|
|
|
| Dünya 20. yüzyılın sonlarında
bilginin kullanımını yeniden tanımlarken sizce Türkiye bu eğilimin
neresinde?
Sanayi devrimini ıskalamakla bir imparatorluk yitirmiş olan Türkiye’nin ‘üçüncü dalga’yı yakalamasına devlet ne oranda katkı sağlayabilir? Bilginin sanayi üretiminden finansal hizmetlere kadar tüm sektörlerin topolojisini değiştirdiği bu süreçte devlet ne kadar yer almalı, nasıl bir rol oynamalı? İlk bakışta, kamu kuruluşlarının performanslarını gözönüne alırsak, devletin kesinlikle bu işin dışında kalması gerektiğini söyleyebiliriz. Ancak ben meselenin biraz daha derinlemesine sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Liberalizmin tarifi dahi artık ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ kolaycılığından sıyrılmıştır; devletler bir yandan ekonomide oyuncu olmaktan sıyrılırken öte yandan hakem rolüne soyunmaktadırlar. Bu noktada benim bilgi sektörü konusunda devlete biçtiğim ilk rol ‘bir BT üstkurulu’dur. BT üstkurulunun ‘olmazsa olmaz’ iki özelliği vardır: Bunlardan ilki kurulda sadece sektörün ya da üniversitenin değil, ‘kullanıcıların’ da temsil edilmesidir. Böylece kurul gerçek hayattaki görünüşte ‘küçük’ ancak hayatı zorlaştıran BT sorunlarıyla tanışabilecektir. İkinci önemli özellikse bu kurulun elinde ‘yaptırım gücü’ olmasıdır. Bu güce sahip olmadan oluşturulacak bir kurul ancak ‘iyi niyetli’ ancak ‘safça’ bir çalışma olacaktır. Devletin sektördeki BT faaliyetlerini düzenlemesine ilaveten ülkenin yarını ile ilgili projeler üretecek ve user-friendly e-devlet’i yaratacak olan bir diğer önemli yapıya daha ihtiyaç vardır: Yarın Bakanlığı. Bilginin esas katma değerinin doğrusal değil de ancak bir ilişkiler zinciri içindeki matrix modellerle yaratıldığını düşünürsek ülkenin kaynaklarına (ve soruınlarına) ‘büyük resmi’ görerek yaklaşmak, ülkenin geleceğini bu şekilde planlamak gerekmektedir. Burada Sovyet ekolündeki katı beş yıllık planları değil, dinamik bir planlama anlayışını kastettiğimi eklemeliyim. Ülkenin ‘yarını’nı planlayacak bu yapı, kesinlikle mevcut otuz küsur (bu sayının adedi ABD’de 12’dir) bakanlığa bir tane daha ilave etmekle hayata geçirilemez. Yarın Bakanlığı’nı diğerlerinden farklı kılacak en önemli özellik kesinlikle hiyerarşinin kalıplarından uzak olmasıdır. DPT, DİE, TÜBİTAK gibi kuruluşların çekirdeğini oluşturacakları Yarın Bakanlığı’nın Milli Eğitim ve Sanayi Bakanlıkları ile çok yakın ilişkileri olması şarttır; hatta gün gelecek tüm bunların Yarın Bakanlığı şemsiyesinde olması dahi düşünülecektir. Devletin ‘düzenleme’ ve ‘planlama’ görevlerini layığıyla yapması durumunda sektör zaten doğru gidişatı bulacak ve Türkiye’yi ‘yarın’a taşıyacaktır. |
||||||||
|