|
|
|
|
| Görünen köy kılavuz istemez!
İnsan yaşantısının tüm dönemlerinde çelişkili duygular yarattığına inandığım bir cümle vardır: LEVENT KIZILTAN ‘Ben dememiş miydim!’ …Söyleyen kişinin daha önce söylemiş olduğu ve muhtemelen söylenilen şeyin aksine hareketin gerçekleştiği zaman haklı çıkmanın kıvancı; diğer taraftan da muhtemelen sonucun olumsuz olması nedeniyle bu gerçekleşen şeyin aslında insanların beklemediği bir sonuç olmasının getirmiş olduğu üzüntü! Gerçek bir paradoks… Neden böyle bir giriş: 3 hafta önce pazar günü Milliyet gazetesi manşetten Türkiye’ye, Hindistan’dan bilgisayar mühendislerinin bir danışmanlık şirketi tarafından getirilmekte olduğunu bildirdi. Ardından hafta içinde Finansal Forum gibi gazeteler ve değişik köşe yazarları konuyu irdelemeye başladılar. Ayrıca Internet üzerinden de aynı konuda oluşturulan zincirlerde değişik e-posta’lar gidip gelmeye başladı. Devamı, bellekleri güçlü olanlar için bir hatırlatma, aşağıdaki e-posta bizzat benim görüşlerim nedeniyle oluşturulan bir zinciri başlatan zata ait: Sayin BİMKULÜP üyesi, Koç-Unisys Genel Müdür Yardımcısı Levent KIZILTAN’ın POWER dergisi Haziran 97 sayısında verdiği beyanla ilgili, bilişimciler arasında bir e-posta protesto zinciri oluşturmak istemekteyiz. Katkılarınız olursa çok seviniriz. Talihsiz beyan şöyledir: "'BU GİDİŞLE ÇİN’DEN İŞGÜCÜ İTHAL EDİLECEK' Koç-Unisys GM Yardımcısı Levent Kızıltan'a göre Türkiye'nin bilgi teknolojisi sektöründe duyduğu ihtiyaci karşılayacak kadar işgücü kaynağı bulunmuyor. Bu nedenle, bilgiişlem uzmanlari 'arz kıtlığı' nedeniyle paylaşılamıyor. Kızıltan, Türkiye'de bilgisayar uzmanlarının 2 bin dolardan başlayan maaşlarla çalıştıklarını söyledi ve şu bilgileri verdi: 'Oysa Hindistan'da 800 bin tane bilgisayar mühendisi, ayda ortalama 500 dolar ücretle çalışıyor. Çin'de de bilgisayar eğitimi alan 400 bin öğrenci var ve bu ülkede ise bilgisayar uzmanları 200 dolara çalışıyorlar. Dolayısıyla, bu ülkelerde ancak bu sayısal üstünlükle dünya pazarında rekabet edebilecek ürünleri geliştirebilmek mümkün oluyor. Biz de bu kaynaklar kısıtlı olduğu için dünya rekabeti içinde yer almak zor. İleride belki de Hindistan ve Çin'den uzman ithal edebiliriz.’ Metnin geri kalan kısmını bu yazıya almadım çünkü zaten okunduğu andan itibaren yanlış yorumlanarak yanlış sonuçlara vardırılan ve konumuzun dışına taşan özellikleri var. Mayıs 1997’de Power dergisinin benimle yaptığı söyleşide yukarıdaki bölümün konuşulduğu sırada üzerinde durulan konu ’Türkiye’nin Dünya Bilgi Teknolojisi Pazarındaki Rekabetçi Gücü’ idi. Ben de Türkiye’deki arz-talep dengesi bozukluğu ve göreceli olarak Avrupa ülkeleri düzeyine yaklaşmış olan ücretler nedeniyle ürün maliyetlerinin istenilen düzeyde rekabetçi olamayacağını, açığın da giderek büyüdüğü için şirketlerin gelecekte bu konuda işgücü ithal etmek durumunda kalabileceklerini belirtmiştik. Sonuçta olan oldu ve bahsedilen şey gerçekleşti maalesef… Peki ders çıkardık mı? Hiç zannetmiyorum… Gidip-gelen e-posta’lara bakıldığında duygu sömürüleri var. ‘Efendim biz o ekipman yokluklarında okullardan mezun olduk da, buna rağmen harika şeyler üretiyoruz da’, yahut da ‘Bizim aslan gibi yetiştirdiğimiz bilişimcilerimiz var, ne gerek var’, veya ‘Bu şirketin işgücü getirmeye ne hakkı var, şikayet edelim, hakkında gereken yapılsın’vs vs…. Yine sorunu anlamıyoruz ve alakasız çözümler üretmeye çalışıyoruz. Sorunumuz ithal mühendislerin gelmesi ve işimizi elimizden alması tehlikesi değil, Türkiye’deki üniversitelerimizin, sektördeki gereken elemanı karşılayacak kadar mezun verememesidir ve buna hala çözüm üretilmemiştir… Ben dememişmiydim! Hepimizin bildiği ama görmek istemediği gerçeklere gelelim: Geniş ölçekte ele