|
| Sıcak bir merhaba,
Ehh, ilkbahar-yaz geldi ya… Artık bilişim sektörü de leyleği havada görür. Ben de geçen hafta leyleği havada gördüm. Aslında bu mektubumu sana Afrika topraklarında nazlı nazlı salınan Nil nehrinin egzotik atmosferinde yazmak isterdim ama medeniyetin gözü kör olsun. Gönderdiğim mektup anında sana ulaşsın istiyorum ya… Eeeeee elin memleketinde o kadar kolay değil. Gittiğim her yerde Internet café aradım ama bulamadım. İçimden de, ‘Türkiye’de olsaydık bırak caddeyi adım başı bir Internet café bulurduk’ demekten kendimi alamadım. Anlayacağın gibi Mısır’daydım geçen hafta. Hep sen mi gittiğin, gezdiğin yerleri anlatarak beni kıskandıracaksın. Bu kez sıra bende. Bilgitaş Bilgisayar var ya, hani Oki Türkiye dağıtıcısı. Bilgitaş, geçen yıl Oki yazıcı satan bayileri arasında satış kotasını dolduranları Mısır gezisi ile ödüllendirdi. Sağolsunlar beni de çağırdılar. Tabi ben oh ne güzel, tatil yapacağım, bol bol dinleneceğim diye düşünürken hayal kırıklığı. Ne yoğun bir program hazırlamışlar öyle. İki gün Kahire’de, 3 gün Nil’de gemide seyahat. Keyfe bak diyeceksin ama öyle olmadı. Sürekli bir yerlere yetişmek için sabahın dördünde kalk, 35 derece sıcakta otobüste yolculuk et, sineklerle mücadele et… Bu işin can sıkıcı tarafı olsa da aslında son derece keyifli, hareketli, bilgilendirici bir toplantı oldu. Daha Türklerin, Osmanlıların tarihini öğrenmeden Mısır’ın tarihini ezberledik diyebilirim! İyi de oldu çünkü Mısır medeniyeti insanlık tariinin en önemli belgelerinden biri. Öncelikle tarih, din ve medeniyet içiçe geçmiş. Pek çok tanrı var, pek çok firavun var ve firavunlar da hep öbür dünya için çalış(tır)mışlar. İhtişamlı tapınaklar, piramitler, mezardaki hazineler. Aslında Mısır tarihini bu kadar iyi öğrenemeyebilirdik. İki rehberimiz vardı; bir Mısırlı. İkisi de tüm bilgisini bize aktarmak için adeta yarış içindeydiler. Mısır tarihine daldık gittik. Ben asıl sana gezide birilikte olduğum arkadaşlarımı anlatayım. İstanbul, İzmir, Trabzon, Akkara’dan aynı sektörde çalışan, bazılarının da birbirine rakip olduğu şirketlerin yöneticileriydi geziye katılanlar ve çoğu da birbirini tanımıyordu. Amo o grup (hele gezinin sonuna doğru) öyle bir kaynaştı ki birbiriyle. Eminim bu tatil bu şirketlerin birbiriyle daha yoğun iş yapmalarını sağlayacak. Grubun en neşelileri neredeyse hep Arena’da toplanmıştı. İzmir, ve Ankara bölge müdürü ve tahsilat müdürü, yaptıkları esprilerle ortalığı kırıp geçirdiler. Gezinin esprisi, ‘ortaya bir şey yaptırayım’ sloganı idi. Her olayın akabinde gruptakiler ortaya birşey yaptırıyorlardı. Örneğin o tapınak senin, bu tapınak benim dolaşmaktan yoruldular diyelim. Ortaya hemen bir tapınak yaptırıyorlardı!! Mısırlılar yerel kıyafet olarak qualabaya dedikleri topuğa kadar uzanan bir kıyafet giyiyorlar. Başlarına da poşu bağlıyorlar. Böylece 40-50 derece sıcağa dayanabiliyorlar. Son gece grup, bir qualabaya partisi düzenledi. Erkek ve kadınlar qualabayalarını giyip başlarını bağladılar. Afrikalı zencilerin söylediği müzik eşliğinde dans ettiler. Arabesk kültürden dolayı bu müziği hiç kimse yabancı bulmadı. Ben grubun kendi arasında her fırsatta iş konuşacağını sanmıştım. Ara sıra bu türden konuşmalar başladıysa da çok uzun sürmeden konu hemen değişiveriyordu. Anlaşılan bu geziye iş taşımayı kimse istememişti. Rehber Gülüm Hanım gruba ‘Okiler’ adını taktı. Ucuna poşu bağladığı bir sopayı havada salladığı zaman ‘beni takip edin, sopayı sallayıp zıpladığı zaman ‘acele edin’ demek istiyordu ve ardından, ‘Okiler beni takip edin’ diye sesleniyordu. O zaman gruptaki herkes, kendini bir Oki yazıcı markası sanıyordu. Rehberimiz Mısır tarihi ile ilgili anlattığı şeyleri öğrenip öğrenmediğimizi sınamak için küçük testler yapıyor, bilenleri de şekerle ödüllendiriyordu. Şunu açıkça söyleyebilirim, bizim gruba şeker dayandırmak mümkün olmadı!! Bir gezi de böyle bitti. Benim de sana anlatacaklarım bitti. Hoşçakal, |
|||||||
|