|
|
Ludwig Wittgenstein "Kırmızı bir şey yok edilebilir ama kırmızı yok edilemez" der. Bir rengin yok olması için, bu rengi unutmamız gerekir. Ancak o zaman kırmızı bizim için anlamını kaybeder. "MERNİS" projesinin unutturulmak istenmesi de bundan olsa gerek. Ağıllara kapatılan koyun gibi evlere hapsedilip kelle sayımı yeniden gündeme gelince, ırkçı parti lideri Haider'in ülkesi Avusturya'da doğup, Hitler'i ilk karşılaşmada deliye çeviren L. Wittgenstein'in sözlerini hatırlayıverdim. Mecliste, 22 Ekim'de yapılacak kelle sayımının anlamsızlığını düşünürken "niye düşüncelisin" diyen bir sesle irkildim. Karşımda Prof. Ziya Aktaş vardı. Bilişim teknolojilerinin kamu kuruluşlarınca benimsenmesinin güçlükleri üzerine bir süre konuştuk. Başkanı olduğu Bilgi Teknolojileri Grubu'nun ayrı bir komisyon olarak kurulmasına yönelik çabalarını anlattı. Halen Sanayi Komisyonu’na bağlı alt grup olan komitenin ayrı bir komisyon değil de "kurul" olması yönünde içtüzükte değişiklik yapılmasının bile ne çok engelle karşılaştığını belirtti. Hint kökenli ucuz bilgisayar emeğinin ülkemize gelmesini nasıl değerlendirdiğimi sordu. Yazılım sektöründe "patent" almanın hızlı ve kolay olmasının önemi üzerinde bir süre söyleştik. Ardından kamu kuruluşları arasında bilgi iletişimini kesintisiz sağlayacak bir ağ projesinin nasıl sonuçsuz kaldığını anlatırken yüzüne yansıyan hüzünlü ifadeyle karşılaştım. Bilgi teknolojilerini kamuya kabul ettirmek için harcanan koca bir ömre rağmen hala genç ve dinç kalmasına şaşmamak mümkün değildi. Bana yaşımı sordu. Gerçeği söylediğimde inanmadı. Oysa ben de koca bir gençliğimi koyun gibi eve kapatılmadan bilgisayarla nüfus tespiti yapılabileceği umuduyla geçirmiştim. Sandığı kadar genç sayılmazdım. Ama Godot'u bekler gibi 20 seneden fazla boşuna beklemiştim. Bir insan için uzun, ama bizim gibi beceriksiz yöneticileri, bilime dudak büküp burun kıvıran siyasetçileri varololan toplumlar için kısa sayılan bu sürenin kolay kolay bitmeyeceğini bir kez daha gördüm. Kırlara gideceğim. Balık tutacağım. Koyun değil insan sayılmadıkça, 22 Ekim’de eve hapsolup sayılmayacağım. Var mı ötesi! |
|