alındığında Türkiye'deki üniversitelerden mezun olan BT uzmanı çıktıları ile, pazarın talepleri arasında ciddi farklılıklar var. Bunlar hem adetsel hem de niteliksel bazda. Uzman üretimi, tüketime yetmemekte, bu da günümüzde yaşadığımız pek çok sıkıntılara neden olmakta. Bu konular ile ilgili çözüm önerileri TBD, Tübisad ve TBV gibi kuruluşlarda konuşulmakta ancak gerek hükümetlerin konuya olan duyarsızlıkları, gerekse kamuoyuna pek yansımamaları nedeniyle, değerlendirmeler sağlıklı olmamakta. Bir zamanlar yazılım ihracatına yönelik çalışmak üzere misyonunu geliştiren Tursoft'un, yaptırmış olduğu 'Yetenek Envanteri' çalışması ve pazarın yukarıda belirttiğimiz koşulları nedeniyle, ihracatçı sermaye şirketi kimliğine bürünmesi ve organizasyon ağırlıklı çalışmaya başlaması, bir yılı aşkın süredir de faaliyetinin dondurulmuş olması bahsi edilen kaynak problemleri ile yakından bağlantılıdır. Bu kaynak sıkıntısı yalnızca Türkiye’ye özgü değildir! ABD’de yabancıların ülkede çalışmasına izin veren H1B vize uygulamasına getirilen kısıtlar nedeniyle beyin gücü sıkıntısı yaşanmaktadır. International Business Week dergisindeki habere göre Avrupa’da da 2000 yılı içinde yaklaşık 1.5 milyon kişilik bir kaynak açığı olması beklenmekt. Ayrıca unutmamak gereken konu, beyin gücünü dış kaynaklardan sağlamak için mutlaka fiziksel olarak ülke sınırları içine taşımanın gerekmemesidir. Günümüz teknolojilerinin sağlamış olduğu olanaklar sayesinde uygun ve sistemli yaklaşımlarla fiziksel erişimlerin dışındaki yerleşimlerden kaynak kullanmak söz konusu olabilmekte. Bu konuda 1998’de vermiş olduğum bir örneği anımsatmak isterim: Ernst&Young firmasının 'Year 2000 Factory' diye adlandırılan projesinde 12 saat ABD'de üzerinde çalışılan programlar, çalışma süresinin bitiminde uydu üzerinden Hindistan'a gönderiliyor, saat farkı sayesinde 12 saat de Hindistan'da çalışılarak, tekrar ABD'ye geri gönderiliyor, böylelikle 24 saat aynı konu üzerinde üretim yapılıyordu. Tekrar ülkemize dönecek olursak; görsel ve yazılı basını Internet ve GSM reklamları kaplamışken, bilgisayar kullanımında bir büyüme eğilimi ve yaygınlık görülürken, kaynak sıkıntısını ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir somut önlemin olmayışı, bugüne kadar üretilen ‘meslek geliştirme programları-eğitimleri’ fikirlerinin de sadece düşünsel boyutta kalması, kaynak açığı problemimizin önümüzdeki yıllarda daha da büyük boyutlara geleceğini göstermektedir. Açığın oluşmasında temel sorunlarımız ise, Strateji, Eğitim ve BT Politikaları’dır… Strateji: Strateji olmadan Türkiye'nin hangi siyasi ve ekonomik dayanışmalar içerisinde olacağını ve hangi avantajları yakalayacağını söylemek mümkün değildir. Eğitim: Hindistan'ın 900 milyona yaklaşan nüfusu içerisinde iyi eğitimli, İngilizce biln yüzbinlerce genç var. Büyük bir kısmı geleceğin meslekleri arasında gösterilen BT alanında eğitilmiş bu işgücü, rahatlıkla Amerikan, İngiliz ve Güney Doğu Asya ülkelerine hizmet verebiliyor. Çin Halk Cumhuriyeti'nde 450 bin öğrenci bilgisayar eğitimi görmekte. Türkiye'de ise bir kısmının çok iyi eğitim aldığını düşündüğümüz gençlerin sayısı istenen hızla artamıyor. Ayrıca BT konusunda eğitim gören öğrenci sayısı, ülkenin BT alanında gereksinim duyduğu kaynak gereksinimini karşılamıyor. BT politikaları: Özel merakları veya konuyu gerçekten önemli gören bir kaç politikacı dışında Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yazık ki BT konusuna hiç önem vermiyor. Umarız önümüzdeki bu dönemde Avrupa Birliği rüzgarı ile eğitim ve BT konularına daha fazla önem verilir de ‘Bilgi Çağı’nı da ıskalamayız…Böylelikle ‘Hintli Uzmanlar’ ile bir kez daha ortaya çıkan boş edebiyatları yapmak durumunda da kalmayız. |
|