|
|
|
|
|
İnsanlar |
| Doğayla iç içe bir yaşam
Sektör onu gerçek anlamıyla Türk Telekom Genel Müdürlüğü görevine geldikten sonra tanıdı. Böylesi stratejik bir kurumun genel müdürü olarak onu hep sıcakkanlı bir insan olarak görmüş olsak da kamuda alıştığımız ciddi genel müdür kalıplarından pek de farklı olmadığını düşündük başlangıçta. Aslı EVREN Oysa ki fotoğraflarda da göreceğiniz üzere, o özel hayatında hep gülen, eşini bezdirircesine çalışmaya düşkün, taekvan-do’da siyah kuşak sahibi olsa da kavgayı asla sevmeyen, tüm yorgunluğunu elleriyle kurmuş olduğu bahçesinde toprakla uğraşarak atan, çocuklarıyla birlikte ders çalışarak onların Anadolu Lisesi’ni kazanmalarına büyük destek olan ve eşi bekliyor diye dışarıda akşam yemeği yemeyen sıcacık bir aile babası. Yeni Telekomünikasyon Kurulu Başkanı Fatih Mehmet Yurdal’la, Telekomünikasyon Kurumu’nun oluşturulmasını bekledikleri için nispeten rahat oldukları bir dönemden faydalanarak şirin evinin bahçesinde, eşinin yaptığı nefis ikramlar eşliğinde çok keyifli bir sohbet yaptık. 1954 Ankara doğumlu olan Yurdal, liseyi bitirdiği döneme kadar Adana Ceyhan'da kaldı. 1971-1977 yılları arasında “Türkiye’nin kayıp yılları” olarak nitelediği bir dönemde Hacettepe Üniversitesi Fizik Bölümü’nde öğrenim gördü. Toprak sevgisi o zamanlarda da var olduğu için mezun olduktan sonra 1.5 yıl babasının tarlasında çalıştı. İş hayatına Bağ-Kur’da bilgisayar uzmanı olarak başladıktan sonra ilk olarak bakkalda karşılaştığı Gülcan Hanım’la 1981 yılında evlendi. Bağ-Kur’dan sonra Batman Türkiye Petrolleri’ndeki özel bir mühendislik görevine başvurarak 7.5 yıl burada görev yaptı. Daha sonra da bizim kendisini ilk olarak tanıdığımız kurum olan Telsiz Genel Müdürlüğü’ne gelen Yurdal, burada göreve başladıktan iki yıl sonra İngiltere hükümetinin açtığı burs sınavını kazanarak University of Surrey’de Uydu Haberleşmesi Yüksek Mühendisliği master eğitimi aldı. Bu seçimini yapmasına da o zaman dek Türkiye’de uydu alanında master eğitimi almış kimse olmaması etken oldu. 1991 yılında eğitimini bitirip döndükten sonra TGM’de sırayla şube müdürlüğü, daire başkanlığı ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1999 yılında Türk Telekom’a genel müdür olarak atanmasından yaklaşık bir altı ay sonra da yeni kurulan Telekomünikasyon Kurumu’na başkan olarak atandı. En büyük huzur kaynağı evi Fatih Yurdal, en büyük gücünü evinden aldığını söylüyor. Annesini ziyaret etmek için gittiği Turhal’da bir mahalle bakkalında tanıştığı ve şu anda Batıkent Müjgan Karaçalı İlköğretim Okulu’nda coğrafya öğretmenliği yapan Gülcan Hanım gerçekten de eşinin en büyük desteği. Gülcan Yurdal, eşi olmadan asla akşam yemeği yemiyor, uyumuyor, eşinden ayrı olarak da bir günlük bir tatile bile gitmiyor. Bu yüzden altı yıldır tatil yapmayan çift, dört yıl önce Didim Akbük’ten satın aldıkları yazlık evi sadece bir kez sabaha karşı görmüşler o kadar. Yurdal, eşinin kendisine ve yuvasına olan düşkünlüğünü de şöyle