Uçan halıda liderliğe ‘uçmak’

El sanatları ile teknolojinin ne ilgisi var demeyin. İhlas/Acer Genel Müdür Yardımcısı Faik Burhanoğlu bu ilgiyi öylesine güzel kurmuş ki bize sadece anlatmak kalıyor.

Burhanoğlu’nun halı merakı, derin bir halı bilgisi ve kültürü olduğu belki pek bilinmiyor. Aslında O bir halı aşığı. Tam 20 yıldır bu aşk hiç sönmeden devam ediyor. İşi gereği Anadolu’yu karış karış dolaşırken yaşamı, tarihi, kültürü yansıtan halılar O’nu çok etkiliyor. O’na göre bilgisayar teknolojisi ve bilgisayar sektörü ile el sanatları, halı dokumacılığı birbiriyle örtüşen nitelikte. Bilgi sektörü gibi halı dokumak da yoğun emek gerektiren, hizmetin ön planda olduğu bir iş. Ve aslında Burhanoğlu, halının da tamamiyle bilgisayar mantığıyla dokunduğunu düşünüyor. Matriks, yani noktalardan oluşuyor. Halı analog, bilgisayar digital bir dokuda dokunuyor. Burhanoğlu, halıdaki atkı ve çözgülerin kesiştiği noktada atılan düğümleri bilgisayardaki node’lara benzetiyor.

Mesleğin ve hobinin böylesine içiçe geçtiği bir yaşamda hedefler de var elbette. Hem de çok iddialı hedefler. ‘‘Kafama koydum, Acer’i pazar lideri yapacağım’’ diyen Faik Burhanoğlu, kararlı kişiliğinin yararını da her fırsatta görmüş.

İşte bir halı koleksiyoncusuna, halı meraklısına hiç de yabancı gelmeyen sözler: ‘‘Eski Asya’daki Türklerden bugüne kadar gelen bir el sanatı, halıcılık. Türkiye’de halının dokunduğu yörelerde bile değeri bilinmiyor, anlaşılmıyor ne yazık ki. Antalya yöresine ait bir köye gittiğimde bu işin emek yoğun olduğunu gördüm. Halıcılığın gerçekten gittikçe kaybolan değerlerimizden biri olduğunu biliyorum. Çünkü halı dendiği zaman eski zamanlarda iplerin hazırlanmasından boyanmasına, boyandıktan sonra belli bir desen üzerinde dokunmasına kadar ve de onu dokuyan kişinin o anki ruh halini yansıttığı desenler ve bir düzenden söz ediyoruz. Örneğin evlenecek kızın deseni farklı, hamile kadının deseni farklı oluyor. Halıyı Anadolu kadınları dokuyor, Anadolu kadınları genelde ailenin yükünü çeken gerek çocukları yetiştiren gerek ailenin yaşamını sağlayan kişi. Her yük Anadolu kadınının sırtında ve halıyı dokuyanlar da onlar. Onların yaşam tarzları burada, onun için yoğun bir emek, yoğun bir göz nuru var burada

Zaten halıya baktığınız zaman hemen anlaşılıyor hangi yöre olduğu. Yöreye has desenler dokunur genellikle. Halılar yöresinin ismi ile geçer, örneğin Milas, Kars, Konya Selçuk gibi, Balıkesir Sındırgı da belirgin bir desendir. Bu yörenin desenini tanımlıyor bir de yörenin kullandığı renkler var. Genelde boyama teknikleri yöreyi çok daha belirgin kılıyor. O yörelerde aykırı desende de halı dokunabiliyor. Taşpınar, renklerinden biliniyor. Hereke halısı meşhurdue, hereke bildiğimiz hereke bölgesinin desenleridir. Hereke’yi bugün en iyi Sivas’ta dokurlar. En iyi hereke halı orada dokunuyor. Dokunduğu yerde kalitesi fark ediyor. Ama tasarım olduğu zaman yörenin ismi ile anılıyor…’’

Halı ve el sanatları üzerine böylesine uzman görüş ve düşünceleri sıralayabilmek için ya akademik olarak uğraşmak, koleksiyon yapmak ya da bu işe gönül vermek gerekir. İhlas/Acer Genel Müdür Yardımcısı Faik Burhanoğlu, bu işe gönül verenlerden. Gönül işi O’nu zamanla koleksiyon yapmaya kadar da götürüyor. İşte ilginin bilgiye dünüşme süreci de böyle gelişiyor.

