|
|
Akdenizin kıyısındaki bu Yahudi kentinde daha sabah olmadı. Belki güneş şu anda kutsal Kudüs'ün eteklerini yalamaya başlamıştır. Karanlık bir odada, bilgisayarın ekranından ışıyan ve perdenin arasından giren az ışığın alacasında yazıyorum. Günlerdir bitmeyen bir yolculuğun çevrimindeyim. Önce İsrail, sonra İstanbul, Zürih, Cenevre, Lozan, Montrö'den Milano'ya doğru bir tren yolculuğu. Tekrar İstanbul. Hüzünlü bir cami avlusu. Bir dostu daha yitirmenin burukluğunu içimden atamadan yinelenen bir kutsal kent ziyareti. Bir yanı Ürdün çölüne dayalı çorak topraklar üzerinde kirli beyaz taşlarla örülmüş beşyüz yıllık bir duvar kutsal eski kenti çevreliyor. Dar sokakların, yüksek duvarların, kemerlerin ve kubbelerin kentinde kokular da inançlar gibi birbirine karışmış. Kıpti kilisesinin yanında Habeşlerin binlerce yıllık basit çatısı uzanıyor. Rum ortodoksların ince işlenmiş kartallarla sonlanan tunç avizeli kiliseleriyle, çarmıhtaki İsa’yı mızrağıyla yoklarken erip azizler mertebesine ulaşan Romalı askerin sunağı yanyana. Zahter, safran, kimyon, biber ve falafel baharı kokuları da limon ve portakal kokularıyla içiçe. Büyük bir uğultu var. Sesler zaman zaman bir curcunaya, zaman zaman da bir fısıltıya dönüşüyor. Sesler ve kokular birbiriyle yarışıyor. Kandil yağının geniz yakan kokusu baygın günlük kokusuna, çöp kokusu insan terine karışıyor. Kutsal kentin eski sahipleri yolun bir yakasından öteye geçip birbirlerine şalom/selam diyerek konuşmaya başlamak yerine binlerce kilometer ötedeki David Kampı'nda buluşuyorlar. Yolun iki yakası arasında o denli çok öfke, kırgınlık, acı ve benzeri duygu birikmiş ki, akla yer kalmamışa benziyor. Yüksek teknolojiyi Ortadoğu’ya taşımanın coşkusu ile kapsamlı bir barışa kavuşamamanın kaygısı bu ülkede yanyana yaşanıyor. Ne kaygılar ne coşkular Akdeniz ikliminin dayattığı yaşam biçimini çok fazla etkileyemiyor. En çok çalışanlar yine, bilgisayarlarının başında dünyayı değiştirmeye çalışan genç insanlar. Yeni teknolojilerin rahipleri, hahamları ve mollaları bıkıp usanmadan barışı getirecek büyülü sözcükleri kimselerin anlamadığı bir dilde yazıp duruyorlar.
|