İnsanlar

Fotoğraf ve yazılardaki deniz

Daha 7 yaşında bir çocuktu. En çok sevdiği televizyon programı, Kaptan Cousteau’nun “Sessiz Dünya” isimli belgeseliydi. Bu belgeselde Cousteau, maceracı ekibiyle birlikte dünyanın tüm denizlerini, okyanuslarını geziyor, sualtındaki gizemli hayatı anlatıyordu.

Beliz Kudat

Çocuk, deniz dibindeki ilginç bitkileri, rengarenk balıkları, suların derinliklerinde sessizce uzanmış eski batıkları merak ve heyecanla izliyordu. Cousteau ve gemisi çocuğun hayallerini süslüyor ve deniz tutkusu vazgeçilmez bir hal alıyordu. Tuzla’da, şimdi tersanenin bulunduğu 34 dönümlük arazide yer alan yazlık evleri o yıllarda henüz istimlak edilmemişti. O zamanlar güzelliğinin son demlerini yaşayan Marmara Denizi’nin kıyısındaki bu ev, denizle daha da yakınlaşmasını sağladı. Körfez’deki fabrikaların ve İstanbul limanını ziyaret eden şileplerin atıkları denize karışmaya başlamamış, balıkların nesli daha tükenmemişti.

Onun, denize olan bu tutkusunu ilk fark eden babası oldu. İlk dalışlarını babasının hediye ettiği deniz maskesi ve şnorkelle 8 yaşındayken gerçekleştirdi. Sonunda denizi keşfetmek için gereken ekipmanlara kavuşmuştu. Çocukluk yıllarından gelen bu deniz merakı hep devam etti. Ama küçüklüğünde itfaiyeci veya pilot olmak isteyen ancak büyüyünce kendilerini bambaşka mesleklerin içinde bulan diğer çocuklar gibi, o da büyürken hayallerini ertelemek zorunda kaldı.

Çocukluk yıllarını geride bırakan Ali Keskin, denizin derinliklerindeki macera dolu hayata ne zaman kavuşacağını daha bilmiyordu.

Keskin, üniversitelerdeki öğrenci olaylarının en yoğun olduğu 1970’lerin sonunda Işık Lisesi’ni bitirdi. Üniversite hayatına İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde başladı. Ancak üniversitelerdeki bu siyasi karışıklık ailesini ürkütüyordu. Ailesi, üniversiteyi okuması için Keskin’i İngiltere’ye gönderdi. Bu yıllarda deniz tutkusu yeniden nüksetti. 1982 yılında üniversiteyi ve master eğitimini bitirinceye kadar Atlas Okyanusu’nda amatör dalışlar yaptı. Bu dalışların çoğunda, zıpkınla balık avlıyordu.

İkinci merak, fotoğraf

Üniversite yılları ve sonrasında Keskin, farklı bir uğraşa merak sardı: fotoğrafçılık. Babasının çok güzel bir Kodak fotoğraf makinesi vardı. Onunla aile foroğrafları çekiyorlardı. Bu işi gerçekten öğrenmek isiyordu Keskin. Gidip kendisine özel bir fotoğraf seti aldı. Ve kendi kendine başladı fotoğraf çekmeye.

“Uzun süre kendi kendime fotoğraf çektim. Sonra bu fotoğrafları fotoğraf yarışmasında birinci olan arkadaşıma gösterdim. Arkadaşım fotoğrafları görünce ‘sen gazeteci olmalıymışsın’ dedi. Meğer nerede kaza, nerede yangın var, hep onları görüntülemişim. Bu işin sanatsal yanını öğrenmem için eğitim almam gerektiğini söyledi ve beni fotoğrafçılık kursu İFSAK’a gönderdi”.

Zamanla fotoğrafçılık, dalmak kadar önemli bir tutku oldu Keskin’de. Bu iki uğraş, hayatının vazgeçilmez parçaları haline geldi.