Aklınızda olsun, halı almak istediğiniz zaman Faik Burhanoğlu’na danışabilirsiniz.

‘‘Yıllar içerisinde bu konuda uzmanlaşmaya başladım’’ diyen Burhanoğlu, her gittiği yerden halılar alıyor. Burhanoğlu, bir halıya baktığında başlıyor uzun uzun onun öyküsünü anlatmaya:

Küçücük halı bile en az 30-40 günlük bir emek istiyor. Elle eğrilen yün çok daha parlak oluyor ve güzel görünüyor. Kullanılan motiflerden, halıların kenarlarında su yolları, borderlar vardır bunlar bir anlam ifade eder. Ortada kullanılan motifler vardır, hayat ağacı vardır. Renkleri genelde yarı renkler oluyor. Kullandığı renklerden ziyade, kullandığı motiflerle birtakım duygularını aktarıyorlar. Boya olayına baktığımız zaman maalesef çok yozlaşmış ve tamamen ticari kaygılara dönüşmüş, çok az sayıda çok az noktada eski halıda gerçek boya var, onun dışındakiler tamamen turistlere yönelik halılar. Şu anda daha pastel renkler var. Halının en önemli noktalarından biri de halıyı halı yapan ipi dedik, boyası dedik, deseni dedik ve tabiki işçiliği. Santimetrekareye düşen imlek sayısı.

Örneğin gördüğünüz Urfa çuvalları aslında kilimdir. Halı üç boyutlu, kilim iki boyutludur. Kilime geldiğiniz zaman bakın düğüm yoktur.’’

Halı merakı öylesine bir noktaya gelir ki bilgisayarla özdeşleşir. Yani mesleği ile halı kültürünü örtüştürür. O bir yaşam biçimidir artık.

Halı, Türklerin yaşam tarzını anlatıyor

Halının tamamen bilgisayar mantığı ile dokunduğunu söylüyor Burhanoğlu. Matriks, yani noktalardan oluşuyor. ‘‘Bilgisayarcı açısından baktığınız zaman atkılar vardır, çözgüler vardır tam bunların kesiştiği noktada düğüm atılır. Bilgisayarda da node’lar vardır, node’lara baktığınız zaman halıyı digitalize edebilirsiniz. En ince noktasına indiğiniz zaman halıların üzerindeki her bir düğüm bir noktadır. Onun koordinatı bellidir. X, y koordinatı olarak baktığınızda koordinat verebilirsiniz herbirine. Yani bilgisayarcı mantığı ile baktığınız zaman tamamen analog ile digital bir tasarım olduğunu gösteriyor halıda. İşin güzel tarafı, tabii ki bunu digit olarak düşünmüyoruz. Halı dokuyanlar elbette ellerindeki bir deseni aktarıyorlar. Yastığın yarısı kadar bir boyda desen formları oluyor, dokunmuş olarak Oradaki desenlere bakıp aynı desenleri geçiriyorlar. Ustasının, annesinin, büyüklerinin verdiği bir desenin formu var onlardan bir tanesini alıyor ve yapıyor’’ diyor Faik Burhanoğlu.

Faik Burhanoğlu tüm Asya’yı dolaşmış. Ve her yerde Türklerin göçebe ırk izlerine rastlamış. Burhanoğlu, Türklerin halı kültürünün nereden kaynaklandığını da şöyle anlatıyor: ‘‘Türkler etoburdur. Bunun da temel sebebi, yerleşik olmadıkları için ekip biçemiyorlar, ekip biçemeyince yanlarında küçük ve büyük baş hayvanlarını taşıyorlar. Nereye giderlerse kesip onu yiyorlar, öyle yaşıyorlar. Avrupa’ya gidiyorsunuz yerleşik bir kültürün izleri, binalardaki sanata baktığınız zaman veya uğraştıkları heykele, tabloya baktığınızda izden çok farklı. At sırtında dolaşan Türk nerede heykel yapsın, tablo yapsın. Yaşam biçiminde buna yer yok ki. Bizim de sanat eserlerimiz yaşama biçimimize uydurduğumuz halılar, kilimler, çoraplar, atkılar, her noktada bir şey var.’’