örnekliyor: “Eşim 20 yıldır benim olmadığım hiçbir yere gitmemiştir. Benden kaynaklanmıyor, öyle enteresan bir huyu var. Daha altı aylık evliyken ilk uzun süreli göreve Nusaybin'e gittim. Uzun dediğim de üç gün. Döndüğümde eşimi tanıyamadım. Ruh gibiydi. Sonra arkadaşlar anlattılar, üç gün üç gece uyumamış, yemek yememiş, üçüncü gece artık hali kalmamış, düşmüş bayılmış. O gün bu gündür, benden ayrıldığında yemek yemez. Türk Telekom'dayken o kadar stres, o kadar yorgunluğa rağmen 8-10 kilo almamın sebebi de budur. Eşim ben olmadan yemek yemediği için Türk Telekom’da akşam yemeği yemez, gece saat 11-12’de evde eşimle sofraya otururdum. Ben bazen ısrar ediyorum, hiç olmazsa ailesinin yanına birkaç gün tatile gitsin diye, ama gitmez. Bu yüzden bu aile altı yıldır tatil yapmamıştır.” Eşi ise 19 yıllık evlilikten sonra bile çok çalıştığı için bazen kızdığı eşine hala büyük bir sevgiyle bakıyor ve Yurdal’ı aynen şu kelimelerle özetliyor: “Dört dörtlük demeyeceğim, şımartmayayım...Mükemmel bir insandır.” Yurdal’ın Alptekin ve Çağrı adlı iki de oğlu var. Biri Gazi Anadolu Lisesi’nde, biri de Atatürk Anadolu Lisesi’nde okuyor. “İyi mavracı , iyi müzisyen”Okumayı çok seviyor Yurdal. En büyük sıkıntısı da iş yoğunluğu sebebiyle okumaya eskisi kadar vakit ayıramaması. Genelde macera ve Türk tarihi ile ilgili kitapları ağırlıklı olarak okusa da Rus, İngiliz, Amerikan ve Fransız edebiyatını da oldukça iyi bildiğini söylüyor. Şu anda elinde olan kitap ise Azerbaycanlı bir yazarın Kiril Alfabesiyle yazmış olduğu “Men Atatürk” kitabı. Bu alfebeyi önceden öğrenmiş Yurdal ve Orhun Abidelerini bile okumuş. Şu anda ise ağırlıklı olarak sadece telekomünikasyonla ilgili kitaplar okuyabildiğini söylüyor. Edebiyata düşkünlüğü sadece okumakla sınırlı kalmıyor Yurdal’ın. Babasının kendisine yakıştırdığı ifadeyle “iyi mavracı” olduğunu belirtiyor. “Herhangi bir konu üzerine rahatlıkla beş on sayfa kompozisyon yazabilirim, bu yüzden okulda edebiyat notum hiçbir zaman dokuzun altına düşmedi” diyor. Uzun dönem türkü sözleri yazıp bu sözlere besteler yapmış. Bunları hiçbir zaman bir yere kaydetmediği için şimdilerde aklına geldikçe eskileri hatırlayıp bir kenara not alıyor. En büyük üzüntüsü ise zamanında Turhal’ın köyünde “Ayça” adlı hayali bir şahsa yazmış olduğu 105 kıtalık şiirini kaybetmiş olması. Edebiyata düşkün olduğu kadar müziğe de düşkün Yurdal. Ortaokuldan bu yana bağlama çalıyor. Bir dönem keman ve ud da çalıp beş altı tane de sözleri kendine ait olan besteler yapmış. Lise ve üniversitede okul korolarında çalmış. Şimdilerde de yorgun olduğu akşamlarda eşinin “gürültü oluyor” demesine aldırmadan bağlamasını eline alıp saatlerce çaldığını söylüyor. Koleksiyonculuk ve spor Yurdal, hobilerinin çok fazla olduğunu ancak, artık birçoğuna vakit ayıramadığını söylüyor. En ilginç hobilerinden biri koleksiyonculuk. Çocukluğunda gazoz kapağı ve Beşiktaşlı oyuncuların fotoğraflarını biriktirmekle başlayan bu hobi sonradan pul ve fotoğraf