|
|
|
||||
| Bilimsel yönetimin gelişimiyle yöneticilik
incelendi. Yönetimin fonksiyonları belirlendi. Ardından liderlik
ortaya çıktı. Yönetici ile liderin aynı olmadığı ortaya kondu.
Liderlerin karizmatik kişiliği ön plana çıktı. Liderliğin doğuştan
geldiği, bir sanat olduğu yöneticiliğin ise öğrenilen, geliştirilen
bir bilim olduğu anlatıldı. Bunlardan biri bilgili, diğeri ilgili
idi. Biri formal, diğeri informal idi. Biri akılcı, biri duygusal
idi. Sonra ikisinin tek başlarına yetmediği ve birarada bulunması
gerektiğine karar verildi. “Coaching” keşfedildi. Koç, yani
antrenör, teknik direktör, hoca, kısacası Fatih Terim...
Koçluk, yöneticilikten de, liderlikten de farklı. Aynı zamanda ikisini de kapsıyor. Koç yönetici gibi formal yetkilerle donanmıştır. Yönetici gibi bilgilidir ve ciddidir. Lider gibi de karizmatik olursa ancak, etkilidir. Liderliği kabullenilmiş olmalıdır. Ekibe motivasyon, heyecan, coşku verebilmelidir. Onları başarıya konsantre edebilmelidir. Koç, çalışmaz, çalıştırır. Oyuncuların yerine “Bak öyle değil, böyle oynanır. Bir işi beceremedin” diye maça dalmaz. Yerinde durmak, gözlemek, izlemek, strateji ve takdik vermekle yetinir. Koç, ekibin geçtiği yollardan vaktiyle geçmiştir. Kimin, nerede, ne zorluk yaşayabileceğini bilir. Tepeden inme gelmiş, alakasız biri değildir. Tabandan yetişmiştir. Altyapısı sağlamdır. Bu anlamda ekip üyeleri ona danışabilir, danıştığında tatmin edici yanıt alabileceğini bilir. Takım içinde ayrım yapamaz. Yaparsa başarı tehlikeye düşer. Ekip üyelerinin birini diğerinden ayrı tutamaz. Çünkü hepsine gereksinimi olduğunu bilir. Ekiple arasında saygılı bir disiplin olmasına rağmen mesafe yoktur. Aslında bu bir tür abi abla kavramı gibidir. Hani bilgili ve bildiğini özendirici, heveslendirici, cesaret verici tarzda aktarabilen, otorite yapmayan, komplekssiz cici abiler, ablalar vardır ya... İşte öyle... Arkadaş gibi ama arkadaştan daha destekleyici ve bilgili; rakip değil. Bu anlamda koçların ekibe yakın yaşlarda olması da muhtemel bir durumdur. Çünkü özellikle koçluk tarzının sıkça uygulandığı satış ekiplerinde, ekip üyeleri iş dışında da sıkça biraraya gelirler. Aralarında düzenli olarak maçlar yaparak, tatillere birlikte çıkarak ekip ruhunu yaşatırlar. Çünkü bu 9-6 mesai şeklinde bir iş değildir. Ekip hedeflerine elbirliği ile ulaşmak üzere, amatör bir ruhla, mesai hesabı yapılmaksızın, içten çabalarla yapılacak bir çalışmadır. Bu, adeta kupa heyecanını yaşayan bir takımdır. İşin esas unsuru yaşanan coşkudur, heyecandır. Yarış heyecanı... Koç emirler yağdırmaz, sıkıcı seminerler, konferanslar vermez. Ekip üyelerini potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışır. Hedefleri onlarla beraber tartışarak, kendilerinin belirlemesini sağlar. O hedeflere ulaşmak üzere gerekli stratejileri kendilerinin geliştirmesini teşvik eder. Sorular sorar. Onları emir kulu olmaktan çıkarır. Düşünmelerini ve çabalamalarını sağlar. Bunu da çoğunlukla açık uçlu sorular sorarak yapar. Ekip üyeleri koça güvenirler. Onun moral desteğine gereksinim duyarlar, onun sözleriyle motive olurlar. “Hocam” dediklerinde “Konuş Çekirge” sözünü duymak isterler... Bu ilgidir. Bana kalırsa iş dünyası o resmi, ciddi, yetişkin havasını iyiden iyiye bırakıp, herkesin okumayı söktüğü, sınıfı geçtiği, duvarda asılı ağaçtaki elmaların er geç kıpkırmızı olduğu, herkesin başarılı olduğu, birebir ilgiyle, coşku ile eğitim aldığımız ilkokul öğretmenlerimizi arıyor. |
|