Meltem Yaman
mfyaman@mail.turk.net
Pozitif Danışmanlık

Değişimin görünen yanı…

Çoğu kez dekorasyondur. Özellikle büyükleri olmak üzere pek çok şirket değişime dekorasyon ve mimariden başlıyor. Ve bir de reklam yoluyla bunun tanıtımından. Bir bakıyorsunuz. Kocaman bir banka tüm şubelerinin dekorasyonunu, iç mimarisini değiştiriyor. Yeni dekorasyonda yine renklerin şekillerin, tasarımların anlamları var. İnsanlar bir nefes almak için parka gitmiş gibi olsunlar, kendilerini güvenli hissetsinler, kuyruklar kuyruğa benzemesin gibi. Mekan geniş görünsün, ferahlık hissi versin, müşteri işlem süresince sıkılmasın, insanlar nereye yöneleceğini girer girmez görsün, kolaylıkla bulsun gibi. Yeşille dinlensinler, sarıyla içleri açılsın, maviyle güvensinler gibi.

Eski, salaş, yıpranmış dekorasyonun olduğu yerlerle, yeni, pırıl pırıl, modern tasarımların olduğu yerler elbette çoğu müşterinin gözünde farklı etki yaratır. Çalışanlar da bulundukları mekandan etkilenirler. Güzel temiz bir ofiste çalışmak, şık insanlar arasında olmak çalışma yaşamının kalitesi ile ilgili unsurlardan biri. Böyle yerlerde insanlar kendilerini saygın ve kaliteli hissediyorlar. Saraylı gibi. Plazalar, büyük büyük gökdelenler, bahçelerinde minik havuzlar, şelaleler hep bu “Büyük bir şirkettesin, işinin kıymetini bil” mesajı verir. İnsanların kendilerine ve işlerine saygı göstermesi güzel. Yine de küçük, salaş, hesaplı ama lezzetli, tertemiz yemekler sunan lokantalar gibi, görüntü değil iş üreten yerlerin gitgide daha anlamlı bulunacağını düşünüyorum.

İyi reklamlar da aynı etkiyi verir, basında şirket haberlerinin bol bol yer alması da. İnsanlar gördüklerine inanırlar. Müşteriler de, çalışanlar da “Bizim şirketin reklamı/haberi” diye isimlerini göre göre büyük, iyi bir yerde olduklarını düşünürler. Şirkete bağlılık artar. Şirket gazeteleri, kuruluş yıldönümleri, yirminci yıl, otuzuncu yıl plaketleri, şirket yemekleri, seremoniler bu birlik fikrini pekiştirmek için yapılan şirket kültürü faaliyetleridir. Bu şekilde hem şirket içindekilere hem dışındakilere kurum imajı verilir. Bu imaja herkes inandıysa zaten kurumlaşma başlamış demektir. Önce inanç gelir. Kurumdaş ya da marka bağımlısı rolünü oynamak değil, yaşamaya başlarlar.

Dekorasyon değişmiş olsa da, o şıkır şıkır ortamda insanlar yine bezgin, bitkin, yılgın, demotive bir halde Mazhar-Fuat-Özkan’ın o anlamlı şarkısını “Erken kalkmak mecburen, işe gitmek mecburen, çalışmak mecburen, mecburiyetten” şeklinde söylemekteyse sorun var demektir. İnsanlara “Canlanın, canlanın, karın içeri, göğüs dışarı, sırtınız dümdüz olacak, dik durun, tempo” diyerek canlanmalarını sağlayamayız. Onların mecburen değil, kendi özgür iradeleriyle ve haklı olarak “Çok iyi bir şirkette çalışıyorum. İyi bir yer, işimi seviyorum.” diyebilmeleri ve bunun karşılığını performanslarıyla vermeleri gerekir. İnsanların çalışma şartlarını, örgütteki sorunlarını iyileştirmeden üç senede bir imaj ve dekorasyon yenilemek ne kadar yararlı olabilir? İşleri mobilyalar, döşemeler yürütmeyecek, insanlar yürütecek. Reklamlarda görünen herşey müşteri tarafından beklenecek. Şıkır şıkır ortamlarda, dekorasyon değişmiş ama insanların işlerine ilgileri, çalışma kaliteleri değişmemişse çoğu zaman o dekorasyona, reklamlara ödenen paralar boşa gitmiş oluyor.

İnsanlar eşyalardan farklı. Giyim kuşam, bakım, bayanlar için makyaj tıpkı dekorasyon gibi görüntüyü kurtarıyor. Değişim içlerine işlememişse iyi bir dekorda oynanan kötü bir oyun gibi seyirciyi sıkıyor, anlam ifade etmiyor, işe yaramıyor. Sizinki nasıl bir ortam, önemli işlerin yürütüldüğü bir saray mı, yoksa bir altın kafes mi? Rolünüzü oynuyor musunuz, yaşıyor musunuz?