü olmak önemli.”

Empa insan boyutunu en öne yerleştirerek yarının yönetim modelini oluşturma yönünde önemli bir örnek olma yolunda. Birçok şirkette insan boyutu, sosyal ve toplumsal değerler, estetik değerler önemli oluyor. Ancak Empa bunu hiç kimsenin yapmadığı biçimde ortaya koyuyor. Fügen Akman son 5 yıldır İnsan Kaynakları bölümünün başında. Başlangıçta adı eğitim bölümü idi. Bu bölümde toplam kalitenin altyapısını oluşturma çabaları vardı. Eğitim sektöründe alışılmışın dışında işler yapanlarla tanışan Fügen Akman bu eğitimlerin verdiği ilhamla bambaşka bir bakış açısı getiriyor. Bugün Empa’da profesyonel eğitimden, yönetime, mesleki eğitimden, psikolojiden (hatta terapi bile düşünülüyor) sosyal eğitime kadar her türlü eğitim, kişinin özgür iradesiyle seçimine bırakılmış durumda. Çalışanlar alınacak eğitimde son derece seçici davranılıyor. “Çalışan arkadaşlar eğitimlerini sahiplenmiş durumdalar. Alacakları eğitimleri kendileri belirleyip istiyorlar. Biz, onlara hangi eğitimleri almaları gerektiğini söylemiyoruz. Bu çok büyük bir fark. En büyük aşama, o kültürü bizden alıyor ve benimsiyor. İnsanlara zorla birşeyi veremezsiniz. Kişilerin istediklerini alma noktasına gelmeleri beni en mutlu eden nokta oluyor” diyor Vural Akman.

Bunun bir uzantısı olarak Empa, işleri doğru yapabilmek için yönetim ve iletişim danışmanlarından sürekli olarak destek alıyor.

İnsan kaynaklarına getirdiği profesyonel bakış açısını, eşi şirket sahibi olmasaydı da gerçekleştirebileceğini söylüyor Fügen Akman. Şirketin yönetici ortağı olarak eşinin öncülük yapmaya çalışmak, riskleri göze almak gibi bazı konularda yardımı olduğunu söylüyor ama kararların tüm ortaklarla ortak alındığını da ekliyor.

Fügen Akman, bütün bunların amacını kısa vadeli olmamak olarak açıklıyor. “Hiç bir şeyi kısa vadeli düşünmüyoruz. Empa içinde uzun vadeli, birarada uyumlu çalışmayı, zamanı verimli geçirmemizi sağlayacak ortamı damla damla biriktirmek adına yapıyoruz herşeyi.”

Güven değil, sorumluluk

Empa bugün en çok hangi yönüyle tanınıyor sorusunun cevabı ise alışılmışın dışında. Güvenilir olmasıyla, insan yönüyle, tiyatro grubu ile ve sürekli yeniliğin peşinden koşmakla tanınıyor. Ama Empa yeni kimliğinde güveni değil sorumluluğu seçmiş.

Vural Akman sorumluluk kavramının içinde güven de olduğunu söylüyor ve şu örneği veriyor: “Ahmet Bey bir banka veznedarı. Çok güvenilir bir adam. Banka milyarları emanet ediyor ona. Para verdiği müşterileri saymıyor bile verdiği paraları. Çünkü ona güveniyor. Akşam işten eve giderken komşusunun ağaç kestiğini görüyor, bir başkasının yardıma gereksinim duyduğunu görüyor, aldırış etmiyor. Yani güven herşey değil. Biz güvenin üstüne bir tuğla daha koyalım ve bu da sorumluluk olsun dedik. Bu yolda mücadele etmekten de keyif alıyoruz. Elbette sorumluluk deyince öncelikle kendimize, çalışanlarımıza, ortaklarımıza, müşterilerimize, tedarikçilerimize karşı sorumlu olmayı ön planda tutuyoruz. Ve sonra da topluma, doğaya, sanata karşı duyarlılığımız geliyor. Sorumluluğu çalışanlarmıza da hissettirmeliyiz.

Birebir pazarlama inandırıcı değil

Yeni ekonomi ile birlikte büyük kitlelerde müşteri memnuniyetini sağlamak için teknoloji bir yarış içinde. Vural Akman’a göre teknoloji iletişimi kolaylaştırıyor ama kesinlikle yüzyüze, insan insana iletişimin yerini alamaz. Büyük yönetim gurularının birebir pazarlama dönemine girdiklerini söylemelerine rağmen Akman bunun gerçekleşmeyeceğini savunuyor ve ekliyor: “CRM gibi uygulamalar düşünüldüğü gibi çok geçerli olmayacak. Çok dar alanda, bazı sektörlerde çalışabilir ama ama genelde insan insana iletişim galip gelecek. Büyük şirketler büyük bunalımda. Kendi dağıtım mekanizmalarını kurmak için doğrudan pazarlamaya gidiyorlar, adam alıyorlar, masrafları artıyor. Çözüm, insan insana ilişkide. Müşteri kendini iyi hissettiği yerde olacak, önemsendiği, saygı duyulduğu yerde olacak. Bana göre girişimci ruhu kazanacak. Evlenerek dev haline gelen şirketlerde girişimci ruhunun öleceğine inanıyorum. Bu arada Internet’i amaç olarak alanlar yok olacak, araç olarak alanlar yaşayacak.”

Önce risk sermayesi, sonra borsa

Bilişim pazarındaki trendleri değerlendirirken Vural Akman, şirketlerin sermaye yapılarını sorgulamaktan da kendini alamıyor. Kaynak yaratmak, finansal yapısını güçlendirmek isteyen bilişim şirketleri bugünlerde borsanın yolunu tuttu. Akman’a göre bu gelişme biraz sağlıksız. Türkiye’de öncelikle risk sermayesinin yokluğundan dem vuruyor ve şu andaki gelişmenin tam tersi bir gelişme olması gerektiğini savunuyor ve şöyle diyor: “Ülkemizde risk sermayesi yok. Sermaye uygulamaları gelişmeden borsanın gelişmesini doğru bulmuyorum. Borsa şu an biraz sığ. Sular çekilince iyice sığ oluyor. Bu da hem yatırmcı hem şirket için yıkım olabiliyor. Risk sermayesi bir şirkete girdikten sonra şirket gelişiyor, ondan sonra borsaya açıldığı zaman kondüsyonlu bir şekilde açılmış oluyor.”

Hobilere daha çok zaman ayıracaklar

Akman’lar bundan böyle hobilerine daha çok yatrım yapma kararı almışlar. Örneğin Vural Akman, biniciliğe hız verme isteğinde.

İkisi de hırslı. Ama bu hırs olgun, alçakgönüllü, bilinçli bir hırs.

Bayrağı nereye dikeceksiniz? sorusuna Vural Akman’ın yanıtı şu oluyor:

“Bizimki aslında 4x4 bayrak yarışı. Bayrak hiç dikilmeden elden ele devrediyor…”

nurays@interpro.com.tr