|
|
|
||||
| Yarış zaten başlıbaşına gayret
isteyen bir iştir. Rakipler vardır, kurallar vardır, antrenman
gerekir, stresi yenmek gerekir, çaba gerekir. İşlerimizde
yaptığımız budur: Yarış. Kendimizle bazen de başkalarıyla
yarış.
Bir de engelli yarış var. Yarış içinde fazladan efor gerektiren, işimizi zorlaştıran unsurlar. Genel ekonomi herkes için aynı, hava aynı su aynı, global sistem aynı. Ama aynı ürünü satmakla uğraşan şirketlerden birinde insanlar dayanışma ve işbirliği halinde iken, diğerinde birbirinin kuyusunu kazıyorsa işte bu ikincisi engelli yarış örneğidir. Zaten çok kolay olmayan bir şeyi daha da zorlaştırmak demektir. Bazı kişiler işi gücü farklı görüyor. Bir çocuğun oyuncak mülkiyeti edasıyla “Oynamıyorum, ver misketlerimi...” ya da “Sen gel sen gelme” diyebiliyor, “mızıkçılık” yapabiliyor. Kavgacı kişilikler de olabiliyor. Kavgayla beslenen, didişmekten zevk alan, güç gösterileri için ortam arayan ve yaratan insanlar olabiliyor. Bunlar kazanmak amacıyla yer aldıkları yarışta gereksizce engeller bina eden ve sonra onları aşmakla vakit kaybeden ve daha kötüsü vakit kaybettiren insanlar. Çatışmalarla, gerilimlerle öyle çok vakit kaybediliyor ki. Koca koca insanlar anlaşma ve uzlaşma, işbirliği içinde iş ve değer üretmek yerine birbirlerini yıpratmayı yeğliyor. Çatışma yaratıp, onlarla uğraşmaktan çalışmaya zaman bulamıyorlar. Güç savaşları, ekmek tekneleri olan emanet kurumları, işyerlerini tehdit ediyor. Ve bunlar kişisel az gelişmişlikler nedeniyle ortaya çıkıyor. Olgun insan olmak kolay değil. Ama yine de beklenen bir durum. Yaş, baş, eğitim, deneyim de varsa artık kişiliklerin törpülenmiş olması, yapıcı, destekleyici, gelişimci olması bekleniyor. Amacımız iş ve değer üretmek. Hizmet vermek. Bunun yanında gelirimizi de elde edip kişisel ve profesyonel anlamda gelişiyor, kendimize, çevremize ve insanlığa katkılı oluyoruz. Konu bundan ibaret. İşleri zorlaştırmanın kime ne yararı var: Meydan agresiflere kaldığında yıkıcı sonuçlar ortaya çıkıyor. Kavga etmenin bir aktivite oluduğuna dair yanlış bir inanış var. Orman yakmak da bir aktivitedir. Elinize kazma kürek alıp bir evi ya da bir eşyayı tahrip etmek de aktivitedir. Kapkaççılık da dikkat gerektiren bir aktivitedir. Ama yapıcı değildir, işyerlerinde yıkıcı insanlara gereksinimimiz yok aksine işyerlerini bu tip insanlardan özenle korumamız gerekiyor, ulusal servet gibi, soyu tükenmekte olan kelaynaklar gibi, hatta kendi malımız mülkümüz gibi. İnsanların kendi egolarından kaynaklanan arızalar yüzünden geçimlerini sağladıkları işyerlerini savaş meydanlarına çevirmeleri şirketlerin işlerini aksatır. İnsanlar işini gücünü mü düşünecek, kendilerini savunmayı mı? Öfke zaten aklı baştan alıyor. Oysa insanların fiziksel olarak şirkette bulunmalarına değil, akıllarını şirket için çalıştırmalarına para ödüyoruz. Para ödeniyor ama öfke ile akıl uçmuş gitmiş, yanlış kararlar alınıyor, engellere takılınmış yerinde sayılıyorsa, bu ne kadar etkin bir yönetim olabilir? Birileri kendi yarattıkları yeldeğirmenleriyle savaşacak, kazandıkları sanal zaferlerle tatmin olacak diye ulusal ve uluslararası servet sayılabilecek işyerlerini riske atmak doğru değil. Sosyal sorumluluğa da aykırı, etkin yönetim amacına da. Yarışa engel eklemeye gerek yok. |
|