Zafer Kurdakul  
zaferk@interpro.com.tr

Turkcell, perde arkası

Turkcell’in New York çıkarmasında ben de vardım. Az sayıdaki basın mensubu içinde yegane bilişim gazetecisi olarak. Merkez üs, Waldorf Astoria bu kadar çok Türk müşteriyi bir arada ağırlamamıştı herhalde.

New York borsasının önü tören için çoktan hazır. Bina ve çevresi bayrak ve balonlarla süslü. Ama nedense tek bir Türk bayrağı sallanıyor. Gözler daha çoğunu arıyor, tam da yeri. İkram çadırları kurulmuş çay, lokum, Türk kahvesi ve Turkcell hediyelikleri için. New York’lular uzun kuyruklar oluşturdu, kahveden tatmak ve Turkcell şapkası alabilmek için. Bir de sahne kurulmuş film ve folklör gösterileri yapılan.

Borsa binasına girmek, çıkmak ve dolaşmak, kolay değil. Çok karışan görüşen var. Dar koridorlardan ilerlerken gözümün ucu ile cami avlusunu andıran bir görünümü algıladım. Ayakkabı değiştiren bir avuç dealer. Yumuşak tabanlı ayakkabı giymeden akşamı etmek zor dedi bir tanesi.

Kahvaltı salonu aynı zamanda konuşmaların yapıldığı yer. Başkan Grasso sempatik hareketlerle övücü konuşmasını yaptı. Uzun çalışmaları anlattı ve sonunda şöyle dedi: “Bundan yirmi dakika sonra Mehmet Emin Bey’in parmakları, üç dolarlık çekici kavrayıp gong ile buluşturmadıkça, bu hazırlıkların hiç bir anlamı olmayacak.”

Filmlerde gördüğüm işlem salonu insanı hem heyecanlandırıyor hem de düşündürüyor. Bir yarış ortamı, dünyanın parasının el değiştirdiği yer, karmaşa ve koşuşturma üzerine oturtulmuş bir düzen.

Gong töreni için bir düzine insan küçük balkonda yerlerini aldı. Bizler ise yan büyük balkonlarda. Hepsi antenli Turkcell şapkalrını taktılar. Biraz tereddüt ettikten sonra Mehmet Emin Bey bile.

Dışarıda kalabalık artmıştı. Kenardan izleyen Amerikalıların yanından geçerken Turkcell sözcüklerini duydum. Bundan daha iyi tanıtım bir tek futbol ile oluyor. Turkcell Türkiye’nin yolunu açtı. Sıra diğer Türk şirketlerinin bu yoldan geçmesinde.