|
|
|
| Türkiye'de Ar-Ge faaliyetleri henüz, emekleme
aşamasında. Ancak durum ümitsiz değil. Özellikle dışa açılma sürecinde
dünya ölçeğinde rekabet zorunluluğu, sanayicimizi, Ar-Ge'ye yöneltiyor.
Üniversitelerimizde böyle bir kaygı dahi yok.
Türkiye'de GSMH'nin ancak yüzde 0.2 veya 0.4 kadar bir parayı (Ar-Ge) için ayrılabiliyor. Türkiye yıllardan beri halk dalkavukluğundan, popülist politikalar izlemekten, bilime gerekli parayı ayırmaya imkan bulamadı. Üniversitelerimizdeki bilim adamları, birer okutman olmaktan öteye adım atamadı. Halbuki bilime yatırımın kalkınma ve büyümeyi son derece hızlandırdığını herkes biliyor. Bugün gelişmiş ülkeler dev GSMH'lerinden asgari yüzde 2'yi bilime boşuna ayırmıyor. Ar-Ge'nin en basit adımı, bilimsel kitap için yapılan harcamalardır. Türkiye'de üniversite kitaplıklarına yılda ortalama 20 bin kitap ve dergi girerken, Japonya'da bu rakam 7 milyon 282 bindir. Bin kişiye düşen profesör sayısı bakımından G - 7 ülkelerini yakaladık ama, bilimsel literatüre katkıda, İran gibi ülkelerle yarışabiliyoruz ancak.. Daha iyiyi, daha ucuza üretemeyenin ayakta kalamayacağı dünya ticaretinde Ar-Ge, keyfiyet değil, zorunluluk.. Globalleşen dünyada, Gümrük Birliği'ne koşan Avrupa'da, ürün kalitesini yükseltmek ve fiyatı düşürebilmek, satacak yeni mal keşfetmek için Ar-Ge, tek seçenek olmaktadır. Burada hepimize farklı görevler düşüyor. Üniversitelerimiz birer Ar-Ge fabrikası haline gelmeli. Şirketlerimiz, Ar-Ge departmanları kurmalı, bu işe daha çok kaynak aktarmalı.. Ankara'dakiler de araştırıcılık ruhunu, taa ilkokuldan başlayarak eğitim sistemine sokmalı. |
||||||||
|