Türkiye’ye döndükten sonra Ali Keskin, master bursunu aldığı PTT’de radyo link sistem test mühendisi olarak mecburi hizmet yaptı. Askerden döndükten sonra da 1984 yılında IBM Türk’e giren Keskin, 4 yıl sistem uzmanı, 2 yıl satış temsilcisi olarak çalıştı. IBM çalışanlarının görev yaptığı uluslararası bir eğitim kurumunda çalıştıktan sonra proje yöneticiliğine atandı. Tam 16 yıldır IBM ailesinin bir üyesi olan Keskin, 6 yıldır da Yazıcı Sistemleri Bölüm Yöneticisi olarak görev yapıyor.

Sualtında profesyonel hayat

Keskin’in çocukluk hayallerini gerçekleştirmesi uzun yıllar aldı. Dalgıçlığa ancak iş hayatına atıldıktan sonra devam edebildi. 1984 yılında aldığı PADI eğitiminden sonra profesyonel olarak dalmaya başladı. Keskin, o günleri şöyle anlatıyor:

“Dalgıç olma hayali çocukluğumdan beri hep içimde kalmıştı. Asıl istediğimi yapamamıştım. PADI eğitimini aldıktan sonra düzenli olarak dalmaya başladım. İlk başta ailem dalgıçlık yapmamı istemedi. Etraftan ya da basından duydukları vurgun hikayeleri onları korkutuyordu. Ancak dalgıçlığın bir disiplin işi olduğunu, kurallara uyulduğu taktirde insanın başına kötü birşey gelmeyeceğini onlara anlattım. Böylece ikna oldular ve beni teşvik ettiler”.

Profesyonel dalgıçlığa başladıktan sonra Keskin, eğitmen olarak çalışmak istedi. Fakat bu düşüncesinden de kısa süre sonra vazgeçti: “Anladım ki bir işin eğitmenliğini yaptığınızda artık o işten zevk almamaya başlıyorsunuz. Bir zorunluluk halini alıyor. Bu yüzden kendim için dalış yapmaya devam ettim”.

Artık dalgıçlık ve fotoğrafçılık, hayatının önemli parçaları olmuştu. İş hayatında başarıyla yol alırken, bu iki uğraştan hiç vazgeçmedi. Yıllarca özlemini çektiği denizden ve onca emek verdiği fotoğrafçılıktan bir daha ayrı kalmak istemiyordu.

İki tutku birleşiyor

1980’li yıllar, fotoğrafçılık ve dalgıçlıkla dopdolu geçti. Ancak 1990’ların başında gerçekleştirdiği Mısır seyahati, onun için yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

“Körfez krizinin hemen ardından, tatilimi geçirmek üzere Mısır’a gittim. O yıllarda hala Türkiye’de profesyonel olarak çok az kişi dalıyordu. Oysa Kızıldeniz, dünyanın en önemli ve en güzel dalış mekanlarından biriydi. Bir haftalık tatilim sırasında aklıma Kızıldeniz’in sualtı güzelliklerini görüntülemek geldi. Hemen bir fotoğraf makinesi kiraladım ve fotoğraf çekmeye başladım. Böylece sualtı fotoğrafçılığına adım atmış oldum. Sualtında ilk fotoğraf denemelerimi yapmama rağmen, sonuçlar oldukça başarılıydı. Kendime bir Kızıldeniz arşivi oluşturdum.”

Mısır seyahatiyle iki tutkusunu birleştiren Keskin, Türkiye’ye dönüşünde artık kararını vermişti sualtı fotoğrafçılığını öğrenecekti.

1991 yılında Keskin, sualtında ilk fotoğraflarını çekmeye başladı. Dalıyordu. Ancak kendine güveni henüz tam değildi.

“Rehber balık adam eğitimi almaya başladım. Bu eğitimi tamamlayıncaya kadar çok sık dalışlar yaptım. Bu işi a’dan z’ye öğrenmekte kararlıydım. Diğer kursları da tamamlayınca kendime olan güvenim arttı.”

