İş istasyonlarında değişim

Teknik bilgi işlem denildiğinde ilk akla gelen ürün olan iş istasyonları konusunda, bu alanda dünyanın en büyük iki üreticisinden biri olan HP’nin geleceğe bakışı, yalın bir donanım üreticisinden önemli ölçüde fark içeriyor. Bu farklılığın temel nedeni, HP’nin tüm birimlerini, ana stratejisi olan E-Services kavramını ve müşteri odaklı yaklaşımı dikkate alarak çalışmaya yöneltmesi.

Suavi Akar - HP Türkiye

HP’nin yakın zamanda duyurduğu ve Internet’i “do-it-yourself” (kendin yap) noktasından “do-it-for-me” (benim adıma yap) noktasına taşımayı hedefleyen E-Services kavramının, teknik bilgi işlem alanında da bir izdüşümü var. Engineering E-Services olarak açıklanan bu kavram, hem günümüzün, hem de geleceğin tasarım dünyasının iki temel sorununa çözüm üretiyor. Kavramdan pazara uzanan sürecin kısaltılması ve ekonomikleştirilmesi olarak özetlenebilecek bu iki sorunun çözümü, öncelikle eşzamanlı mühendislik metodolojisini düzgün işler biçimde hayata geçirmekle başlıyor.

Tasarlanan ürüne farklı kriterleri gözeterek yaklaşan endüstriyel ürün tasarımcısı, analizci, üretim mühendisi ve hatta pazarlamacı gibi tasarım ekibi üyelerinin, ürün taslağının ulaştığı evreyi kendi açılarından inceleyerek, hataları oluştuğu anda bulup gidermesine ve böylece ortaya çıkan ilk prototipin dahi ideal ürün olabilmesine olanak veren eşzamanlı mühendislik metodolojisi, tasarım sürecini kısaltmak için bugünkü teknolojinin sağlayabildiği en iyi olanak. Ülkemizdeki uygulamalara bakıldığında, hâlâ çok az bilindiği söylenebilecek bu yöntemin birinci nesil uygulamaları, Batı Avrupa, Amerika ve Japonya gibi, öncü üretici şirketlerin yoğun olduğu bölgelerde birkaç yıldır başarıyla uygulanıyor ve buralarda artık yöntemin nasıl daha efektif kullanılabileceği sorusuna cevap aranıyor.

Tasarım dünyasının ikincisi sorunu veya yukarıda aktarılan sorunun ikinci boyutu olarak ortaya koyulabilecek diğer konu ise tasarım sürecinin yeni ekonomi düzenine uyarlanması. Bu konu, eşzamanlı mühendislik metodolojisinin uygulanmasını biraz daha karmaşıklaştırıyor; çünkü, yeni ekonomi düzeninde çekirdek becerilerine odaklanıp bunun dışında yapılması şart olan işleri ittifaklar kurarak dışarıdaki şirketlere yaptırmayı kârlılığın artırılması için tek çare olarak gören üretim şirketleri, aynı yaklaşımı tasarım sürecine de taşımak istiyor.

Bunun sonucunda tasarım yan sanayicileri diye adlandırılabilecek bir iş kolu ortaya çıkıyor. Nasıl bir plastik üretim tesisi, hem bir buzdolabının, hem de bir otomobilin parçasını üretip plastik üretim tesisi olmayan bir ana sanayiciye, yerine takılmaya hazır durumda teslim ediyorsa, bir endüstriyel tasarım şirketi de bu konuda becerisi olmayan bir ana şirketin elektrik süpürgesi tasarım takımına, bir diğerinin telefon ya da bir başkasının bisiklet tasarım takımına katılabiliyor. Bunun doğal sonucu olarak da ana şirketten tamamen farklı dinamikleri olan bu yan sanayici, çoğunlukla işlerini ana şirketten farklı bir donanım ve yazılım platformu üzerinde gerçekleştiriyor. Başka bir deyişle bu durumda, tasarım ekibinin heterojen bir ortamda çalışmasına çok rastlanıyor. Bu da entegrasyonu daha güçleştiriyor.

HP’nin Engineering E-Services kavramı, bu iki soruna da her yönden çözüm sunabiliyor. Bir yandan, küresel bir tasarım ekibinin son derece ağır grafik verileri sanal bir toplantı masasında inceleyebilmesi için gerekli ortamı yaratıyor; diğer yandan, tasarım sürecinde gereksinim duyulan bir fonksiyonu temin edebilecek bir dış kaynağın, gereksinim belirir belirmez otomatik olarak bir elektronik pazar yerinden seçilip sunulmasını mümkün kılıyor.

İş istasyonlarının geleceğini belirlemeye, bu analizlerden sonra başlanıyor. Açıklanan strateji ve müşteri gereksinimlerinin donanıma yansıması ise şöyle oluyor:

Gelecekteki iş istasyonlarının daha fazla işlemci gücüne, düşük maliyetli fakat yeterli üç boyut performansı veren grafik kartlarına, giderek artan veri miktarı ve iletişim gereksinimi nedeniyle geniş veriyollarına ihtiyacı olacak. İşletim sistemi olarak da herhangi bir bağımlılık yaratmadan, her kullanıcının kendisine en uygun olanı seçmesini sağlayacak bir serbestlik olmalıdır.

HP’nin geçmiş yıllarda belirlediği net stratejileri ve uzak görüşlü düşüncelerle atılan adımları, bu gereksinimlere kolayca cevap verebilmesini sağlıyor. Geçtiğimiz 5 yıl boyunca IA-64 mimarisinin NT’nin yanı sıra HP-UX için de ideal bir platform olması için yapılan çalışmalar ve hem UNIX, hem de NT iş istasyonlarının kendi alanlarında en iyi olması için yapılan geliştirmeler sayesinde HP’nin elinde, yepyeni ve geliştirmeye açık bir PA-RISC işlemcili bir de Intel işlemcili iş istasyonu ailesi bulunuyor.

HP, adı artık Itanium olarak belirlenen IA-64 işlemcili ilk sistemlerini bu yıl duyuracağını söylemişti. Şu anda bunun iş istasyonları için de gerçekleşmemesi için bir sebep görünmüyor. Fakat HP’nin IA-64 konusunda her zaman ısrarla açıkladığı gibi, bu PA-RISC’ın sonu değil. PA-RISC’in halen en son üyesi olan PA-8600’den sonra gelecek üç yeni işlemcinin duyuru zamanları planlanmış durumda. Başka bir deyişle, HP bu konuda açıkladığı 5 yıllık ortak üretim ve yumuşak geçiş planını aynen uyguluyor.

Diğer yandan, IA-32 işlemcili NT ve LINUX iş istasyonları da Intel’in duyurduğu en son işlemcilerle üretilmeye devam edecek. HP’nin “siparişe göre üretim” düzeninde imal ettiği Visualize Personal Workstation ailesindeki satış başarısını devam ettirmesi bekleniyor.

Grafik sistemlerde ise yeni duyurulan Visualize-fx5 ve fx10 kartları, özellikle mekanik CAD alanında rakiplerine göre performans avantajı sağlarken fiyat düzeyini bir önceki nesil olan fx4 ve fx6’nın yarısına çekerek önemli bir fiyat/performans avantajı sağladı. Yakın bir gelecekte fx10 kartında sayısal içerik yaratımı segmentine yönelik yeni bir geliştirme yapılması ve HP’nin bu alandaki gücünü artırması bekleniyor.

Sonuç olarak HP, müşterilerinden gelen sese kulak veren, onların sorunlarını anlayıp, buna uygun ürünler ortaya koyan bir anlayışla ve artan bir güçle yoluna devam ediyor.