Önce yap, sonra düşün

Faik Burhanoğlu kendini sektörün dinozoru olarak tanımlıyor. ‘‘Sinekler ve dinozorlar aynı dönemde yaşamış. Ama dinozorların nesli tükenmiş, sinekler hala yaşıyor. Dinozorlar büyük ve hantal yapılarından dolayı yok olmaya mahkum. Sinekler ise hala yaşıyor; küçük oldukları için ortama ayak uydurup hızlı davranmışlar ve yaşamasını da becermişler’’ diyerek sektörü de sineklere benzetiyor. Bilişim sektöründe de en önemli şey O’na göre hız. ‘‘Hızlı olacaksınız, hızlı düşüneceksiniz, hızlı hareket edeceksiniz ve hızlı karar vereceksiniz. Bilgisayar parçası, OEM işi yaparken birlikte çalıştığım kişilere espri olsun diye ‘önce yap sonra düşün’ sloganları koydum. İnsanların genelde önce düşünüp sonra yapmaları lazım. Ama biz öyle bir sektördeyiz ki bu durumlarda önce yapmamız lazım, sonra geriye dönüp, düşünüp yaptığımız doğru muydu deyip bir daha aynı şeyi yapmazsınız. O yüzden hatayı tolere edebilecek bir sektörde olmamız lazım. Atacağımız adımların küçük küçük olması gerek çünkü attığınız adım yanlış olabilir, bir adım geri gidersiniz ama küçük bir adım olduğu için uçurumdan aşağıya düşürmez sizi. Küçük adımlarla ve hatanın yapılabileceğini bilerek adım atmanız lazım. Hata yapmayacağım derseniz dinozor gibi olursunuz ve iş yapamazsınız. İş yapabilmenin yolu hızlı hareket edebilme. Hata olmayacak mı, olacak tabi ki. Acer’in yönetim kurulu başkanı diyor ki: Yapılacak küçük hatalar yönetimin öğrenim bedelidir. Kimse ben hata yapmam diyemez. Hepimiz zaman zaman hata yapıyoruz. Önemli olan adımları kısa kısa ayarlarsak yapılan hatalar da telafi edilebilir hatalar olur.’’

İlk saysal telefon santralini yapanlardan biri

Faik Burhanoğlu, hız çağında iş yapma biçimini ve felsefesini sağlam temellere oturtmuş. Esinlendiği birkaç kişi var: Acer Başkanı Stan Shih, Intel eski Başkanı Andy Grove bunlar arasında.

Faik Burhanoğlu ilk gençlik yıllarından bu yana bir şekilde teknoloji ile hep içiçe olmuş. Robert Kolej ve elektrik mühendisliği mezunu. Öğrenim hayatını doktora sınırına kadar getirmiş. Yaşam tarzı olarak da 0 ve 1’i seçmiş durumda. Bir şey ya vardır ya da yoktur O’na göre. Meşhur kartlı bilgisayar dönemi Faik Burhanoğlu’na da nasip oluyor. Bilgisayarı bu sistemlerde öğreniyor. Master yaparken de çok sayıda bilgisayar dersi alıyor. Sonra teknik üniversitede asistanlığa başlıyor. İş hayatının en önemli deneyimi ise Netaş’ta kaydediliyor. Orada gerçek mühendis olduğunu hissediyor. Çünkü bir ürün tasarlanıyor, geliştiriliyor ve piyasaya sürülüyor. 10 yıl sonra bir toplantıda tesadüfen hala Netaş’ta kendisinin geliştirdiği programın kullanıldığını öğrenince ayrı bir mutluluk duyuyor. Netaş’ta iken Türkiye’nin ilk sayısal telefon santralini yapanlar arasında yer alıyor. Nortel telekom tarafında da ilk ürünü yapanlardan biri Faik Burhanoğlu.

