|
|
|
|
||||||||||||||||||||
| Hücresel telsiz iletişim ve sağlık
Baz istasyonlarının insan sağlığını tehdit edip etmediği son günlerin en çok tartışılan konularından biri. Bu doğrultuda TESİD ve İSO öncülüğünde biraraya gelen sektör yetkilileri bir çalışma grubu oluşturarak baz istasyonu konusuyla ilgili olarak bir bildiri yayınladı. Ali AKURGAL - TESİD Yönetim Kurulu Üyesi Cep telefonu gerçeği bütün dünya insanlarının yaşam tarzının bir parçası haline geldi. WAP, GPRS ve UMTS’in yeni olanakları ile cep terminalleri toplumu bilgi çağına ulaştırmakta kaçınılmaz görevler üstleniyorlar. Ancak son zamanlarda ülkemizde cep telefonları ve bunların baz istasyonlarının insan sağlığı üzerindeki etkileri sıkça tartışılır hale geldi. Hatta kararlar alındı. Nedense konunun uzmanları geri planda kaldı. Bağımsız, tarafsız ve bilgili olan kaynaklardan, örneğin üniversitelerden kamuoyuna bilgi akışı olmadı. İki sivil toplum örgütü, Türk Elektronik Sanayicileri Derneği ve İstanbul Sanayi Odası, yakın zamanda konu ile ilgili geniş bir uzmanlar grubunu bir araya getirerek bir inceleme başlatmayı planladı. Bu kapsamda ilk toplantı 16 Ağustos’ta TESİD’de yapıldı. Uzmanlar grubu içerisinde Çevre Bakanlığı yetkilileri gibi konunun devlet tarafındaki denetleyicileri ile Ericsson, Alcatel, Netaş gibi cihaz üreticileri, Turkcell, Telsim, İş Bankası Konsorsiyumu gibi işleticiler, Boğaziçi, İstanbul Teknik, Orta Doğu Teknik ve Kadir Has Üniversitesi, TÜBİTAK-BİLTEN gibi akademik kurumların konu üzerinde bilgi sahibi ve araştırma yapmış mensupları bulunmaktaydı. TESİD’i Genel Sekreter ve bir yönetim kurulu üyesinin, İSO’yu da 41’inci meslek komitesi başkanı ve iki üyesinin temsil ettiği bu grupta, bağımsız bir ölçü laboratuarı olan KEMA-ESİM’in de genel müdürü bulunmaktaydı. Bir sonraki toplantıya, Genel Kurmay Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Türk Telekom AŞ yetkililerinin de katılması bekleniyor. Bağımsız Uzmanlar Kurulu, bir dizi toplantıyla, uzun süredir gündemde yer alan bu konuyu inceleyip açıklık getirmeyi, işin bilimsel yanını da irdelemeyi amaçlıyor. Kurul’un ilk belirlemeleri şöyle: 4 Ağustos günü Resmi Gazete’de yayınlanan “Mobil Telekomünikasyon Şebekelerine Ait Baz İstasyonlarının Kuruluş Yeri, Ölçümleri, İşletilmesi ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik” ile Ulaştırma Bakanlığı, bu konuda ne gibi ölçütler kullanılacağını zaten belirlemiş bulunmakta. (International Commission on Non-Ionising Radiation Protection) ICNIRP tarafından yayınlanan ve üst sınır olarak alınan değerler Tablo 1’da yer alıyor. Tablo 1
