|
|
|
| Ülkemizden buluş,
patent pek çıkmıyor. Bilgiyi işleyip,
ondan yeni bilgi türetmek, buluş yapmak gerek demiştik. Peki bu buluşları
kim yapacak, teknolojiyi yoktan kim var edecek?
Üniversitelerimiz ve üniversitelerimizin yetiştirdiği insanlar. Bakınız Türkiye Elektronik Sanayicileri Derneği’nin (TESİD) Üniversite-Sanayi İşbirliği Çalışma Grubu bu konuda nasıl bir saptamada bulunmuş: “Teknolojik gündemi yakalamış, sanayinin yarınını düşünüp, ona yol açabilen bir üniversiteye ihtiyaç vardır”. Buna yürekten katılıyorum. Ancak üniversitelerimiz bu konumdan çok uzakta bulunmaktalar. Aynı grubun belirlemeleri şöyle sürüyor: “Üniversiteler teknolojinin gündemini yakalayamamışlar ve bu açıdan sanayinin gerisinde kalmışlardır. Üniversite kadroları sürekli küçülmektedir….Alttan araştırma görevlisi yetişmemektedir”. Görülüyor ki, sanayi üniversitenin elindeki nitelikli insan kaynağını son damlasına kadar çekmekte. Işık Üniversitesi’nde geçen hafta birçok üniversitenin rektörünün katılımıyla yapılan stratejik arama toplantısı bunları tartıştı. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı da üniversite öncesi eğitimin, üniversitelerde elde edilmesi gereken aşamaya nasıl destek olacağı konusunda ferahlatıcı bilgiler verdi. Bu süreçte sanayiciye düşen pay, TESİD’in belgesinde şöyle özetlenmiş: “Sanayi geleceğini kurtarmak ya da başka bir ifadeyle geleceğini sigorta altına almak için Üniversite-Sanayi işbirliğini desteklemelidir. Bugününü daha parlak göstermek için harcamak istemeyebileceği kaynaklar aslında Sanayinin yarınını güvence altına almak için yapması gereken bir yatırımdır.” Teknolojimizi üretebilmemiz için gerekli yapılanmada bir tıkanıklık görülüyor. Ancak hem bunun bilincinde olmamız, hem de gidermek için çalışmamız, dahası çözümleri görmüş olmamız ümit verici. Not: Bu köşenin adını, gelecekle ilgili teknolojileri ele alacağımızı düşünerek, ortamı da sanal ortam olarak varsayarak gelecek.com koymuştuk. Türkçe isimli ve sonunda tr olmayan gerçek bir site olacağını da aklımıza getirmedik. Aynı isimli gerçek bir sitenin olduğunu görünce köşenin adı akurgal oldu. AKURGAL’ın hikayesi şöyle: A = su; kur = ülke; gal = büyük. Mezopotamya’yı anlatıyor. Devlet tarafından Arkeoloji öğrenimi için Berlin’e gönderilen (Ord. Prof. Dr.) Ekrem (Akurgal) tarihin gizli kalmış bir devrinde bu ismi taşıyan iki Sümer (Lagaş) kralı bulur. Soyadı kanunu çıktığında da aile bu ismi soy isim olarak alır. |
||||||||
|