Kadınlar, siyahlar ve azınlıklar...
Bazı kitaplarda, ”istisnalar” dercesine böyle ayrılmış bölümler
var. Bunları yazanlar da bu sınıfların dışında kalan erkekler...
Böylelikle azınlık hakları, siyahların haklarının yanı sıra kadın
hakları da gündeme geliyor.
Aslında ağaçların da, hayvanların da, yaptığımız
işlerin de, herşeyin hakkı var. Hakkını verirsek rahat ediyoruz.
Vermezsek sıkıntı oluyor; bilinçliler için... Takdir etmeliyiz ki
gelişim çok hızlı, daha 1950’lerde caz, siyahi müziği olarak
uzak durulan bir müzik iken yıllar önce kabullenildi. Siyahlar da,
kadınlar da, azınlıklar da eşit fırsat yasası ile korunuyor. Şirketlerde
ırkçılığa, cinslere göre ayrımcılığa, tacize göz açtırılmıyor.
Teknoloji gibi bu konular da büyük bir gelişim halinde. Biz ise geçmiş
yıllarda hatta yüzyıllarda kalmış teknoloji ve insan hakları üstünlüklerini
hatırlamakla teselli buluyoruz. Bazılarımızda bu dahi yok...Onlara göre
ne teknoloji, ne insan hakları hiç olmadı... Her yerde, her zaman sömürü
düzeni vardı. Herkes kendince haklı... Çalışarak güç kazananlar
biraz daha haklı... Çünkü güçlü olmayı hak ediyorlar. 8 Mart Dünya
Kadınlar Günü’nde başarılı kadınlar ve kadınların sorunları
tartışıldı.
Bunlar temelde insan hakları sorunları... İşyerinde
eşit işe, eşit ücret ödenmesi gerekir. Çalışanlar arasında
cinsiyet ayrımcılığı gözetilmesinin dayanağı yok. Herkes biliyor
ki kadınlar erkeklerden, ya da erkekler kadınlardan daha zeki, daha
yetenekli, ya da daha bilgili değil. Kol kuvvetiyle çalışmıyoruz.
Fabrikalarda bile bilgisayarlı otomatik tezgahlar var, araçlar var.
Her iki cinsin de kafaları çalışıyor. Yaratıcılıkları var.
Bilgi ediniyorlar. Biliyoruz ki, toplumumuzda yüzde 100 bu düşünce
yok. Cahil zamanların cahilliğini sürdürmekte direnen insanlar var.
Bunlar da ekonomik zorluklar nedeniyle düşüncelerini değiştirmek
zorunda kalıyorlar. Biraz elleri genişlese harem kuracak iken,
ekonomik zorluklar nedeniyle kadının sokağa çıkmasına da, çalışmasına
da alışmak durumunda kalıyorlar. Güzellikle yola gelmeyi isteriz ama
bazen de böyle darlık ve sıkıntılar bizi eğitir. Bilgisayar ve
iletişim sektörü insanların kol kuvvetiyle değil, beyinleriyle çalıştıkları
bir sektör olduğu için kadınların giremediği bir alan değil. Kadın
çalışanlar da çok, yöneticiler de var. Ve bu doğal... Sorun şu ki
aile örgütü için, eski zamanlarda yerleşmiş işbölümü ve görev
tanımları var. Okul kitaplarına dek yansımış bilgiler. “Baba
gazete okur, anne dikiş diker, Ali sokakta top oynar, Ayşe evde
annesine yardım eder.” gibi... Tıpkı eskiden yapılmış, zamanı
geçmiş görev tanımlarının işleri engellediği şirketler gibi.
Bunlar da zihinsel organizasyonu oluşturur, sürekli revize edilmezse
gelişmeye engel olur.
Geleneksel kalıpları kırmayı başarabilen
insanlar annelerini sevdiklerini fark ederler. Kızlar annelerine
benzemekten, annelerinin yaptığı işleri yapmaktan rahatsızlık
duymaz ama babalarına da benzerler. Erkekler annelerine yardım
etmekten, yemek pişirmekten, evişlerinden, kısacası kendi işlerini
kendileri yapmanın ötesinde ikram yapmaktan, hizmet etmekten keyif alırlar.
Kızkardeşlerine, eşlerine, işteki ya da özel hayattaki bayan arkadaşlarına
annelerine duydukları saygı ile davranırlar. Bu insani bir tavırdır.
Ortak yaşamdaki iş yükünün eşit paylaşımıdır. Çalışan kadınların
evdeki iş yükünü de tek başlarına üstlenmeleri, maalesef kadınlar
için çifte kölelik denilen durumu oluşturuyor. Haksızlıktan başka
birşey değil, bu haksızlığa katlananların sayısı da gitgide azalıyor.
Boşanma oranları artıyor. Geleneksel işbölümü modeli ise “Parayı
veren düdüğü çalar” prensibinin işletilmesi ile sekteye uğruyor.
Çünkü ev işi ağır iş statüsünde ve kadınlar bundan bir ücret
almıyorlar. Çalışıyorlar ama ücretini almadıkları için bir tür
köle oluyorlar. Haksızlık oluyor. Zoraki hayatlar yaşanıyor.
Yasaların da, kafalardaki yasaların da revizyonu şart...