Balık adamlığını bilinçli bir şekilde yapıyor olduğundan artık emindi. Ancak sualtı fotoğrafçılığı konusu onun için henüz çok yeniydi. Bu işle uğraşan bir arkadaşıyla birlikte dalışlar yapmaya başladı. Arkadaşı sualtını görüntülerken, o da arkadaşına yardımcı oluyor, malzemelerini taşıyordu.

1992 yılında ODTÜ rektörlüğü “Sualtı Görüntü Avcılığı” isimli bir yarışma açtı. Keskin, öğrendiklerini bu yarışmada denemekte kararlıydı. Bu yarışmada bir mansiyon ödülü alan Keskin, hedefini belirledi. İyi bir sualtı fotoğrafçısı olacaktı.

“Yarışmada aldığım ödül, bu işe başlamam için cesaret verdi. O zaman gördüm ki, bu işe yeteneğim var. ‘Sualtı fotoğrafçılığını öğreneceğim’ dedim kendi kendime. Yıllardan beri gözlemlediğim birşeyi uygulamaya geçirecektim. Her sualtı foğrafçısının, kendine özgü bir tarzı vardı. Ben de bir şey yapmalıydım ve kendime özgü stilimi yaratmalıydım.”

Dalgıçlık, fotoğrafçılık ve yazmak

Zamanla sualtı fotoğrafçılığını da öğrendi. Kendine ait bir tarz yaratmayı başardı. 1992-93 yıllarında Deniz Magazin isimli bir dergi çıkmaya başladı. Derginin editörü olan arkadaşı ona Saroz’a giderek sualtını görüntülemesini, görüntülerle birlikte getireceği yazıyı da dergide yayınlamak istediğini söyledi.

“Bu teklif çok hoşuma gitmişti. Fotoğrafları çektim ve görüntülerle ilgili yazı yazmaya alıştım. Yazmakta o kadar zorlandım ki anlatamam. Kelimeler bir türlü gelmiyordu aklıma. Büyük uğraşlar sonunda yazıyı tamamladım. İlk başlarda yazı yazmak bir külfet gibi geliyordu. Ama artık yazmayı bütünün bir parçası olarak görüyorum. Örneğin, Mudurnu yakınlarında Sülüklü Göl’e daldım. Ne kadar derin olduğunu bile bilmiyordum. Orada hissettiklerimi kağıda dökmek bana artık büyük bir keyif verdi”.

Ödüllere doğru

Deniz Magazin Dergisi, Keskin’in önünde yeni ufuklar açmıştı. Buradaki çalışmalarından sonra çeşitli yayınlarla çalışmaya başladı. Bir süre sonra sualtı fotoğrafçılığıyla ilgili yarışmalara katılmaya başladı. İlk başlarda üçüncülükler, ikincilikler alırken, zamanla bütün birincilikleri almaya başladı. Şimdiye dek 3 bin 500’den fazla dalış yapan Keskin’in bugün sualtı fotoğrafçılığı alanında 30’a yakın ödülü bulunuyor. Sualtı fotoğrafçılığını, klasik fotoğrafçılıktan ayıran özellikleri bu yarışmalar sırasında keşfetmiş Keskin: “Dipte yeryüzünden farklı bir ortamdasınız. Zamanınız sınırlı. 1 saatten önce film değiştiremiyorsunuz. Bazı noktalarda ışık çok fazla azalıyor. Derinlik arttıkça nesnelerin renkleri kaybolmaya başlıyor. Sualtında flaş kullanmak son derece zor. Akıntılar var ve partikülleri çekmemek zorundasınız. Geniş açı çekim yapmak da bir sorun. Tek makineyle çalışmak insanı zorluyor. Ben de artık yanıma iki fotoğraf makinesi alıyorum. Fakat makine değiştirmek konsantrasyonu biraz bozuyor. İstediğiniz verimi alamayabiliyorsunuz.”

