Meltem Yaman
mfyaman@mail.turk.net
Pozitif Danışmanlık

İnsan cinslerinden biri...

Kadınlar, siyahlar ve azınlıklar... Bazı kitaplarda, ”istisnalar” dercesine böyle ayrılmış bölümler var. Bunları yazanlar da bu sınıfların dışında kalan erkekler... Böylelikle azınlık hakları, siyahların haklarının yanı sıra kadın hakları da gündeme geliyor.

Aslında ağaçların da, hayvanların da, yaptığımız işlerin de, herşeyin hakkı var. Hakkını verirsek rahat ediyoruz. Vermezsek sıkıntı oluyor; bilinçliler için... Takdir etmeliyiz ki gelişim çok hızlı, daha 1950’lerde caz, siyahi müziği olarak uzak durulan bir müzik iken yıllar önce kabullenildi. Siyahlar da, kadınlar da, azınlıklar da eşit fırsat yasası ile korunuyor. Şirketlerde ırkçılığa, cinslere göre ayrımcılığa, tacize göz açtırılmıyor. Teknoloji gibi bu konular da büyük bir gelişim halinde. Biz ise geçmiş yıllarda hatta yüzyıllarda kalmış teknoloji ve insan hakları üstünlüklerini hatırlamakla teselli buluyoruz. Bazılarımızda bu dahi yok...Onlara göre ne teknoloji, ne insan hakları hiç olmadı... Her yerde, her zaman sömürü düzeni vardı. Herkes kendince haklı... Çalışarak güç kazananlar biraz daha haklı... Çünkü güçlü olmayı hak ediyorlar. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde başarılı kadınlar ve kadınların sorunları tartışıldı.

Bunlar temelde insan hakları sorunları... İşyerinde eşit işe, eşit ücret ödenmesi gerekir. Çalışanlar arasında cinsiyet ayrımcılığı gözetilmesinin dayanağı yok. Herkes biliyor ki kadınlar erkeklerden, ya da erkekler kadınlardan daha zeki, daha yetenekli, ya da daha bilgili değil. Kol kuvvetiyle çalışmıyoruz. Fabrikalarda bile bilgisayarlı otomatik tezgahlar var, araçlar var. Her iki cinsin de kafaları çalışıyor. Yaratıcılıkları var. Bilgi ediniyorlar. Biliyoruz ki, toplumumuzda yüzde 100 bu düşünce yok. Cahil zamanların cahilliğini sürdürmekte direnen insanlar var. Bunlar da ekonomik zorluklar nedeniyle düşüncelerini değiştirmek zorunda kalıyorlar. Biraz elleri genişlese harem kuracak iken, ekonomik zorluklar nedeniyle kadının sokağa çıkmasına da, çalışmasına da alışmak durumunda kalıyorlar. Güzellikle yola gelmeyi isteriz ama bazen de böyle darlık ve sıkıntılar bizi eğitir. Bilgisayar ve iletişim sektörü insanların kol kuvvetiyle değil, beyinleriyle çalıştıkları bir sektör olduğu için kadınların giremediği bir alan değil. Kadın çalışanlar da çok, yöneticiler de var. Ve bu doğal... Sorun şu ki aile örgütü için, eski zamanlarda yerleşmiş işbölümü ve görev tanımları var. Okul kitaplarına dek yansımış bilgiler. “Baba gazete okur, anne dikiş diker, Ali sokakta top oynar, Ayşe evde annesine yardım eder.” gibi... Tıpkı eskiden yapılmış, zamanı geçmiş görev tanımlarının işleri engellediği şirketler gibi. Bunlar da zihinsel organizasyonu oluşturur, sürekli revize edilmezse gelişmeye engel olur.

Geleneksel kalıpları kırmayı başarabilen insanlar annelerini sevdiklerini fark ederler. Kızlar annelerine benzemekten, annelerinin yaptığı işleri yapmaktan rahatsızlık duymaz ama babalarına da benzerler. Erkekler annelerine yardım etmekten, yemek pişirmekten, evişlerinden, kısacası kendi işlerini kendileri yapmanın ötesinde ikram yapmaktan, hizmet etmekten keyif alırlar. Kızkardeşlerine, eşlerine, işteki ya da özel hayattaki bayan arkadaşlarına annelerine duydukları saygı ile davranırlar. Bu insani bir tavırdır. Ortak yaşamdaki iş yükünün eşit paylaşımıdır. Çalışan kadınların evdeki iş yükünü de tek başlarına üstlenmeleri, maalesef kadınlar için çifte kölelik denilen durumu oluşturuyor. Haksızlıktan başka birşey değil, bu haksızlığa katlananların sayısı da gitgide azalıyor. Boşanma oranları artıyor. Geleneksel işbölümü modeli ise “Parayı veren düdüğü çalar” prensibinin işletilmesi ile sekteye uğruyor. Çünkü ev işi ağır iş statüsünde ve kadınlar bundan bir ücret almıyorlar. Çalışıyorlar ama ücretini almadıkları için bir tür köle oluyorlar. Haksızlık oluyor. Zoraki hayatlar yaşanıyor. Yasaların da, kafalardaki yasaların da revizyonu şart...