|
|
|
||||
| Çok rahat bir işte çalışıyor
olabiliriz. İsmi olan bir şirket, şık bir dekorasyon, iyi bir ücret,
işgüvenliği, basit bir iş, sonuçta belki hatta muhtemelen büyük
yerden torpil ile gelen ballı bir iş, bu iyi, hatta çok iyi şans...
Kulağa da hoş geliyor. Çoğumuzun “bana böyle bir iş bulun, bırakın
beni sonsuza dek orada kalayım.” diyebileceği bir iş....
Böyle işler büyük özel şirketlerde de olabilir, devlet kurumlarında da... Nitelikli insanlar için de bulunabilir, vasıfsızlar için de... Her iki durumda da üzerinde düşünmek gerekir. Keynes’in sözü, asrın sözü: “Uzun vadede hepimiz ölüyüz.”, insanların 38 yaşında emekli olduğu bir ülkede daha bir anlam kazanıyor, güçleniyor. Uzun vadeli yatırımdan, karardan kaçınmak, kısa vadeli kazançlar peşinde koşmak daha bir cazip oluyor. Emeklilik yaşının 38’lerde olmasının tutarsız bir oy öksesi politik oyun olduğunun ve ekonomiye zararlarının anlaşılmasının yanısıra, kısa vadeli düşüncenin de sonunun olmadığı zaman ilerledikçe daha iyi anlaşılıyor. Bunu çeşitli örneklerine iş yaşamında rastlıyoruz. Hedonistlik, insanın haz peşinde koşmasını, acıdan zahmetten kaçmasını önerir. İnsan doğasına da bu yakın gelir. Ama tıpkı spor yapmanın zahmetli olması, öfkeyi yenmenin inanılmaz çaba gerektirmesi, çalışmanın yorgunluğu beraberinde getirmesi gibi doğamıza aykırıdır. Ama bize yararı, kolay olanı seçmekten fazladır. Spor bedeni zinde tutar, öfkeyi yenmek, kendimize ve çevremize zarar vermemizi engeller, çalışmak ise bize beceri kazandırır. Şansımız yaver giderse ya da her devrin adamıysak, bir yerde takılıp yıllarca durabiliriz. Ancak yıllar geçtikten sonra, ki onlar çok çabuk geçer, bu ballı iş tehdit altında ise, elimizden gidiyorsa ne yaparız? Mutlu çokuluslu firma çalışanları, bunu yaşadılar. Bu dev gibi şirketlerde hayal gibi işlerde çalıştılar... “Kadroya geçtiği için hayatı kurtulan” bu insanlar, yaşamlarının en değerli yıllarını spesifik, iş bölümü ile minicik parçalara ayrılmış, katı, hiyerarşik, disiplinli ortamlarda, yüksek ücretlerle, şık ofislerde, o şirkete özel yazılımlar, sistemler içinde geçirdiler. Bu firmalar küçülmeye gittiğinde de sudan çıkmış balığa döndüler. Çünkü becerileri spesifik, çalıştıkları işler spesifik, alıştıkları iş ortamı spesifik, ücretler piyasanın çok üzerinde... Emeklilik yaşına gelmedilerse durumları çok zordu. Bugün de aynı ücreti başka bir yerde bulamayacağı için ballı bir işlerde mahsur kalmış insanlar tanıyorum. Benzer şekilde işlerinden bir nedenle ayrılmak zorunda kalan mesela muhasebe uzmanları... Koskoca muhasebenin bir hesabından diğerine geçememiş... Yıllarca aynı yerde aynı işi yapmış durmuş, ötesini hiç sormamış. Rahat tatlı gelmiş... Ama yaş ilerlemiş. Durumları zor oluyor. Mesele yükselme meselesi değil. Bilgi, beceri, deneyim geliştirme meselesi... Dikey gelişmeden çok, yatay gelişme sözkonusu. Çünkü zamansız ya da prematüre yöneticilikler kişileri uzmanlar gözünde yeterince saygın olmaktan uzak bırakabiliyor. Kim ne derse desin, bilgi çağında yöneticinin astlarına verdiği işlerden anlaması bekleniyor. İşin bütün detaylarını üzerine toplamaktan farklı bir şey bu... İşleri üzerine almamak ama insanların ne yaptığını, daha önemlisi ne yapmadığını anlayacak kadar o iş biliyor olmak... İşlerin rahatlığı bizleri şaşırtmasın. Mümkün olduğunca bilgimizi becerimizi geliştirmeye bakalım... Torpil ne kadar büyük yerden olsa da bilgi ve deneyim günün birinde lazım olabilir. Hazırlanalım. |
|