Konunun uzmanlarından olan Doç.Dr.Levent Sevgi, Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin dergisinde, deneyler ile bulunmuş olan, “ortalama insanda vücut sıcaklığını 1oC artıracak EM enerji yutulmasının zararlı olduğu” varsayımından hareket edilerek kg. başına 4W’lık bir enerjinin insan dokusuna zararlı olarak nitelendiğini duyuruyor. Uyulması gereken sınır değerlerin de, fabrika, atölye gibi iş yerleri için bunun onda biri olan 0.4 W/kg., genel yerler için ise ellide biri olan 0.08 W/kg. olarak belirlendiğini anlatıyor. Baz istasyonlarının ışıma (radyasyon) yayan noktaları antenleridir. Antenin tipi, yerden yüksekliği, yere bakış açısı, yatay yöndeki ışıma açısı gibi özellikleri, aynı güçteki iki vericiden çıkan enerjinin farklı alan şiddetleri yaratmasına neden olur. Nasıl ki 50 Watlık bir ampul 8-10 metre karelik bir odayı aydınlatmaya ancak yetiyor, ama bir otomobil farının içindeki aynı güçteki ampul 300 metre öteyi aydınlatabiliyorsa, antenlerin yönlendirilmiş olanları da benzer şekilde yoğun enerji demetleri oluşturmaktalar. Bu nedenle baz istasyonu ölçümünde esas alınan, verici çıkış gücü, anten çıkış gücü gibi değerler değil, bu baz istasyonundan yayılan enerjinin ulaştığı, insanların bulundukları yerlerde ne ölçüde alan şiddeti oluştuğudur. Ulaştırma Bakanlığı’nın yönetmeliğindeki ölçüm tekniği de bu yöndedir. Bir genelleme yapacak olursak, dilimizdeki “mum dibine ışık vermez” deyişinde olduğu gibi, baz istasyonları, etkilerini, üzerinde kurulu bulundukları binalarda değil, en yakın karşı binalarda göstermektedirler. Yönetmeliğin 16. maddesinde yer alan “Ek izin alınması gereken alanlar” başlığı, herhalde, uygulamada sağlık açısından daha duyarlı olunması gereken, okul hastane gibi yerlerin (gözünün içine araba farı tutarcasına) yoğun ışıma demetlerine tutulmamalarını amaçlamaktadır. Zaten, baz istasyonu kurulmasındaki amaç birilerini ışımaya maruz bırakmak değildir. Bu nedenle antenlerin yerleri ve bakış açıları mümkün olan en geniş kapsama alanını yaratacak şekilde planlanır. Konumu ya da bakış açısından endişe duyulan durumlarda, ölçüm yaptırmak her zaman mümkündür. Bağımsız ölçüm merkezleri olan KEMA-ESİM ve TÜBİTAK-BİLTEN ölçüm yaptırılabilecek kuruluşlara birer örnektir. Cep telefonlarının çalıştığı 900 ve 1,800 MHz. bandında ışıma, “iyonizasyona neden olmayan” türdedir. İnsan sağlığına etkisi genelde üzerine düştüğü dokuyu, tıpkı güneşlenir gibi, ısıtmak yoluyla olur. Bu ısıtma etkisinin de doğrudan bir hastalığa yol açtığı gösterilebilmiş değildir. İnsanlar üzerinde deney yapılmadığı için, uzun sürelerle ışımaya tutulmanın yaratacağı bir olumsuz etki varsa, bu, on-onbeş yıllık bir süre sonra istatistik verilere dayandırılarak ilintilendirilebilecektir. Baz istasyonlarının etkisi, gündemde ilk sıraya yerleşerek sağlığımızın kıymetini fark etmiş olduğumuzu gösteriyorsa da, sağlığımız için birinci derecedeki bir tehdit unsuru değildir. Gerek Doç. Dr.Levent Sevgi’nin yukarıda sözünü ettiğimiz yazısında, gerekse Prof. Dr. Osman Palamutçuoğulları’nın verdiği bir bilirkişi raporunda, cep telefonlarının kendisinin, baz istasyonlarından kat kat fazla etki yarattığı vurgulanmakta. Bu satırların yazarının da BT Haber’deki köşe yazılarında vurguladığı bu gerçek hemen bütün uzmanlar tarafından paylaşılıyor. Telefondan telefona değişen SAR (Specific Absorbtion Rate - Özgün Soğurma Katsayısı) bağımsız laboratuar ölçümlerine göre 10 kat farklılıklar