koleksiyonuna dönüşüyor. Yurdal’ın çok değerli bir pul koleksiyonu var. Oğlu Çağrı’nın rozet koleksiyonuna yardımcı oluyor ama bütün bunların dışında Gülcan Hanım’ı bezdiren bir huyu var ki o da ilginç bulduğu herşeyi toplaması. Gülcan Yurdal, yakınarak, “Görseniz inanmazsınız, dışarıda ne bulursa topluyor, getiriyor, ben sezdirmeden atıyorum yoksa evin içinde oturacak yer kalmayacak” diyor. Sporun hayatında ayrı bir yeri var. Ortaokulda pinpona merak sarmış ve pinpon büyük bir tutku haline gelmiş. O yaşlarda pinpon masasına bile yetişemediğini ve büyüklerin “takoz koyun altına” diye seslendiğini söylüyor gülerek. Aynı dönemlerde izcilik kulübüne de üyeymiş. Sonrasında Amerikalıların gençlik kampına giderek futbol, basketbol ve voleybol öğrenmiş. Hacettepe’de futbol takımına girmek istemiş ama takım kaptanı, boyu 1.68 olan Yurdal’a “sen bu takımdakilerin arasında oynayamazsın, gel seninle başka bir spor yapalım deyince taekvon-do macerasına ilk adımı atmış. Okul bittiğinde siyah kuşak ikinci dan’a geçmiş. 63 kiloda Türkiye üçüncülüğü var. Profesyonel olarak dokuz amatör kulüp çalıştırmış. Şu anda Taekwon-do Federasyonu Başkanı Cengiz Yağız da Yurdal’ın öğrencisi. Şimdilerde ise ancak evdeki yürüme bandını kullanarak spor yapabildiğini söylüyor. En büyük tutkusu bahçesi Yurdal’ın mütevazi evinin bahçesi, 50 metre öteden farkediliyor. Profesyonel bir peyzaj mimarın elinden çıkmışçasına güzel düzenlenmiş bahçenin herşeyini ise Yurdal yapmış. Bahçede aklınıza gelebilecek her tür meyvenin ağacı olduğu gibi, Yurdal’ın akşamları salata yapma tutkusunu körükleyecek küçük bir salatalık bostanı var. Burada bir salatanın içine girilebilecek herşeyi yetiştiriyor. “Vaktim olsun, sekiz saat çalışırım bahçede, beni inanılmaz rahatlatıyor” diyen Yurdal’la yaptığımız sohbet de zaman zaman bahçe konularıyla kesiliyor zaten. Telekomünikasyonla ilgili konuştuğumuz bir anda Yurdal eşine dönüp “O tırtıl gene yiyor orayı, gördün mü?” diyor, fotoğraflarımızı çekerken, bahçedeki ayrık otlarını ayıklamaya girişiyor. Bahçeli, müstakil bir evi özellikle tercih ettiklerini, gözden uzak olmak, kendileriyle başbaşa kalmayı sevdiklerini söylüyorlar. Yurdal için ayrı bir sebep daha var. Zamanında bir lojmanda kalırken bir genel müdür için komşuların “Genel müdüre bak, balkon yıkıyor” dediğini gülerek anlatıyor ve “Bunlar çok doğal şeyler, ben ekmek almaya gittiğimde insanlar garipsiyor; oysa ben bahçeye terlikle rahatça çıkabilmek, bir çiftçi gibi bahçemle uğraşabilmek istiyorum. Bu yüzden evimizde çok mutluyuz.”diyor. Tam anlamıyla bir işkolik Yurdal kendini “Fazla ihtirası olmayan ama yaptığı bir işi dört dörtlük yapmak isteyen bir insan” olarak tanımlıyor. En mutlu olduğu yeri evi diye niteliyor ve en güzel oteli bile evine değişmiyor. İşine h astalık derecesinde düşkün. Bu da anlattıklarına göre sadece işten değil boş oturamamaktan kaynaklanıyor. Çocukluğunda bağırsak ve böbrek ameliyatı olduğu zaman eline geçen tüm kitapları