Kemal Balcı
kbalci@tr-net.net.tr
Gazeteci-Yazar

Film gibi

Eskiden akla ve mantığa aykırılık söz konusu olunca "film icabı" denirdi. Böylece hafif bir küçümseme, bir parçada alaylı bir ifade ile durumu geçiştirir, üzerinde fazla durmazdık. Tarihi Türk filmlerinde kılıcını bir sallayışta 15 figüranı yere seren kahraman, ya da "kovboy filmi" dediğimiz "Spagetti Western"lerde 6 mermi alan toplu tabancasını bir kullanışta en az 10 "kötü adam" öldüren "Beyaz Adam"ların maceraları böyle "aklileştirilirdi".

Gerçek yaşamda karşılığı olmayan ama "film icabı" gerçekmiş gibi sunulan masum hikayeler yeterince inandırıcı olmasa da eğelendirici diye izlenirdi.

Bilgisayar icadolalı, film endüstrisi neredeyse baştan sona değişti. Artık en olmayacak görüntüler, hatta hiç varolmamış hayali mekan ve kahramanlıklar en kuşkucu kişileri bile inandıracak düzeyde beyaz perdeye yansıtılıyor. Tabancadan çıkan mermiden daha hızlı hareket eden insanlar, hedef olmak bir yana mermileri elleriyle yakalayabiliyor. "Aşırı Gerçekçilik" diyebileceğimiz bu yeni türün en tipik örneği "Matrix"di. Yerçekimine meydan okuyan insanların dövüş sahneleri, insan

hayalini zorlayan ve donmuş karelerde bile kahramanların hareketini sürdürdüğü "katmanlı çekim" yöntemleri hep bu yeni tür "Hyperreality" anlayışın yansımaları. "Görevimiz Tehlike-2" nin başında yer alan dağcı görüntüsünün insanın yüreğini ağzına getiren heyecan dolu sahnesini gerçeğinden ayırabilmek neredeyse imkansız. "Gladyatör" filmine sahne oluşturan Roma Collesium'unun bir bilgisayar yazılımıyla gerçekleştiğine insanın inanası gelmiyor. Arena o kadar muhteşem ki gerçeği bile bu kadar inandırıcı değil. Tümüyle bilgisayar ürünü olan "Star Wars"un robotlar meydan savaşında insan film izlediği duygusunu yine de unutmuyor. Ama General Maximus'un Roma komutanı olarak Germenlere karşı verdiği meydan savaşının gerçeği aşan görüntüsü karşısında dehşete düşüyor.

Bilgisayar teknolojisi pek çok şey gibi sinema sanatını da yeniden biçimlendiriyor. Artık mantık dışı sahnelere "film icabı" deyip geçemeyeceğimiz kadar aşırı bir inandırıcılıkla yüzyüzeyiz. Neyin gerçek, neyin aşırı gerçek, neyin gözboyama olduğunu anlamakta daha sık zorlanacağız. Belki de bugünkü aklımız aşırı gerçekçiliği algılamaya bile yetmeyecek.