Meltem Yaman
mfyaman@mail.turk.net
Pozitif Danışmanlık

Noksan da olsa iyi, kötüden iyidir....

İş kanununda özürlülerin şirketlerde istihdam edilmesi zorunluluğunu getiren bir madde var. Maalesef pek çok konuda, insanlar, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi zorunluluktan gönüllülüğe geçiş aşamasında değil. Devlet güçlüyse başlarını belaya sokmamak için söz dinliyorlar, o kadar... Gerekmedikçe harekete geçmiyorlar, kaçabildikleri kadar, oyalayabildikleri kadar geciktiriyorlar.

Oysa özürlüler bizler gibi birer insan... Kafaları çalışıyor. Sorumluluk bilinçleri var. Gayretleri sağlam insanlardan fazla; duyuları, algıları daha da gelişmiş. Ayrıca çok sıradışı bir durum değil başlarına gelen... Tanrı korusun ama bu trafikte, bu ilkyardım eğitimsizliğinde, bu yönetim yetersizliklerinde her an herkes özürlü olma tehdidi altında...

Öyle insanlar var ki, endişe, stres, sigara, içki ve aşırı düzensiz yaşamlarla kendilerini özürlü hale getirmek için düzenli çaba gösteriyorlar. Başarılı da oluyorlar. Buz gibi kadehleri yuvarlayıp, bademciklerini, karaciğerlerini, beyin hücrelerini mahveden, sigaraları birbiri ardına sanki bir iş sonuçlandırıyormuş edasıyla seri hareketlerle tüttürüp, akciğerlerine, damarlarına, kalplerine zarar veren çok insan var. Kendi kendilerini, kendi inisiyatifleri ile kasten hasta edip sağlık harcamalarını arttırıyor, gerçek hastaların zaman ve imkanlarından çalıyorlar. Eddie Murphy’nin bir filminde kabuklu deniz ürünlerine alerjisi olduğunu bile bile dayanamayıp yiyen ve yüzü gözü daha bir şişmiş halde doktoru meşgul eden bir karakter vardı. Parası, sigortası olduğu için hastanenin ballı müşterisi olmakla birlikte, gerçekten sağlık hizmetine gereksinim duyan, kendi kendini hasta etmemiş, istem dışı hasta olmuş kişilerin, gerçekte hakkını çalıyordu. Bunlar kendilerini özürlü hale getirmeyi kendi özgür iradeleri ile seçmiş kişiler. Demokratik olarak saygı duymaktan başka bir şey yapamayız. Özgür irade!

Bir de öyle insanlar var ki, bedeninde bir noksanlık olmasına rağmen, hayata sımsıkı bağlanmış... Özürlülere özel otomobilini kullanıyor. İşine gidiyor geliyor. Özürlülerin yapabileceği sporları düzenli olarak yapıyor. Kendine bakıyor. Yüzünden sağlık ve mutluluk fışkırıyor. Yaşama gülerek bakıyor. Daha kötüsünün olmadığına şükrediyor. İşine odaklanmış, güzel güzel çalışıyor... Üretken, faydalı, çalışkan... Hem yaydığı olumlu enerji ile, hem de ürettiği iş ve değerlerle topluma katkılı oluyor.

Bunların en güzel örneklerinden birini geçtiğimiz günlerde bu dünyadan uğurladık. Eminim ki o her zaman olduğu gibi gülümseyen, yaşamın kendisine verdiği kadarıyla minnettar ve memnun bir haldeydi. Şoku O’nun her hal ve şartta verdiği bu olumlu desteğe alışmış olan dostları, arkadaşları, ailesi yaşadı. “Bunu beklemiyorduk.” diyebildiler. “Çok ani oldu...” O gün aklıma gelen “Bir anını boşa geçirme!” sözü ve yaşam bir anda bizden birşeyleri birilerini alıp götürmeden yapmak istediklerimizi yapma fikriydi. Çünkü O hep bunu yapıyordu. Dünyaya noksan bir bedenle gelmiş ama olan kısmı için minnettar. Herşeyi olup da iç huzuru olmayan, incir çekirdeğini doldurmaz şeyler için hayatı kendi kendine zehir eden, bunu bazen toplum adına, bazen kendi adına yapan insanlara inanılmaz bir örnekti. Özürlü olmasına rağmen eğitimini bırakmayı düşünmedi. Ressam oldu, sonra yüksek ressam oldu. Doktor da olabilirdi, sanatı tercih etti. Evi eserleriyle dolu, her köşe renk uyumu içindeydi, çok dostu, çok arkadaşı vardı. Kimseden yardımını esirgemezdi. Adını duyduklarında insanlarda bir motivasyon, bir olumluluk, bir saygı, bir yaşama sevinci, sahip oldukları için minnettar olma ve işler değerler üreterek bunların hakkını verme isteği görülürdü. Böyle insanlar var. Yaşarken yeterince enerjilerinden yeterince yararlanamamış olsak bile...İşte bu yüzden, düşünüyorum ki, noksansa da iyi, kötüden kat kat iyidir. Hep iyilerle karşılaşmayı dileyelim.