| Kiliseye, prensliklere ve
feodal sisteme başkaldırı ile elde edilen özgürlükler, sömürgecilikle
elde edilen insan dahil bedava kaynaklar, bilimsel alanda inanılmaz
gelişmeler, teknolojik alanda üstün ilerlemeler
ve Weber’in protestan etik ile ilgili çalışmalarıyla “çalışkan
iyi bir hıristiyan” olma bilincinin teorisinin geliştirilmesi, geçtiğimiz
birkaç yüzyılda Batı’nın tartışılmaz üstünlüğünü ortaya
koydu.
Dünya için büyük bir ilerlemeydi bu.
Çok kan döküldü, dünya tahrip edildi, bazı canlı türlerinin
nesli tükendi, insanın insanı tehdidi eskiyle kıyaslanmayacak ölçüde
arttı ama diğer taraftan dünya küçüldü, bilgi yayılabildi, iletişim
ve ulaşım kolaylaştı, kol kuvveti gerektiren işler yerini zeka ve
yetenek gerektirenlere bıraktı, devletin olduğu yerlerde güven,
varolmaya devam etti.
Birkaç yüzyıldır hor görülen, değerleri
aşağılanan, kaybedenlerin, yenilenlerin, pasiflerin dünyası olarak
kabul edilen Doğu ise artık yeniden değerlendirmeye alınmaya başlandı.
Sözgelişi, kıyasıya rekabetçilik yerine yıkıcı olmayan türevleri
geliştirilmeye çalışılıyor. Bireysellik ve egoizm yerine grup
dayanışması, ekip çalışması bilinci yerleştirilmeye çalışılıyor.
Gelecek için yaşamak yerine bugünü yaşamak öneriliyor. Bir kişinin
kazanması yerine herkesin kazanması, özellikle birinin
kazanırken diğerinin kaybettiği sistemlerin herkesin kazandığı yapılara
dönüştürülmesi isteniyor.
Bunlar tabii ki bizim kafamızı karıştırıyor.
Çünkü dengeyi sağlamak kolay değil. Birbirine zıt değerler söz
konusu. Bizim ülkemiz, bizim güzel ülkemiz, bir kesişme noktası...
Batılıların en sık sorduğu sorulardan biridir. “Kendini batılı
mı, hissediyorsun doğulu mu?” Ne zor soru. Hiç düşünmeden “batılı”
diyoruz ama yüzümüze tuhafça bakıyorlar. Onlar bizi OrtaDoğu’da
biliyorlar, yani doğuda. Ama biz batıya yönelmiş durumdayız ve
“Batılı” yız. Çünkü yükselen doğu değerlerini de yine batıdan
alıyoruz. Gurular, mantralar, nirvanalar batılı kaynaklardan geliyor.
Dolayısıyla Batı ne kadar doğululaştıysa biz de o kadar, belki
daha az doğuluyuz. Bu, okuyan araştıran kesim için geçerli diye düşünsek
de biliyoruz ki yenilikler yayılıyor, topluma dağılıyor. İletişim
araçlarıyla bu her geçen gün daha hızlı... Bunun dışında dünyanın
her yerinde, iyi değerlerini koruyamamış ama kötü değerleri
katmerleyerek transfer etmiş gruplarda, doğunun şark kurnazlığını,
batının acımasız tüketici karakterini, batının yüksek
teknolojisi ve doğunun dayanışması ile görmek de mümkün.
Pozitif enerjiye yönelme, meditasyon,
dinlendirici müzikler, güzel koku, az ve sağlıklı beslenme, sadece
güzel söz ve güzel ses, nefes alma teknikleri, ışık terapisi, renk
terapisi, negatif duygulardan, onları yaratan faktörler ve onların
yarattığı kötü etkilerden uzak durma, bağımlılıklardan
kurtulma, kahve, sigara, alkol, şeker, asitli ve kolalı içecekler
gibi bir anda enerji veren ama ardından eskisinden kötü duruma
getiren maddelerin kimyasal etkilerinden korunma, artık yaşamımıza
yavaş yavaş girmekte olan olumlu unsurlar. Radikal olmaktan uzak,
uygulayanların uygulamayanları, uygulamayanların uygulayanları kınamasından
uzak, kendini zorlamaksızın edinilmeye çalışılacak bu alışkanlıkların,
insanlara daha huzurlu ve verimli bir yaşam sağlayacağı
belirtiliyor. Yaşlanmanın gecikmesi, sağlıklı yaşam süresinin
uzaması, negatif enerjilerin
birikimiyle oluşan hastalıkların önlenmesi, suç oranlarının
azalması, üretmenin, boşa kürek çekmekten ayırt edilmesi, bize bu
yeniliklerin müjdelediği faydalar. Araştırmacılar bu konularda harıl
harıl bilimsel makale yayınlıyor. Gerçek şu ki; doğu da bizim, batı
da bizim. Bilimin, müziğin, sevginin dini, ulusu, ırkı, yok. Nereden
gelirse gelsin bunlar hep faydadır, gıdadır, şifadır, çözümdür.
Araştıralım. |