Yaşamı ödünç alan insanlar

Çevrenizde bazı insanlar vardır.Yaşam sanki onlara ödünç verilmiştir. Geçen her dakikalarını sonuna kadar dolu dolu yaşamaya çalışırlar. Hiç bir şey hafife alınmaz, hiç bir iş çalakalem yapılmaz.

Güneş Kazdağlı

Başarının büyüsünün çevrelediği bu insanlar için her geçen gün değil her an çok önemlidir. Tepum’u eşi Hakkı Sevand ile birlikte kuran sonra ayrılan şimdi tekrar Tepum Teknoloji’de CEO olarak göreve başlayan Ayla Sevand yukarıda tanımladığım bu insanlar arasında yer alıyor. Sevand, Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. ODTÜ İdari Bilimler Fakültesi’nde İktisat alanında master yaptıdaha sonra A.Ü Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde de iktisat alanında doktorasını tamamladı.

Tepum Genel Müdürü Hakkı Sevand ise 1972 yılında ODTÜ İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. Tepum öncesinde Milli Prodüktivite Merkezi ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nda çeşitli görevlerde bulundu.

Ayla ve Hakkı Sevand’ın birlikteliği üniversiteye, doktora çalışmaları sırasına dayanıyor.Tam gençlik dönemi, kitapların koltuk altında olduğu, dünyayı yeniden kurup, her denizde yelken açacılacağına olan inancın hiç sarsılmadığı bir dönem yani. Aslında bu dönem o yıllarla sınırlı kalmadı, yaşama karşı inançlarını hiç kaybetmediler. Sadece geçen yıllar, denizde hangi yönden ve ne zaman rüzgarın eseceğinin bilinmesi ve bu rüzgarla dolan yelkenin rotasının çizilmesini öğretti.

Tepum’u 1982 yılında kurdular. Kurduklarında 8 yıllık evliydiler. Onlar için sihirli sözcük eğitimdi. Ayla Sevand akademik kariyer için yola çıkmıştı fakat bu isteğini gerçekleşmedi ve üniversitede kalmadı. Hakkı Sevand için de aynı şeyler geçerliydi. Eğitim her türlü gelişimin ortak paydasıydı onlar için. Eğitimin üstesinden gelemeyeceği hiç bir zorluk yoktu. Eğitimi akademik kurumlar çercevesinden çıkardıktan sonra da yapacak çok iş olduğunu fark etmeleri uzun sürmedi. Bilgisayar destekli eğitimin eğitim alanında bir çığır açacağına inanıyorlardı. Onun için de Tepum’u kurma kararını vermede çok zorlanmadılar. Ayla Sevand o dönemi şöyle anlatıyor:

“Bu teknolojiyle geleneksel araçların dışına çıkıp, öğrenci ile farklı bir araç kullanarak eğitim verme imkanımız doğmuştu. Onu kullandık ve çok başarılı olduk. Öğrencinin çok keyifle çalışacabileceği bir ortam yarattık. Bilgisayarın doğrudan doğruya öğrencinin öğrenme sürecine katkıda bulunduğunu gördük. Üstelik biz henüz PC’nin olmadığı bir dönemde bu işe başladık ve okullara laboratuarlar kurduk. O dönemde yetişen öğrencilerin bilgisayarla tanışması, bilgisayarı araç olarak hayatlarına sokabilmelerini çok ciddi bir katkı olduğuna inanıyorum.“

Tepum o dönemde yaklaşık 25 okula bilgisayar laboratuarı kurdu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı ilk ihaleye de katıldı. Ancak Bakanlıkta bütün iyi niyete rağmen yaşanan sorunlar vardı. Örneğin yazılımın kimin tarafından denetleneceği bir sorundu. “Siz bunları kağıt üzerinde basın, kitap olarak geçirin ve kitabın onayı olsun” önerisi geldi Bakanlıktan. Oysa yazılım kitaptan çok ayrı, farklı bir eğitim aracıydı. Hakkı Sevand o yıllara döndüğünde BDE ile ilgili şunları söylüyor;