Keskin, Outdoor dergisi kapanıncaya kadar burada çalıştı. Daha sonra Saroz’la ilgili olarak hazırladığı bir çalışmayı THY dergisi Skylife’a sundu. O günden beri yazıları ve fotoğrafları Skylife’ta yayınlanıyor. Keskin’in fotoğrafları iki kez Skylife’ın kapağını süslemiş. Ali Keskin, yazılarının ve fotoğraflarının altında “Ali Ethem Keskin” imzasını kullanıyor. Nedenini ise şöyle açıklıyor: “Ali Keskin adında çok fazla dalgıç var. Birbirimizle karıştırılıyoruz. Bu nedenle ikinci ismimi de kullanmaya başladım. Bu camiada beni Ali Ethem Keskin olarak tanıyorlar.”

Farklı projeler

Keskin, artık dilediğince yarışmalara katılamıyor. Bunun nedeni de sürekli birinci olması. Artık yeni yetişen fotoğrafçılara bırakıyor yerini. Yarışmalara ise sadece jüri üyesi olarak katılıyor. Keskin, belki yarışmalara katılamıyor ama kendine birçok farklı uğraş bulmuş. 1999 yılında Atatürk Kültür Merkezi’nde Siemens sponsorluğunda bir sergi açmış. “1998 yılı ‘Okyanus’ yılıydı. Türkiye’de çevreciler bunu hiç vurgulamadılar. Ben de bu temayı işleyen bir sergi açtım. Bunun dışında uzun yıllardır devam eden Türkiye’nin ilk sualtı arkeolojik kazılarından biri olan bir çalışmanın içindeyim. Marmara Adası’nda Çamaltı Burnu’nda 12. yüzyıldan kalma bir geminin ortaya çıkarılmasıyla ilgili bir çalışma bu. Doç. Dr. Nergis Gülsevin başkanlığında, sadece Türk arkeologlardan oluşan bir ekiple çalışıyorum. Orada yapılan kazıları görüntülüyorum. Proje şu an ikinci yılında. Kısmetse sonuna kadar devam edeceğim.”

Bilişim ve sualtı fotoğrafçılığı

Yıllardır bilişim sektörünün içinde olan Keskin, çalıştığı sektörün kendisine çok şey kazandırdığını düşünüyor. “Çalışmalarımda kendimi diğer fotoğrafçılardan farklı görüyorum. Böylesine dinamik bir sektörde çalışıp, aynı zamanda bu uğraşları gerçekleştirmenin kolay olmadığına inanıyorum. Bilişim sektörü insana, disiplinli çalışmada ve işlerinde sistemli ilerlemede çok yardımcı oluyor.”

Bundan sonra da sualtı fotoğrafçılığıyla ilgili projerine devam edeceğini söylüyor Keskin. Şu anda tasarladığı ilk proje, daha önce açmış olduğu sergide yer alan eserlerini bir kitapçıkta toplamak. Bu çalışma için aslında uzun yıllardır hazırlanıyor. Şu anda sponsor arayışı içinde olan Keskin, bu kitabın yayınlanmasına paralel olarak bir sergi daha açmayı planlıyor. Keskin, “Bu projelerimi 2001 yılı kışında gerçekleştirmeyi hedefliyorum” diyor.

Keskin, bu kadar yoğun bir uğraş içerisinde IBM’deki işini de bırakmayı hiç düşünmemiş. “IBM’i bırakabilmek için ancak kendi işinizi kurmanız gerekiyor. Tahmin edersiniz ki, Türkiye’de sualtı fotoğrafçılığıyla para kazanmak imkansız. Bu nedenle kendi işimi yapacağımı da sanmıyorum”.

Keskin, hayatı boyunca bu uğraşlarını devam ettirmek istiyor. Belki emeklilik yıllarında bir sualtı dergisiyle sürekli olarak çalışabileceğini söylüyor. Şimdiye kadar gerçekleştirememiş olmaktan yakındığı tek birşey var. O da Marmara Denizi’nin en temiz yıllarını yakalayamamış olmak. “Şimdi bir cin gelse ve birşey dilememi istese beni 1940’lı yılların Marmara Denizi’ne götürmesini isterdim. Marmara eskiden çok güzel bir denizdi.”

belizk@interpro.com.tr