Bunlar bir yana Burhanoğlu, Netaş’ta kendini keşfediyor. Oradan ayrılış nedenini de şöyle aktarıyor: ‘‘Netaş’ta şunu fark ettim, benim karakterim dışa dönüktü. Araştırma çok küçük bir bölümdü Netaş içerisinde. 5-6 deli doktor, akşama kadar 2 bin kişilik fabrikada 5 kişi tanıyoruz başka kimseyi tanımıyoruz. Beni kimse tanımıyor diye düşünüyordum. Hatta istifa etmemin sebeplerinden biri de oydu. Bu kadar çok şey üretiyoruz, yaratıyoruz fakat kimse bizi tanımıyor diye düşünüyorduk. Ayrılmaya karar verince genel müdür çağırdı sen nereye gidiyorsun senden çok memnunuz dedi. Siz beni tanıyor muydunuz, benim varlığımdan haberiniz var mıydı diye sordum. Beğenilmek, takdir edilmek isteniyor insan. Bir hata olursa çağrılıyoruz, hatayı düzeltiyoruz. Ama bunu biz yapmışız, neredeyiz, kimiz? Daha dışa dönük kişiliğim olduğu için gidiyorum dedim.’’

Burhanoğlu, dolu dolu yaşamak isteyen biri. 24 saatini dolduramamaktan rahatsızlık duyuyor. Bazen aşırı çalışmanın yanlış olduğunu gözlemlese de yine de oyunu kuralına göre oynamak O’nun prensibi.

Yaşamını aynı zamanda Uzakdoğu sporlarıyla da zenginleştirmiş. Judo, tekvando, dağcılık, atletizm hatta güreş sporları ile ilgilenmiş ve bizzat yapmış.

2002’de pazar lideriyiz

Faik Burhanoğlu’nun halıdan sonraki en büyük merakı arabalar. Burhanoğlu bir hız tutkunu. Hatta yarışlara da katılmış. Ancak bunu sürekli yapabilmek için bu işe daha fazla zaman ayırılması gerektiği görüşünde. Burhanoğlu, işi dışında tüm zamanını ailesine ayırıyor. Bilişim sektörü için herkesin kulağına küpe olacak öneriler de sıralamayı unutmuyor: ‘‘Bilişim sektörü hızlı büyüyen, zor bir sektör. Bilişim sektörünün kapitali yetmiyor. O kadar hızlı büyüyor ki o büyüme hızına ayak uyduramayan sermayeler var. Aynı şekilde harcanan emekler de yetmiyor. Bu sektörde başarılı olabilmenin yolu daha fazla zaman ayırabilmek, daha fazla çalışmak, daha fazla emek harcamak. Tabii ki bir denge olmak zorunda, bunun bilincindeyiz ama bu sektörde başarılı olanların çoğu da daha çok çalışanlar onu söyleyebilirim.’’

Netaş, Apple/Bilkom, Commodore ve kendi işi… Burhanoğlu’nun iş yaşamı da çok renkli. Ancak Acer’in yeri bir başka. Çünkü yoktan var etme sürecinin baş kahramanı.

Burhanoğlu’nun Acer’e ilişkin yorumları ise şöyle: ‘‘Acer Türkiye’de tam çekilmek üzereyken tanıştık, anlaştık. 94’te 400 bin dolarla aldım. 95’te 15 milyon dolar ciro yaptık. 1998’de 32 milyon dolar ve rakamlar böyle katlanarak yükseliyor. Acer’ı oturtmak, oluşturmak kolay olmadı. 97 yılında İhlas ile ortaklık başladı. Aynı eğitimi almamız, aynı kültüre sahip olmanın getirdiği avantajla da ve de İhlas’ın bilişim sektörüne yatırım yapması bu büyümeyi daha da hızlandırdı. Acer’ı Türkiye’de bir numara yapmak istiyorum, hedefim bu. Abartmıyorum, bu birtakım projelere bağlı.’’