“BDE’de herkesin kendine göre eksiklikleri oldu. Bilgisayar Türkiye’de bence iyi hatta beklenmedik bir ilgiyle karşılandı. Kolay satış dönemi ortaya çıktı. O kolay satış döneminde de pazarı genişletmek, yaygınlaştırmak açısından üreticiler kendilerine düşeni yeterince yapmadılar. Bizim gibi çözüm şirketlerinin içerisinde de kolay satış olayına çok fazla kapılma oldu. Yazılımlar hiç önemsenmedi. Çok geniş bir kopya yazılım vardı. Maalesef o süreçlerden geçtik. Onun devamı hizmetlerin önemsenmesi. Türkiye’de hala hizmet ve servisin önemi yeteri kadar fark edilmiş değil. o süreç bir anlamda devam ediyor ama galiba promosyonla bitti.

Dünyada belki böyle oldu. Ama bugün bazı kesimleri unutursak, ileri uygulamalar var. Ancak bankacılığı bir tarafa bırakırsak yerel şirketlerde çok rahatlıkla Amerikan şirketlerine göre teknoloji kullanımının 8 yıl kadar gerisinde olduğumuzu söyleyebiliriz. O 8 yılın da çok somut belirtileri var. 8 yıl önce özellikle Fortune listesinde yer alan şirketlerde ilk dijital organizasyon uygulamaları ortaya çıktı. Ve artık bilgisayar elektronik bir araç olmaktan çıkıp kurum bazında örgütlenmesi gereken bir teknolojiye dönüşmeye başladı. Onun ortaya çıkarmış olduğu örnekler bugün çok güçlü bir verimlilik yapısında karşımızda duruyor.“

Tepum’u kurmak için 1982 yılında 3 kişi yola çıktı. Sevand’ların yanında şimdi Avusturalya’da yaşayan Güven Mercantürk’de vardı. Mercantürk o dönemlerde daha öğrenciydi. Tepum’da 1 yıl sonra 6 mühendisten oluşan yazılım bölümü hazırdı.

“O dönemde bir heyecan furyasıydı, coşkulu bir dönemdi. Mesai saati gibi bir kavramda yoktu. İnsanlar bırakıp gidemezlerdi, evlerinden daha çok işyerlerini kullanmaya başlamışlardı. Bence özellikle o dönemin kapasitesini düşünürseniz mucizeler yaratıyorduk. 3 Mbayt daha kullanabilmek için ne taklalar atılırdı. Çok büyük kısıtlama altında büyük performans gösteriliyordu.” Ayla Sevand, Tepum için yola çıktıkları yılları böyle anlatırken eğitimin önemini bir kez daha vurguluyor. 1982 yılından 1993 yılına kadar Sevand Tepum’da çeşitli bölümlerde hiç coşkusunu kaybetmeden çalıştı. 1993 yılında önemli bir karar verdi. Artık gıda sektöründe yönetici olarak çalışacaktı. Ama Tepum’la olan bağını hiç koparmadı.

Her alandan keyif almak

Yaşamdan hep keyif almasını bilmişti. Üstelik bu keyfi yaşamı bölümlere ayırarak da yapmadı. Yani keyfi eve dönüşüne, tatile, akşam yemeğine ertelemedi. Yaşam bir bütündü ve bu bütünün içine keyfin sinirilmesi gerekiyordu. Onun içindir ki öğle yemeklerini bile ayaküstü hamburger ve patatesle geçirmek istemiyordu. Ancak o yıllarda Tepum Nişantaşı’ndaydı ve etrafta bir kadef şarap içilip yarım saatte keyifli bir öğlen yemeği yenecek bir yer yoktu. İşte Cafe Keyif fikri de tam o sıralarda oluştu;

