|
|
Kamu hizmetlerinde süreklilik ve eşitlik, gelişme çizgisindeki ülkelerde sorun olagelmiştir. Son günlerde çıkan bazı gazete haberleri hem bu sorunun bizde ciddi boyutlarda sürdüğünü gösteriyor hem de ayın karanlık yüzünde neler olduğu konusunda bende ciddi kaygılar uyandırıyor. Üçüncü GSM operatör adayının lisans imzalama süreci uzayadursun tüm basın organlarını birden baz istasyonlarının ne denli sağlığa zararlı olduğu yönünde bir haber dalgası kaplayıveriyor. Baz istasyonunun önünde ardında durmak istemem ama bana kalırsa bu kampanya bazı işlerin sağlığı üzerinde etkili olmayı amaçlıyor diye düşünüyorum. "Bir kısım medya"nın uzman görüşü olmaksızın ahkam kesme merakının geleneksel bir sorumsuzluk mu yoksa güdümlü bir mermi taarruzu mu olduğu da yine zihinleri kurcalıyor. Kitlelere bilgi sunma "enformasyon" süreci güdümlenince "dezenformasyon" adını alıyor. Belirli amaçlarla kulaklara akıtılan güdüleme çimentolarının temizlenmesi zaman alıyor. Özellikle teknik konularda, işletilen süreçleri, kamu yararı, yasal uygunluk, mali yükü vb. açılardan didiklemek hiç kuşkusuz tüm medya mensuplarının doğal görevi olmalı. Ne var ki, uzman görüşlerine olumlu olumsuz yanlarıyla geniş yer vermek koşuluyla. Evinin damını açık artırmaya koyma liberalizminden beş dakikada eli sopalı yaptırımcılığa döndünüz mü size kimse inanmaz. Bu konuda çok "liberal" olduğunu düşündüğünüz ülkelerde ne yapıldığına bir dikkatlice bakıp örneğin FCC kuralları bu konuda ne diyor derseniz sonuçlar şaşırtıcı olabilir. Kablo kanalları kazmak için kaldırım ve sokakları delik deşik etmek de üçbin yıllık binanın üzerine anten davulu takmak da aynı derecede abes ve sakıncalıdır. Sağlıksız kentleşmenin onlarca sıkıntısının üzerine yeni teknolojilerin yarar ve kolaylıkları ile gitmek yerine onları da yozlaştırmak süreci başlatılmakta. Eğer insanların bant genişliği gereksinimi ve yeni iletişim medyalarına gereksinimi varsa bu yatırımları tekelci yaptırım gücü ile değil sağlık, çevre, tarihsel doku ve estetik kuralları gözetilerek yapmalıyız. Bunu yaparken de yorgunu yokuşa sürmemeliyiz.
|