|
| Merhaba…
“Her sabah bir ceylan uyanır Afrika’da, kafasında tek bir düşünce vardır. En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek. Yoksa aslana yem olacaktır Her sabah bir aslan uyanır Afrika’da, kafasında tek bir düşünce vardır. En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek. Yoksa açlıktan ölecektir. İster aslan olun, ister ceylan olun hiç önemi yok, Yeter ki güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini, Hem de bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmanız gerektiğini bilin. Çünkü eğer aslansanız ve en yavaş koşan ceylanı bir önceki gün yakalamışsanız, Ve bugün bir ceylan yakalamak niyetindeyseniz, Artık bilmelisiniz ki en yavaş ceylan sizden daha hızlıdır. O halde düne göre hızınızı arttırmanız gerekmektedir. Yok eğer ceylansanız ve henüz aslana yem olmamışsanız İzinizi düne göre mutlaka arttırmalısınız. Çünkü sıra size gelmiş demektir. Yani, hayat koşusunda devam edebilmenin tek koşulu var Dünden daha hızlı olabilmek. Bakın bakalım şimdi kendinize: Ondan, şundan, bundan değil, ‘dünden’ hızlı mısınız? Yaşam adlı koşu ne kadar güzel anlatılmış değil mi? Bu koşuda dünden hızlı olmak da doğrusu kolay değil. Düşünsene hergünün bir dünü var……Bu yazı geçtiğimiz gün elektronik ortamda geldi ve mektubuma da böyle başlamak istedim. Yazının kime ait olduğunu da bilmiyorum. Okuduğumda özellikle bizim sektöre çok uygun olduğunu düşündüm. Bildiğin gibi sektörde dünden hızlı koşan şirketlerden biri de Turkcell. Sana önce Turkcell’den bir haber vereyim. Turkcell yetkililerinin her fotoğrafında yanlarından ayırmadığı ve Turkcell adının geçtiği her yerde bulunan Turkcell’in sevimli maskotu var ya -hemen ne maskotu deme hatırlarsın geçtiğimiz yıl Bilişim Fuar’ının girişinde görmüştük ve bir türlü neye benzediğini çıkaramamıştık!- sonunda bu maskotun ne olduğunu öğrendim. Turkcell maskotu, arı tavşan, yarı salyangozdan oluşuyormuş. Hızını tavşandan, duyarlılığını da salyangozdan almış. Bizim de tanımlayamadığımız gibi bir hayvancık ortaya çıkmış, neyse biz de artık meraktan kurtulmuş olduk. Sektör aslında geçen hafta oldukça neşeli idi. Hele bir de Atina’da gerçekleşen 2. Türk-Yunan Platformu’nu görmeliydin. Dostluk yoluna atılan bu adımlarla iki ülkenin bilişimcileri olarak Atina’da çok eğlendik. Doğrusu o gece bilişimciler uyarlama konusundaki yeteneklerini bir kez daha ortaya koydular. Türk halk oyunlarından Yunan halk oyunlarına geçişte hiç zorlanmadılar. Hatta bu geçiş nasıl sağlandı ya da geçiş mi oldu uyarlamamı oldu onu da anlamadık. Ama hemen herkesin oyun konusunda yetenekli olduğunu anladık. Tabi bu arada güzel zeytinyağlı yemekler, balıklar, kalamarlar, karideslerde de gözümüz kalmadı. Senin anlayacağın boş zamanlarımızı da güzel yemekler veYunan Uozo’su ile pekiştirilmiş dostluklara ayırdık. Diyebilirim ki Türk Yunan dostluğu adına bilişim sektörü elinden geleni yaptı. Olur ya bundan sonra bir savaş çıkarsa artık bilişim sektörünün askere gitmenin dışında yapabileceği hiç bir şey yok. Hoşcakal…. |
|||||||
|