gösterebilmektedir. Genel bir yaklaşımla, cep telefonların kendisinin kullanıcısına, baz istasyonlarına göre 5 ile 50 kat arası bir ışıma verdiğini söyleyebiliriz. Kaldı ki, toplum sağlığı açısından incelenmesi gereken tek kaynak cep telefonu da değildir. Evlerdeki mikrodalga fırınlar, dokunun en duyarlı olduğu frekansta (2,700 MHz.) ve çok yüksek güçte (850 W) çalışmakta ve bu nedenle çok küçük bir sızıntısı bile zararlı olarak kabul edilmiş olan vücutta 1oC sıcaklık artışına neden olabilmektedir. Röntgen ışınlarına yakın frekans bölgesinde “iyonize etme etkisi olan” enerji yayan televizyon alıcılarının (resim tüplerinin) sağlığımıza zararı benzer tartışmalara açıktır. Televizyon tüpü olsun, GSM ya da DCS cep telefonu veya baz istasyonu olsun, toplumun güvencesi, bunların uzun inceleme ve deneylerden sonra belirlenen ve Avrupa Topluluğu ya da dünyaca kabul edilen zararlı etki eşiklerinin kat kat altında sınır değer ile kontrol altına alınmış olmasıdır. Bir yandan üreticilerin uluslararası normlara uymaları, diğer yandan da ulusal yönetmelikler ile toplum sağlığı gözetilmekte ve izlenmektedir. Genellikle bir tepeye kurulu olan televizyon vericilerinin çevresinde belli bir uzaklığa kadar yerleşim yeri kurulmasına izin verilmez. Ancak çoğu yerde, buraların ulaşım olanaklarından yararlanmak için olsa gerek, insanlarımız yasaklanmış olan bu bölgelerde izinsiz yapılaşmayı başlatıverirler. Bu durumda buralarda yaşayanların belirlenmiş değerlerin üzerinde ışıma almaları kaçınılmazdır. Ancak, bu durumda vericiyi mi oradan kaldırmak, yoksa izinsiz yapılaşmayı mı yıkmak gerekir, bu herhalde içine belediyelerin de girdiği bir yetki yumağı oluşturmaktadır. Benzer durum baz istasyonları için de geçerlidir. Bir yere kurulmuş bir baz istasyonunun anteninin önünde yeni bir yapı yükselirse ne yapılmalıdır? Yönetmeliğin 22. maddesinde belirtilen yeniden ölçüm yapılması şekli, bu gibi durumlarda standart dışı bir uygulama ortaya çıkıp çıkmadığını belirleyecektir. Standart dışına çıkmış olan uygulamalar ise Bakanlığın ilgili takibi ile standardı karşılar hale getirilecektir. Önümüzdeki yirmi yıl boyunca kullanılacak telsiz erişim tekniklerine bakacak olursak, bugün hâlâ kullanımda olan birinci kuşak analog NMT’nin yanısıra bir ikinci kuşak ürünü olan GSM’i görüyoruz. NMT’nin kaybettiği önemini yakın zamanda tamamen yitireceği, GSM’in ise önümüzdeki yirmi yıl boyunca varlığını azalarak da olsa sürdüreceği anlaşılıyor. Çıkış gücü ve frekans bölgesi diğerlerinden ayrı olan bu iki tekniğin dışında üç tane daha çözüm bulunmakta: DECT, DCS, UMTS. Bunlardan DECT evler ya da işyerlerimizde kullandığımız kordonsuz telefon standardı. DCS, ikinci kuşak ürünlerin, ülkemizde lisans hakkı şimdilik yalnız İş Bankası konsorsiyumuna verilme aşamasında olan ve yirmi yıl boyunca varlığını sürdürmesi beklenen hücresel telsiz erişim standardı. UMTS ise üçüncü kuşağı temsil ediyor; hem ses hem de yüksek hızda ses dışı hizmetleri iletmek üzere düşünülmüş, henüz ticari olmamış, ve ötesinde başka sistemler için