Meltem Yaman
mfyaman@mail.turk.net
Pozitif Danışmanlık

Yeni kariyer trendleri

Sevdiğim bir söz var. Tam olarak hatırlayamasam da “çocuklarımızdan sizlerin çağınıza göre yaşamalarını beklemeyin” gibi bir anlama geliyor. Bana çok doğru geliyor. Çünkü zaman geçtikçe çevresel faktörler değişiyor. Sosyal ortam, kültürel çevre değişiyor. Bizlerden on, yirmi, otuz yaş önce dünyaya gelmiş büyüklerimizin yaşadığı pek çok sorun, olay bazında ele alınca tuhaf ya da incir çekirdeğini doldurmak görünüyor. Hele bu sorunlarda ödenen bedeller yüksek olmuşsa, durum komediden trajediye dönüşüveriyor.

İnsan kaynaklarında da durum benzer şekilde. Eskiden insanların tercihen “mühendis” olup bir işe girmesi ve orada durması trendi vardı. O zamanlar şirketler daha bir kraldı. Ekonomi kapalıydı. Müşterinin adı yoktu. Yetişmiş eleman azdı. İnsanlardan beklenen ise öncelikle uyumlu olmalarıydı.

Yakın zamana kadar, bazı yerlerde hala okulu bitirdikten sonra eğitime devam etmek gereksiz görülürdü. Hatta okullar küçümsenir, işin sadece işyerinde öğrenildiği söylenirdi. Gerçekten de bilimsellikten oldukça uzak çalışma yöntemlerine “Bizim burada işler böyle yürür. Bizim buraları hiç bir yere benzemez” diye kılıfı uydurularak keyfi yönetim kayıtsız şartsız kabullenilirdi. Yükselmek için yaşlanıp şişmanlamak gerektiğine inanılırdı. Koltuğunu doldurmak kavramı kelli felli, kır saçlı olmak anlamına gelirdi. Kariyer gelişim beklemekle olurdu.

Bunlar çok değil, 8-10 yıl önceydi. Ö dönemde insanların 30-35 yaşında genel müdür, genel müdür yardımcısı ya da çok deneyimli profesyoneller olacağını tahmin eden kaç kişi vardı. Bilgili, çalışmayı yaşam tarzı olarak benimsemiş, genç, dinamik insanların işleri başarıdan başarıya ulaştıracağını kaç kişi kestirebilirdi? Şimdi durum değişti.

Eğitim, hem işyerinde iş yaparak edinilen eğitim, yine işyerinde alınan kısa süreli yarım gün 1-2 haftalık eğitimler ve ayrıca genelde akşamları devam edinilen yüksek lisans, doktora ya da sertifika programları şeklinde önem kazandı. Eğitimler motivasyon ve bilgilenme amaçlı olmak üzere de sınıflanabiliyor. Rekabetten de olabilir ama benim gördüğüm pek çok insanın, eğitimden söz ederken gözleri parlıyor. Şirketlerin iyi şirket olduğuna da, sağladığı eğitim olanaklarına bakarak karar veriyorlar. Adeta şirketleri birer okul, verilen eğitimleri de “beslenme” olarak düşünüyorlar. Eğitim vermeden sadece “çalıştıran” şirketlerde ise kendilerini “gıdasız ve ilgisiz” kalmış hissediyorlar.

Şirketler de artan rekabette, hem iyi elemanları tutabilmek, hem de pazarda iyi çalışabilmek için eğitimin lüks değil gereksinim olduğunu artık anlamış durumda. Bunlar çok güzel gelişmeler. Bundan sonraki aşama bol yerine etkili eğitim, bol toplantı yerine etkili iletişim gibi gitgide daha insana özel, daha insani konular ki; ne mutlu bize bu konuda çalışıyoruz.

Bunların bir uzantısı olarak yeni nesil, ilk 5-10 yıl birkaç yıllık yoğun çalışmalar halinde iş değiştirmekten çekinmeyip daha sonra yerleşebilecekleri sektör ve şirketi kararlaştırmayı düşünüyor. Bu da çok mantıklı çünkü insanları en fazla alabildikleri yaşlarda, dolu dolu çalışarak birikimlerini artırmaları onları donanımlı kılıyor.

Çok güzel, umut veren bir potansiyel var ve insanlar bir şekilde kendilerini yetiştiriyorlar. Bir de bunun makroekonomik stratejilerle desteklendiğini düşünün. Hızımız artardı. Bu destek henüz yeterli değilse bilişimin kaldıraç etkisiyle, iş bizlere, bilişimcilere düşüyor demektir. Ne güzel bir görev, ne onurlu bir sorumluluk…