|
|
|
||||
| İnsanların çalışmak
istediği şirket, yabancı şirket... Beraber iş yapmak istediği şirket
yine yabancı şirket... Hizmet vermek istediği şirket yine yabancı
şirket... Özellikle çokuluslu ve büyük olanları... Atatürk
“Beni Türk doktorlarına emanet ediniz.” derken “Yerli malı Türk’ün
malı, yerli malı kullanmalı” diye haftalar düzenlenirken bu
durumumuz “Ah Evropa Evrope” diyenleri hatırlatıyor.
Bununla beraber yerli malı yeterince korundu, yıllarca korundu. Gümrük duvarları ile, yasalar ile, propaganda ile korundu. Koruyalım da büyüsün derken sanki uyudu... Koruyabilen yine korusun ama tüketici tükenmeden o kendisini korumayı öğrense daha iyi olacak. Şirketlerin yatırımları farklı ülkelerdeyken, içinde çalışanları farklı ülkelerden ve hisse senetleri farklı ülkelerin borsalarında işlem görür iken, mülkiyet ve fayda biraz karışmış durumda. Bir ülke işgücü veriyor, bir ülkeden teknoloji geliyor, bir ülkede fabrika kuruluyor ve herkesin beraber çalışıp ürettiği ve paylaştığı kurumlar oluşuyor. Kim daha çok katarsa o daha çok alıyor. Kim daha nitelikli katma değer yaratırsa o daha fazla karşılık alıyor... Teknik olarak, normal şartlarda... İnsanların yabancı şirketlere yönelmesinin en önemli sebebi güçlü sermaye yapılarının olması. Yani insanların ücretlerini düzenli ve piyasanın üzerinde alabilmesi... Benzer şekilde faturaların sorunsuz tahsil edilebilmesi, parası değerli ülkelerdeki rayiçlerden anlaşma yapabilmeleri.... Bir başka neden sistemler, prosedürler. İşlerin kurallara bağlanmış olması, keyfi uygulamaların diğerlerine göre daha az olması... Bunda başka ülkelerdeki hukuk sistemlerinin daha gelişmiş olmasının etkisi büyük... Genellikle yurtdışındaki iş kanununa göre hareket ediliyor, bunun yüksek bir standart olduğu akla bile gelmeyebiliyor. Ya da şirket her ülkede kurumdaşlarına eşit davranıyor, ülke kanunlarına göre standardı indirmeyi düşünmüyor. Tabii Uzakdoğu’da çocuk çalıştıranlardan söz etmiyoruz. Yabancı şirketler kaliteli personeli çekerek iş kalitesinin yüksek olmasını sağlayabiliyor. Daha az duygusal, daha mantıklı, tutarlı, disiplinli çalışma yürütebiliyor. Aslına bakarsanız bütün bunların genetik açıklamaları yok. Irka bağlı özellikleri yok. Bunlar iş disiplini, iş bilgisi, güçlü sermaye, dikkatle söz verme ve verilen sözlerin yerine getirilmesi gibi evrensel özellikleri içeriyor. Zaten Atatürk “Ne mutlu Türk olana” demedi, “Ne mutlu Türk’üm diyene” dedi ve Türk kelimesine çeşitli söylevlerinde “Çalışkandır, zekidir, karakteri yüksektir” gibi anlamlar yükledi... Yoksul, eğitimsiz, herşeyini, malını, mülkünü, evlatlarını, ulusal bağımsızlığını bile yitirmiş, savaştan arta kalmış , bir avuç, eli öpülecek insanın düzeyini yükseltmeye çalıştı. Genelde bir “Türkler dışarı!” edebiyatı sürüp gidiyor... Yurtiçinde ve yurtdışında... Gitmesi gereken sadece düşük kalite, tembellik, çekememezlik gibi kötü özelliklerimiz. Yolsuzluk, rüşvet, yetersiz yönetim uygulamaları, vs. Gelmesi gereken ise eğitim, yüksek kalite, iş disiplini, profesyonellik ve bunların sonucu olarak güç. Zorbalıktan uzak, gereğince, yerinde, barışa yönelik iyi işler için kullanılacak güç... Gitmesi gerekenler gitmeli, gelmesi gerekenler gelmeli ki Türk ismi temizlensin, genetik olarak homojen bile olmayan bir insan topluluğu, her etnik kökenden tüm vatandaşlarıyla birlikte, yüksek imajlı bir kimlikle varolsun. Çokuluslu dünyaya, herkesin beklediği yüksek katkıları sağlayabilsin. |
|