| Bayanların iş yaşamında karşılaştıkları
en çetin sorun tabi ki çocukları… Öncelikle oldukça hassas bir
dokuz ay geçiriyorlar. Bebeğin sağlıklı gelişebilmesi için
gerilimsiz, huzurlu, rahat olması gerektiği gibi, üstüne üstlük
hanımlar strese daha duyarlı bir hale gelmiş oluyorlar. Oturmamış,
düzensiz, huzursuz, stresli iş ortamlarında tabi ki bu zor bir durum.
Tabii ki hanımlar için; şirketler için değil, çünkü hanımlar
hem görev bilinciyle, hem de işlerini kaybetmemek için bir şekilde
sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Şirketlerin sıkıntısı şu
olabilir: Bir bardak suda fırtına koparılan, gerilim üretmekten iş
üretmenin ikinci planda kaldığı yerlerde, hamile çalışanların
ensesinde boza pişirmek vicdanen rahat olmayabilir.
Doğum öncesi ve sonrası birkaç hafta iznin dışında
bebek, annesine ilk aylarda çok gereksinim duyuyor. Sağlıklı gelişebilmesi
için kendisini güvende hissetmesi gerekiyor. Bu da annesinin yanında
olmasıyla gerçekleşiyor. Bakıcılıktan öte bir konu bu. Annenin
sevgisi ve yakın ilgisi gerekiyor. Tabii bu, kolay olmayan ama kolaylaştırılması
beklenen bir konu. Çocuğunu sırtına bağlayarak tarladaki çalışmasını
sürdüren köylü kadınları, belki bu konuda bizlerden daha şanslı.
Herkes biliyor ki işyerlerinde yapılan işlerin
hepsi etkin değildir. Her yapılan üretim değildir. Hatalar da yapılabilir.
Sonuca ulaşmayan çabalar da yapılabilir. Boş yere saatlerce süren
toplantılar da yapılabilir. Toplantıya zaman ayrılmadan apar topar
yanlış işlere de girişilebilir. Verimliliği düşüren haksızlıklar
da yapılabilir. Şuraya buraya cezalar ödenebilir. Kendisini neredeyse
Tanrı gibi gösteren ama sadece bol havası olan uzmanlara, elemanlara,
danışmanlara, reklamcılara sonuçsuz işler için büyük tutarlar ödenebilir.
En güvenilen elemanlar çekip gidebilir. Bir anda satışlar düşebilir.
Yangın olabilir, sel olabilir, başka afetler olabilir. En kritik
eleman rakip şirkete geçebilir. Her an herşey olabilir. Kimse de şirketlerde
yapılan işlerin hepsinin istisnasız doğru ve yerinde olduğunu söyleyeme z.
Oysa işini, şirketini, sektörünü tanıyan
bilen çalışkan, bağlı ve üretken bir çalışanın, bir süre işten
uzak kalacak ya da çalışma saatleri azalacak diye harcanması ya da
kaybedilmesi ciddi bir hatadır. İnsanları işlerinden soğutabilir.
Ne kadar çok şey yazılsa da bilgiler genelde insanların kafalarında
toplanır. Yeni insanların işe başladıkları gün üretime geçecekleri
düşünülür ama insanın işe, işyerine, ortama, iş arkadaşlarına
alışması biraz zaman alır. Alışıp alışmayacağı da belli değildir.
Birey olamadıysak, kolektif toplumsak bunun da faydaları var.
Teyze, hala, anneanne, babaanne gibi ikinci annelerden oluşan destek
ekipleri var. Bu insanlar için torunlarla, yeğenlerle uğraşmak bir
angarya değil, keyif. Bu kez olumlu anlamda “Burası Türkiye…”
Çocuklarsa hep bebek olarak kalmıyor. Büyüyorlar yuvaya, okula başlıyorlar.
İyi bir yönetici bir süre ortadan kaybolduğunda işlerin aksamadan yürümesini
sağlayabilen yöneticidir. İyi kurumlarda dayanışma ve ekip çalışması
vardır. Kurumlar insanların güvenleri varoldukça yaşamlarını sürdürebilirler.
Oysa adam harcamak için yer aranıyorsa ve insanların şirketlere güveni
böyle olaylarda yitip giderse, şirketler “neden insanlar ilk fırsatta
buradan kaçıp gidiyor, neden iş üretilmiyor” diye araştırmak için
danışmanlara servet ödemek durumunda kalırlar. İnsanların çalışmaya
can attıkları yerlerle, mecburen, ekmek parası için çalıştıkları
yerlerdeki kalite anlayışı, çalışma bilinci de birbirinden çok
farklıdır. Sizin şirket ne durumda? Mecburen katlanılan şirket mi,
yoksa isteyerek çalışılan şirket mi? Ya kalite? |