Meltem Yaman
mfyaman@mail.turk.net
Pozitif Danışmanlık

Bayanların iş sorunları

Bayanların iş yaşamında karşılaştıkları en çetin sorun tabi ki çocukları… Öncelikle oldukça hassas bir dokuz ay geçiriyorlar. Bebeğin sağlıklı gelişebilmesi için gerilimsiz, huzurlu, rahat olması gerektiği gibi, üstüne üstlük hanımlar strese daha duyarlı bir hale gelmiş oluyorlar. Oturmamış, düzensiz, huzursuz, stresli iş ortamlarında tabi ki bu zor bir durum. Tabii ki hanımlar için; şirketler için değil, çünkü hanımlar hem görev bilinciyle, hem de işlerini kaybetmemek için bir şekilde sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Şirketlerin sıkıntısı şu olabilir: Bir bardak suda fırtına koparılan, gerilim üretmekten iş üretmenin ikinci planda kaldığı yerlerde, hamile çalışanların ensesinde boza pişirmek vicdanen rahat olmayabilir.

Doğum öncesi ve sonrası birkaç hafta iznin dışında bebek, annesine ilk aylarda çok gereksinim duyuyor. Sağlıklı gelişebilmesi için kendisini güvende hissetmesi gerekiyor. Bu da annesinin yanında olmasıyla gerçekleşiyor. Bakıcılıktan öte bir konu bu. Annenin sevgisi ve yakın ilgisi gerekiyor. Tabii bu, kolay olmayan ama kolaylaştırılması beklenen bir konu. Çocuğunu sırtına bağlayarak tarladaki çalışmasını sürdüren köylü kadınları, belki bu konuda bizlerden daha şanslı.

Herkes biliyor ki işyerlerinde yapılan işlerin hepsi etkin değildir. Her yapılan üretim değildir. Hatalar da yapılabilir. Sonuca ulaşmayan çabalar da yapılabilir. Boş yere saatlerce süren toplantılar da yapılabilir. Toplantıya zaman ayrılmadan apar topar yanlış işlere de girişilebilir. Verimliliği düşüren haksızlıklar da yapılabilir. Şuraya buraya cezalar ödenebilir. Kendisini neredeyse Tanrı gibi gösteren ama sadece bol havası olan uzmanlara, elemanlara, danışmanlara, reklamcılara sonuçsuz işler için büyük tutarlar ödenebilir. En güvenilen elemanlar çekip gidebilir. Bir anda satışlar düşebilir. Yangın olabilir, sel olabilir, başka afetler olabilir. En kritik eleman rakip şirkete geçebilir. Her an herşey olabilir. Kimse de şirketlerde yapılan işlerin hepsinin istisnasız doğru ve yerinde olduğunu söyleyemez.

Oysa işini, şirketini, sektörünü tanıyan bilen çalışkan, bağlı ve üretken bir çalışanın, bir süre işten uzak kalacak ya da çalışma saatleri azalacak diye harcanması ya da kaybedilmesi ciddi bir hatadır. İnsanları işlerinden soğutabilir. Ne kadar çok şey yazılsa da bilgiler genelde insanların kafalarında toplanır. Yeni insanların işe başladıkları gün üretime geçecekleri düşünülür ama insanın işe, işyerine, ortama, iş arkadaşlarına alışması biraz zaman alır. Alışıp alışmayacağı da belli değildir.

Birey olamadıysak, kolektif toplumsak bunun da faydaları var. Teyze, hala, anneanne, babaanne gibi ikinci annelerden oluşan destek ekipleri var. Bu insanlar için torunlarla, yeğenlerle uğraşmak bir angarya değil, keyif. Bu kez olumlu anlamda “Burası Türkiye…” Çocuklarsa hep bebek olarak kalmıyor. Büyüyorlar yuvaya, okula başlıyorlar. İyi bir yönetici bir süre ortadan kaybolduğunda işlerin aksamadan yürümesini sağlayabilen yöneticidir. İyi kurumlarda dayanışma ve ekip çalışması vardır. Kurumlar insanların güvenleri varoldukça yaşamlarını sürdürebilirler. Oysa adam harcamak için yer aranıyorsa ve insanların şirketlere güveni böyle olaylarda yitip giderse, şirketler “neden insanlar ilk fırsatta buradan kaçıp gidiyor, neden iş üretilmiyor” diye araştırmak için danışmanlara servet ödemek durumunda kalırlar. İnsanların çalışmaya can attıkları yerlerle, mecburen, ekmek parası için çalıştıkları yerlerdeki kalite anlayışı, çalışma bilinci de birbirinden çok farklıdır. Sizin şirket ne durumda? Mecburen katlanılan şirket mi, yoksa isteyerek çalışılan şirket mi? Ya kalite?