okuduğunu, kitaplar bitince de yapacak bir şey kalmadığı için kitaptan herhangi bir sayfayı açarak ‘hangi harften kaç tane var’ diye saydığını da gülerek anlatıyor ve bu sayede de Türkçe’de hangi harflerin ne kadarlık bir yüzdeyle kullanıldığını da öğrendiğini söylüyor. İş hayatında elini atıp da başarısız olduğu hiçbir iş olmamış. Yine de hayatındaki en önemli iş başarısı geçtiğimiz aylarda İstanbul’da düzenlenen Dünya Radyokomünikasyon Konferansı. Türkiye’ye 150 milyon dolar gelir getirdiği söylenen bu konferansı ilk defa Türkiye’ye getirmekten ve böyle bir toplantıdaki ‘ilk Türk başkan’ unvanını almış olmaktan büyük gurur duyuyor.Hayatının akışını baştan sona değiştiren Türk Telekom Genel Müdürlüğü olmuş. Gece gündüz çalışmak zorunda kalarak evinden oldukça uzak kalan Yurdal, “Yükselmek diye bir derdim olmadı hiç” diyor ve şöyle devam ediyor: “İnanın yükselmesem diye çabalamışımdır hep. Yükseldikçe işinizi yapmanız güçleşir çünkü. Telekom’a ilk gittiğimde kurumun hali beni dehşete düşürdü. Çok fazla iş yaptık ama çok da yorulduk. Mühendisliğinizi yaptırmıyorlar ki. Personelin vizite kağıdı bile önünüze geliyor. Diğer taraftan parti ayrımı olmaksızın bütün milletvekilleri ve bürokratlar üzerine çullanıyor, perişan ediyor. Adeta sandalyenin altından bir kazık sizi dürtüyor. Milletvekili geliyor, oturuyor, telefonla konuşmanızı, bir şey okumanızı istemiyor, üç saat oturup size bakıyor. Böyle bir ortamda nasıl iş yapılır?” Çalışmayı sevdiğini söyleyen Yurdal, geçtiğimiz seçimlere katılması yönünde bir teklif de aldığını ancak teknokrat olarak çalışmayı tercih ettiğini de anlatıyor. “Emekli olduktan sonra belki düşünebilirim” dese de bir şirket oluşturup çalışmak, ya da göreviyle ilgili olarak yurtdışında çalışmak fikri daha ağır basıyor. Kendini mutlu bir insan sayıyor. Hayatındaki en önemli değerler ailesi ve işi. Sahip olduklarını yeterli görüyor, “keşke şu da olsaydı” dediği hiçbir şey olmadığını söylüyor. “Türkiye’de umut var” Yaşanan bütün güçlüklere rağmen Türkiye’nin geleceğini parlak görüyor Yurdal. Yurtdışında Türkiye’nin dikkat çekmeye başladığını ve yakın gelecekte Türkiye’deki telekomünikasyon sektörünün dünyada parmakla gösterileceğini belirtiyor ve şunları söylüyor: “Öyle ya da böyle güçlükleri yeneceğiz. Yurtdışından sadece bize bile birçok teklif geliyor, gidip onlara Türkiye’deki sektörün geleceğini anlatmamız için. Bizimle iş yapmak istiyorlar. Buna benzer bir sürü istek var şu anda. Bu da şu anlama geliyor. Türkiye’de bir gelişme var. Yakın geleceğinin çok parlak olduğu görülüyor.” Yurdal Türk Telekom’un yeni statüsü içinde personel politikası ile ilgili de bir mesaj veriyor: “Personel, tedirgin, bize ne olacak diyorlar. Ben de onlara şunu söylüyorum. Size hiç birşey olmayacak, ama burası bizim memleketimiz çalışmanız lazım. Çalıştığınız takdirde sizi hiç kimse atmaz, ama yatmayın. Bazıları yatmaya alışmış, fazla mesai alıyor, harcırah alıyor, ama bir şey yapmıyor. Böyle olmaz, yanlış, yazık.” |
|