|
|
|
|
| Internette etkileşimli dizi: Big
Brother
Hiç tanışmayan 5 erkek ve 5 kadın, yaklaşık 60 gün önce Londra’da bir evde yaşamaya başladılar. Her hafta sonu, aralarında anlaşarak bir kişiyi evden attılar. Önümüzdeki hafta, evde bir kişi kalmış olacak ve 70 bin Sterlin (100 bin dolar) ödül alacak. Edip Emil Öymen Bir kaç cümlede özetlediğimiz bu gariplik, Internetten sürekli, İngiliz Channel 4 kanalından edit edilerek haftada 5 gece 23 - 23.30 arasında yayınlanan Big Brother (Büyük Kardeş) programının özeti. Big Brother, İngiliz yazar George Orwell’in 1984 adlı romanından alınan bir kavram. Roman, 1940’larda yazılmıştı. 20 yıl içinde bilimde sağlanacak gelişme sonucunda insanların düşüncelerini okuyup izlemek mümkün olacaktı. Romanda Big Brother, “düşünce polisi” sıfatıyla insanların “zararlı” düşünceler üretmesine engel oluyordu. Gözleri her an herkesin üzerindeydi. İşte, 5 İngiliz kadın ve 5 erkek 12 Temmuz’dan itibaren aynı Big Brother düzeninde yaşadılar. Evdeki web kamera her an üzerlerindeydi. Onları izlemek isteyenler, Internet’ten sürekli, veya (eğer İngiltere’de oturuyorsa) Channel 4 kanalından haftada 5 gece yarım saat izleyebiliyordu. Sadece yayın ilkelerine uymayan bazı “gerçek” sahneler yayınlanmadı. Yine de, katılımcılar arasında oluşan “ilk çift”in bir geceyi aynı yatakta (sadece uyuma niyetiyle!) geçirme kararını herkes canlı olarak izledi. Müşterek bahisçiler, “ilk çift”in kimler olacağı konusundaki olasılıkları Internet’te daha önce zaten açıklamıştı! “Ev” sürekli gözetim altında olduğu için, “ev”den kimin atılacağına, evdekiler kadar izleyiciler de karar verdi. Big Brother, interaktif bir program oldu. Bu show’un yaratıcısı Hollanda televizyonuydu. Orada büyük ilgi görünce İngiliz Ch4, CBS (ABD), İspanyol Telecino 5, Portekiz TVI, İsviçre TV3, Belçika Kanaal 2, İtalyan Canale 5, Alman RTL2 kanallarında da yayınlandı. Ancak Almanya İçişleri Bakanı Otto Schilly, “Eğer insan onuruna inanıyorsanız, bu gösteriyi boykot edin” çağrısi yaptı. Yapımcılar, Alman yayın yasalarına ters düşmemek için kamera izlemesini her gün 1 saatliğine kestiler. İngiltere’de izleme aralıksız 24 saat sürdü. ABD’de ise televizyon yayını 6 gece yayınlandı ve para ödülü de büyük tutuldu: 500 bin dolar! Yaşları 22-45 arasındaki İngiliz katılımcılar, böyle bir deneye uygunluk açısından psikolojik testlere tabi tutularak tam 40 bin kişi arasından seçildi. Kaldıkları “ev” özel olarak yapıldı. Evde telefon, televizyon, radyo, teyp, takvim yoktu. Katılımcıların, dışarıyla hiçbir ilişkileri olmadı. Sebze ve meyvalarını evin bahçesinden sağladılar. Yiyecek gereksinimleri için günde en fazla 1.5 pound (yaklaşık 1.5 milyon lira) harcama hakları vardı. Gereksinimleri kendilerine, program yapımcıları tarafından sağlandı. Ancak, onlarla da konuşmaları yasaktı. Katılımcılar kendi hallerine bırakılmadı. Show yapımcıları, önceden saptanmış bir “görev ve sorumluluk çizelgesi” uyarınca herkesi motive etmeye çalıştı. Örneğin, sabah geç kalkanları erken uyanmaya teşvik için banyoda sıcak suyun akma saatleri erkene alındı! Programın en can alıcı kısmı, her hafta sonunda bir kişinin “evden atılmasıydı”. Buna “evdekiler” ve “dışardakiler” birlikte karar veriyordu. Evden atılacak ilk kişiyi seçmek için tam 387 bin kişi oy kullandı. Ve Sada adlı bir kadın katılımcı evden 28 Temmuz’da atıldı. Onu başkaları izledi. Her Cuma akşamı, evden kimin atılacağına karar vermek ve sonucu izlemek için insanlar Internet’in ve televizyonun başına çöktüler. Big Brother, bu anlamda gerçek bir Truman Show oldu. Televizyondan yayınlandığı ilk gece 4 milyon kişi izledi. Bu, İngiltere gibi pek çeşitli yayın ve eğlence seçeneklerinin olduğu bir ülke için gerçekten önemli bir rating. Evden atılanlar “elleri boş” gönderilmedi. Hepsine, kişiliklerine uygun birer ödül verildi. Örneğin ilk atılan Sada, yoga meraklısı olduğu için Bhutan’a (Hindistan) meditasyon tatiline gönderildi. |
|