Meltem Yaman
mfyaman@mail.turk.net
Pozitif Danışmanlık

Yükselen doğu...

Kiliseye, prensliklere ve feodal sisteme başkaldırı ile elde edilen özgürlükler, sömürgecilikle elde edilen insan dahil bedava kaynaklar, bilimsel alanda inanılmaz gelişmeler, teknolojik alanda üstün ilerlemeler ve Weber’in protestan etik ile ilgili çalışmalarıyla “çalışkan iyi bir hıristiyan” olma bilincinin teorisinin geliştirilmesi, geçtiğimiz birkaç yüzyılda Batı’nın tartışılmaz üstünlüğünü ortaya koydu.

Dünya için büyük bir ilerlemeydi bu. Çok kan döküldü, dünya tahrip edildi, bazı canlı türlerinin nesli tükendi, insanın insanı tehdidi eskiyle kıyaslanmayacak ölçüde arttı ama diğer taraftan dünya küçüldü, bilgi yayılabildi, iletişim ve ulaşım kolaylaştı, kol kuvveti gerektiren işler yerini zeka ve yetenek gerektirenlere bıraktı, devletin olduğu yerlerde güven, varolmaya devam etti.

Birkaç yüzyıldır hor görülen, değerleri aşağılanan, kaybedenlerin, yenilenlerin, pasiflerin dünyası olarak kabul edilen Doğu ise artık yeniden değerlendirmeye alınmaya başlandı. Sözgelişi, kıyasıya rekabetçilik yerine yıkıcı olmayan türevleri geliştirilmeye çalışılıyor. Bireysellik ve egoizm yerine grup dayanışması, ekip çalışması bilinci yerleştirilmeye çalışılıyor. Gelecek için yaşamak yerine bugünü yaşamak öneriliyor. Bir kişinin kazanması yerine herkesin kazanması, özellikle birinin kazanırken diğerinin kaybettiği sistemlerin herkesin kazandığı yapılara dönüştürülmesi isteniyor.

Bunlar tabii ki bizim kafamızı karıştırıyor. Çünkü dengeyi sağlamak kolay değil. Birbirine zıt değerler söz konusu. Bizim ülkemiz, bizim güzel ülkemiz, bir kesişme noktası... Batılıların en sık sorduğu sorulardan biridir. “Kendini batılı mı, hissediyorsun doğulu mu?” Ne zor soru. Hiç düşünmeden “batılı” diyoruz ama yüzümüze tuhafça bakıyorlar. Onlar bizi OrtaDoğu’da biliyorlar, yani doğuda. Ama biz batıya yönelmiş durumdayız ve “Batılı” yız. Çünkü yükselen doğu değerlerini de yine batıdan alıyoruz. Gurular, mantralar, nirvanalar batılı kaynaklardan geliyor. Dolayısıyla Batı ne kadar doğululaştıysa biz de o kadar, belki daha az doğuluyuz. Bu, okuyan araştıran kesim için geçerli diye düşünsek de biliyoruz ki yenilikler yayılıyor, topluma dağılıyor. İletişim araçlarıyla bu her geçen gün daha hızlı... Bunun dışında dünyanın her yerinde, iyi değerlerini koruyamamış ama kötü değerleri katmerleyerek transfer etmiş gruplarda, doğunun şark kurnazlığını, batının acımasız tüketici karakterini, batının yüksek teknolojisi ve doğunun dayanışması ile görmek de mümkün.

Pozitif enerjiye yönelme, meditasyon, dinlendirici müzikler, güzel koku, az ve sağlıklı beslenme, sadece güzel söz ve güzel ses, nefes alma teknikleri, ışık terapisi, renk terapisi, negatif duygulardan, onları yaratan faktörler ve onların yarattığı kötü etkilerden uzak durma, bağımlılıklardan kurtulma, kahve, sigara, alkol, şeker, asitli ve kolalı içecekler gibi bir anda enerji veren ama ardından eskisinden kötü duruma getiren maddelerin kimyasal etkilerinden korunma, artık yaşamımıza yavaş yavaş girmekte olan olumlu unsurlar. Radikal olmaktan uzak, uygulayanların uygulamayanları, uygulamayanların uygulayanları kınamasından uzak, kendini zorlamaksızın edinilmeye çalışılacak bu alışkanlıkların, insanlara daha huzurlu ve verimli bir yaşam sağlayacağı belirtiliyor. Yaşlanmanın gecikmesi, sağlıklı yaşam süresinin uzaması, negatif enerjilerin birikimiyle oluşan hastalıkların önlenmesi, suç oranlarının azalması, üretmenin, boşa kürek çekmekten ayırt edilmesi, bize bu yeniliklerin müjdelediği faydalar. Araştırmacılar bu konularda harıl harıl bilimsel makale yayınlıyor. Gerçek şu ki; doğu da bizim, batı da bizim. Bilimin, müziğin, sevginin dini, ulusu, ırkı, yok. Nereden gelirse gelsin bunlar hep faydadır, gıdadır, şifadır, çözümdür. Araştıralım.