henüz karara varılmamış en son çözüm. Bu üç çözümün de ortak yanları var. Birincisi frekans bölgeleri aynı. 1,800 ile 1,880 MHz. arası DCS, 1,880 ile 1,900 MHz. arası DECT, ve 1,600 den 2,400 MHz.’e kadar olan geniş bölge DCS ve DECT’i de içine alarak UMTS. İkinci ortak yanları ise çıkış güçleri: hepsi 250 mW paket yayın gücüne sahip. İnsan sağlığı açısından bakıldığında birinin diğerinden daha sağlıklı ya da daha sağlıksız olabileceği üzerine bir ayırım yapılması güç. UMTS’in erişim tekniği olan W-CDMA, ile DCS’te tıpkı GSM’de olduğu gibi güç kontrolü var. Eğer cep telefonu ile baz istasyonu bir diğerini çok kuvvetle alabiliyorlarsa, karşılıklı olarak güç indirimine gidiyorlar. Bunun iki amacı var: birincisi cep telefonunun pilini daha uzun süre kullanabilmek, diğeri, daha güç şartlarda görüşen başka bir cep telefonunun zayıf sinyallerini bastıracak etki yaratmamak. Ama bu yaklaşımın yan etkisi sağlığı koruyucu yönde: çıkış gücü azaltılıyor. Cep telefonlarının yaydığı ışımanın insan sağlığına olumsuz etkileri olabileceğini varsayarak, daha düşük çıkış gücü ile çalışabilmek için, GSM olsun, DCS olsun, UMTS olsun, cep telefonlarının yakın mesafeden ve önünde engel olmadan baz istasyonu antenleri ile karşı karşıya bulunması yeterli. Bunu sağlamak için, ilk ağızda düşünülen “baz istasyonlarını şehir dışına çıkartmak” yaklaşımının tam tersini uygulamak gerek. Her iki-üç yüz metrede bir, bir baz istasyonu kurulmalı; ki bir cep telefonu, bulunduğu yerden en çok yüz elli metre ileride bir baz istasyonu bulsun ve yakın olduğu için de karşılıklı düşük güçte iletişim kursunlar. Gerçekte, günümüzdeki hücresel iletişim ağı, sağlık düşüncesiyle değil ama artan trafik yoğunluğunu karşılamak için dört yüz metre arayla baz istasyonu kurulan bir yapıya doğru gitmekte. Ulaştırma Bakanlığı’nın yönetmeliği, baz istasyonu kuran bir işleticinin bu istasyonda gerekli ölçümleri, yönetmelikte belirtilen kuruluşlardan birine yaptırarak başvurusuna eklemesini öngörmekte. Ölçüm sonucu ışıması insanların bulunabilecekleri yerlerde sınır değerlerden fazla çıkan baz istasyonlarının 7 gün içerisinde ayar yapılarak sınır değerler altına indirilmemesi halinde Bakanlık’ça kapatılarak Mülki Amirlik eliyle söktürülmesi de söz konusu. Sınır değerlerin altında kalanlara da sertifika veriliyor. Bu hususların yerine getirilip getirilmediği bireyler tarafından denetlenebilir. Bir şüpheye düşüldüğünde ise, bağımsız ölçüm kuruluşlarına başvurulabilir. Önde gelen bir oto fabrikamız civarında ve ODTÜ kampüsünde şüphe üzerine yapılan ölçümlerde sınır değerlerin çok altında bir radyasyon belirlenmiştir. Bütün bunlar bir yana, unutulmamalı ki en etkin ışıma kaynağı bizzat bireylerin elindeki cep telefonu. Bu radyasyondan korunmak için kendi uyguladığım önlemleri cep telefonları kullanıcılarına duyurmak istiyorum:
Bağımsız Uzmanlar Kurulu’nun yapacağı incelemelerin sonuçlarını gene BT Haber’de sizlere duyuracağız. Okuyucularımıza, cep telefonu ile ilgili olsun olmasın, sağlıklı bir yaşam dilerim. |
|