Kemal Balcı
kbalci@tr-net.net.tr
Gazeteci-Yazar

Deprem

Ocağı kapatmış mıydın? Ya şofbeni? Birşey unutmadın değil mi? Kapıyı iki kez kilitledin mi peki? Ütü çekilmiş miydi fişten? Lambaları söndürdün mü? Altın bilezikleri sebzeliğe mi sakladın? Balkon kapısını kilitlemiş miydin? Açık musluk kalmadı değil mi?

Hiçbişey olmaz korkma abi. Lebiderya, denize nazır. Duvarlar mermer, balkon barbekülü. Yüzme havuzlu, güneş enerjili. Salonda klima, mutfak abiye.

Fay hattı, zemin etüdü, kolon-kiriş sağlamlığı, beton kalitesi gereksiz ayrıntıdan ibaretti. Gece gelen deprem herşeyi yerle bir etti. Koca koca kentler vefat etti. Sorumlu; mevsimlerden yaz. Bu kadar vurdumduymaza bu kadarı bile az.

Ne çabuk unutuverdik 17 Ağustos gecesini? Ve de sonraki çeresiz yalnızlığımızı. Kesilen elektrikler, çalışmayan telefonlar, akmayan sular, yanmayan ocaklar, enkaz altında saklı kalan altın bilezikler. Kilitli kapının bir işe yaramadığı, iğne deliği kadar küçük boşluktan sızan havanın canlar kurtadığı ne çabuk silindi hafızalardan?

Sivil dayanışmanın önemini tam yeniden kaşfetmiştik ki birden siliniverdi herşey. AKUT oldu sâkıt. Bilgisayar sohbetleri düşman çatlatırcasına çalışmaktan çatlıyor ama; en yakın kazma kürek, birkaç cesur yürek nerede bilen yok. Çadırlar yine sahil kenarlarına taşındı. Evleri enkaza dönenleri hatırlayan bile yok. Hani nerede kalıcı konutlar? Kaç kış daha geçecek?

Başucunda acil yardım çantasıyla yatanlar, korkusundan evini barkını satanlar, Kandilli'yi mesken tutanlar, TV'lerde ortalığı birbirine katanlar, birkaç gün daha görünüp kaybolurlar şimdi. Birinci yıldönümü diye depremin. Sonra hep birlikte unuturuz yine. Toplumsal bellek kaybı başlar yeniden. Hatta birkaç yıl daha büyük acılar yaşanmazsa eğer, davullu zurnalı kutlamalara bile değer. Hele bir de, parçalıysa fay hattı, İstanbul’lu boşuna korkmuş meğer.

Bahçesinde ebruli hanımelleri açan yazlık uğruna, yarab ne güneşler batıyor. Internet ağlarıyla örülü dünyada, örgütsüz insanlar yan gelip yatıyor.

Ya yıldızlar altında, ya toprağın altında.