“Café Keyif, yemeği bir keyif olarak düşünmemden ve biraz da öfkemden oluştu. İş süreci içerisinde çok sık öğle yemeğine çıkmak durumundaydım. Nişantaşı’nda bir çok lokanta vardı ama keyifli kısa bir öğle yemeği yeme şansınız yoktu. Eğer böyle bir yemek yemek istiyorsanız mutlaka 1.5-2 saati o lokantada geçirmeniz gerekiyordu. Cafe Keyif işte bu arayıştan kaynaklandı. ‘Niçin bu olmasın’ dedim ve şimdi çok doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum. İlk Cafe Keyif’i açtık ve çok büyük bir talep gördü. Bana göre kadef konusunu doğru koyduk. Cafeler arakamızdan çığ gibi büyüdü. Şu anda Nişantaşı’nda 40’ın üstünde café var. Bir diğer önemli konu da sektörde standardı yükselttik. Bizden sonra hiç kimse havalandırmayı, profesyonel mutfağı ihmal edemedi.”

Tabi bütün bunlar yaşanırken Hakkı Sevand birlikte yola çıktığı iş arkadaşını kaybetmişti.

“Ayla hanımın düşüncesi bana önce çok doğru gelmedi. Çünkü ben öğle yemeklerini genellikle yemem. Öğlen yemeklerinde çekilen sıkıntıları da hep garip karşılarım. Şimdi ortaya çıkan gelişmenin yarattığı olanaklardan yararlanmıyor da değilim. Ancak işin açıkcası başlangıçta bana çok anlamlı gelmedi. Bir de bilgisayarcılar hamburger ekolüne yakındırlar ve ekran başında yemek yemeye alışıktırlar. Sonuçta etrafta iyi hamburgercilerin olması benim için yeterliydi.”

Diger insanlar için etrafta iyi hamburgercilerin yeterli olmadığı çok kısa sürede anlaşıldı. Nişantaşı’nda açılan ilk Cafe Keyif’in arkasının gelmesi çok uzun sürmedi. Şu anda İstanbul’da 4 ayrı yerde Café Keyif var. 5’inci Cafe Keyif ise önümüzdeki günlerde Ankara’da açılıyor. Bilmiyorum hiç Cafe Keyif’lerin birinde yarım saate sığdırabileceğiniz bir öğle yemeği keyfi yaşadınız mı? Ben yaşadım. Kapıdan içeriye girdiğiniz andan itibaren ayrıntıların önemini fark ediyorsunuz. Fark ettiğiniz bir diğer ayrıcalık bu ayrıntılara bir kadının elinin değdiği ve zevkinin yansıdığı. Ben kendi adıma hiç de keyfinizin olmadığı kötü bir gününüzde gitmenizi öneririm Cafe Keyif’e. Çünkü kalktığınızda oradaki keyfin size de bulaştığını göreceksiniz.

Café Keyif’e bilişim desteği

Bilişim sektöründen gıda sektörüne geçerken Ayla Sevand bir artıyla işe başladı. Teknolojiden nasıl yararlanacağını çok iyi biliyordu. Komple çözüme yöneldi ve Mikrosaray’la birlikte çalıştı.

“İlk başta POS ile başladık ve o yıllarda kullanan işletme yoktu. Mikrosoray için çok önemli bir referans kaynağı oluştu. Sonra büyüme kararı verince otellerin dışında hiç bir işletmenin kullanmadığı Fidelio programına geçtik ve çok ciddi bir bilgisayar yatırımı yaptık. Bütün işletmeler merkeze bağlandı. Böylelikle bütün veriler günlük olarak analiz edilebilir hale geldi. Bu bizim için hayati önem taşıyordu. Çünkü bu sektörde denetim çok zordı ve denetimi sağlayabilmek için altyapıyı doğru kurmak gerekiyordu. Biz de öyle yaptık. Bir kez kurduktan sonra ve denetim mekanizmalarını doğru geliştirebilirseniz otomasyonun size sağladığı tüm olanakları sonuna kadar değerlendirirsiniz.”

