Meltem Yaman
meltemy@altavista.com
Pozitif Danışmanlık

Gladyatör

Büyük Roma için savaşan büyük savaşçı, büyük kumandan…Maksimus’un acı öyküsü bir ders olabilir. Çıkaracağımız ilk ders “Bu kadar idealist olma, yoksa başın belaya girer” olmayacaktır herhalde...

Maksimus başarılıydı. Her hal ve şartta...Kişisel hırsları için savaşmıyordu. Ganimetler için de... Büyük Roma için savaşıyordu. Filozof Kral, büyük düşünür Mark Orel’in köleliğin olmadığı, cumhuriyetle yönetilen, güçlü ve refah içindeki Büyük Roma hayali için. Sadıktı, bağlıydı, Mark Orel’e saygılıydı.

Çok iyi bir savaşçı, başarılı bir askerdi. Aynı derecede de büyük bir kumandan. Savaş alanında insanların kaybedebileceği çok şey vardır. Bu risk ortamında askerler komutana bağlılık gösteriyorsa bu önemli bir başarıdır. İyi bir askerin yöneticiliğine güveniliyor, sözlerine, stratejilerine itibar ediliyor. Bunun nedeni deneyimlere dayalı sağlam bilgileri. İyi komutanların karizmasından söz edilir. Ama karizmadan önce, can pazarının olduğu yerde bilgiye tecrübeye duyulan güven gelir. Köle tüccarı da motivasyon yapıyordu. Gladyatörlere “Nasıl olsa hepiniz birgün öleceğiz. Hiç olmazsa onurlu bir şekilde ölün” diyordu.

Astların yaptığı işi yapmanın gerekmediği ama yönetilebileceği söylenir. Fildişi kulelerden emirler yağdıran pek çok yönetici tıpkı doktor olmak için hasta olmanın gerekmeyişi gibi, işleri yapmış olmanın yönetmek için gerekli olmadığını söyler. Oysa hepimiz biliriz ki geçtiğimiz yollardan geçmiş bir yöneticiye saygımız bir başkadır. Biliriz ki söylediğinde gerçek vardır, bir anlam vardır. Tecrübe konuşmaktadır. İyi bir askeri kumandan, askerlikten gelmişse askerin nasıl davranmakla başarılı olacağını bilir. Bunun hem bilgi ve deneyim anlamında gerçek verileri vardır, hem de motivasyon, lidere inanç ve karizma geliştirme anlamlarında. Coaching de benzer bir sistem değil mi? Deneyimli, başarılı satışçılardan oluşan bölge müdürlerinin, satış temsilcilerini bir antrenör, coach gibi yetiştirmesi, motive etmesi, onlara strateji belirlemesi bekleniyor... Hayatında hiç basketbol oynamamış birini “coach” yapmazlar. Yapsalar da takımda ne motivasyon ne başarı bulabilirler. Maksimus bu yuzden liderligi kolaylıkla kabullenilen ve orduyu başarıya ulaştırabilen bir yöneticiydi.

İyi bir yönetici, her yerde iyi bir yöneticidir. İyi bir yönetici, tıpkı iyi bir aşçı misali, elinde ne varsa bulup buluşturup güzel bir yemek çıkarır gibi güzel bir başarı yakalar. Unvansız kalsa da, olanakları elinden alınsa da, apoletsiz kalsa da iyi yonetici, iyi yöneticidir. Kötü bir aşçı elinde en iyi malzeme de olsa berbat bir yemek yapar. En iyi takımların kötü antrenörler elinde sinerjik başarısızlıklar yakaladığına çok tanık olduk. Maksimus rütbeliyken orduyu da yönetti, tek başına da savaşabildi, ikili takımlarla da, perişan gladyatörlere başarılar kazandırmayı da başardı. O sahneleri izlediyseniz aynen bir savaş yönetir gibi gladyatör grubunu yönetebildi. Liderliğinin tam kabulu ile....

Aynı filmde bir başka karakter daha vardı. Son ana dek kim kazanıyorsa ona oynayan İmparator’un yardakçısı karakteri. İmparator’un yenildiğine ve herkesin bunu gördüğüne kanaat getirdikten sonra taraf değiştirebildi. Hırsının, kıskançlığının kölesi olmuş sapık ruhlu imparator...Böyle karaktersiz karakterlerden korunmayı dileyelim. Bu işlerin genetikle bir ilgisi yok. Mark Orel gibi bir adamın böyle oğlu olabiliyor. Tarihte de bunlara rastlandı. Küçük hesaplar küçük adamlar yaratır, büyük idealler ise büyük kahramanlar. Tarih büyük ideallerle çığır açmış büyük insanlarla dolu ve ufacık farelerle... Model seçimi bize ait...