|
|
|
| 2005’te her
dört kişiden birinin bütün gereksinmesini bir GSM/DCS uçbirimi ile
karşılayacağını varsaymıştık. Bundan 5 yıl sonra, 2010 yılında
kullanıcıların gereksinmeleri yalnızca e-posta alıp göndermek,
Internet’te sörf yapıp yazışmak, dosya alıp yollamak ve konuşmakla
sınırlı olmayacak.
Kullanıcılar artık görüntü içeren bağlantılar da isteyecekler. Ama bir faks sayfasını 5 dakikada alacak kadar yavaş bağlantıya da kimsenin tahammülü olmayacak. Demek ki 384 kb/s gibi bir hızdan söz ediyoruz. GSM’de bunun 1/20’si oranında hızlarda havadaki frekans planlamasında zorlanırken, şimdi ne olacak? Yanıt yeni bir telsiz erişim arayüzünde: CDMA (Code Division Multiple Access). IS-95 standardı ile ticari olan ilk CDMA tekniği, Amerika kıtasında uygulandı. Bunun Avrupa kıtasına gelişi, UMTS için ve W-CDMA (Wide band CDMA) olarak planlandı. Dahası iki türü olacak, biri açık alan için (gezgin / mobile) FDD (Frequency Division Duplex), diğeri bina içi ev ve ofis kullanımı için (taşınabilir / portable) TDD (Time Division Duplex). CDMA’de hem hız hem de frekans kullanımındaki verim yüksek. Birden fazla abone aynı anda aynı hücre içerisinde aynı frekansta konuşabiliyorlar. Ortalık kadınlar hamamına dönüyor. Ama gene de uçbirimler baz istasyonuyla anlaşabiliyorlar. CDMA tekniğinde gönderilecek işaret, her bağlantı için diğer bağlantılarda kullanılan ile orthogonal olan bir kod ile çarpılıyor. Alındığında birçok konuşmayı taşıyan işaret, yeniden bu kodla çarpılınca diğer kaynakların çarpım sonucu sıfır oluyor, kendi kaynağının sonucu ise tam. Bir salon düşünün içinde onlarca kişi olsun. Hepsi de bir ağızdan ikili ikili konuşsunlar. Ama her ikili değişik bir dilde. Türkçe, Çince, …diyelim 10 - 15 dil. Bu ikililerin kendi dillerinden başka dil bilmemeleri, anlamamaları; duysalar da diğer konuşmalardan etkilenmemelerine neden olacaktır. CDMA de bu yaklaşımı kullanıyor. 2010. Hız öngörülmüş. Frekans sorunu çözülmüş. Ama önce GSM’e yaptığımız yatırımı sonuna kadar kullanalım, GPRS’i de tüketelim. |
||||||||
|