Ayla Sevand 1993 yılında girdiği gıda sektöründeki işi birlikte yürüttüğü kız kardeşine devretip geçtiğimiz günlerde Tepum’a döndü. Tabi bu işten en fazla memnun olanların başında eski iş arkadaşı Hakkı Sevand vardı.

“Bu karar beni çok sevindirdi. Çünkü yapılması gereken çok şey var. Hepimiz çok heyecanlıyız ama bunların çok iyi bir işbirliği içinde yapılması gerekiyor. İlk başarı öykülerinin yaratılması çok önemli. Digital organizasyonun büyük şirkete girdiğiniz zaman çeşitli aşamalardan geçerek onlarla birlikte yaşayıp evre evre tamamlanması gerekiyor. Yapılması gereken çok şey var, proje sayısı çığ gibi büyüyor. Burada bilgi birikimine ve tecrübeye sahip Ayla gibi bir yöneticinin katılması bizim için bir şans. Teklifimizi kabul ettiği için teşekkür ederim.”

Ayla Sevand yaşamı boyunca hep rutinden nefret etti. Hep bir işi başlatmak, proje aşamasında geliştirmek, hayata geçirmek, kurmak, çalıştırmak ve belli bir noktaya getirdikten sonra satmak istedi. Herhangi bir işin onun için rutin haline gelmesi yeni denizlerde yelken açması konusunda yeterli oldu. Çünkü artık o denizi, esen rüzgarı artık iyi biliyordu ve değiştirebileceği, üzerinde oynayabileceği parametreler yoktu. Tepum’dan ayrılmasının bir nedeni de buydu. Peki 7 yıl önce ayrıldığı denizde, rüzgarda ne değişmişti ki yelkenin yönünü Tepum’a çevirdi;

“Öncelikle Bilgi yönetiminin geldiği platformda yapılabilecek çok iş olduğuna ve değişik sektörlerdeki kurumlara katkıda bulunabileceğimize inanıyorum. Ve bu süreç içerisinde yer almak istedim. Çünkü yapılacak çok fazla iş olduğunu düşünüyorum. Bunun içerisinde eğitim de var. Tepum, kurumsal eğitim projesini başlattı. Bu çok önemli ve beni çok heyecanlandırıyor. Bilgi yönetiminin hayata geçirilmesinde benim gibi yüreğinde bu işleri taşıyacak insanlara çok ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Çünkü karşısınızdaki kişiye iyi anlatılması, ihtiyaçların doğru ortaya konması ve ondan sonra da belli bir danışmanlık kapsamında çözümün sağlanması gerekiyor.”

Yaklaşık 26 yıllık hayat arkadaşlığının 7 yıl sonra tekar iş arkadaşlığına dönmesi Sevandların yaşamına da hiç kuşku yok ki yeni bir boyut getirdi. İş ve hayat arkadaşlığı nerede başlayıp nerede bitiyor? Ayla ve Hakkı Sevand’ın bu soruya yanıtları farklı oldu. Ayla Sevand, ilk yıllardan itibaren işteki arkadaşıyla evdeki arkadaşını ayırmayı başardığı görüşünde. Hakkı Sevand ise bu ayrımda ilk yıllarda zorlandığını, işte yaşanan sorunların eve taşındığını belirtiyor. Ancak zaman geçtikçe evi ve işi ayırmayı öğrendiklerini de belirtiyorlar.

Yazının başında yaşamı ödünç alan kişilerden söz ettim. Yaşanan her anı değerlendirmesini bilen ve bu anlardan mutlu olmasını becerebilen insanlarıdan. Eğer siz de bu insanlardansanız çevrenizdeki halkayı geliştirmek için çalışın. Eğer değilseniz etrafınızda açılan böyle halkalara dahil olun. Çünkü mutluluk da keyif alma da bulaşıcı…

gunesk@interpro.com.tr