|
|
|
||||
| Ya da bugüne dek bildiğimiz anlamıyla
teknik yetmiyor. Dünyamız kimseden çekmedi bu yüzyıla özgü,
mekanik düşünceli insanlardan çektiği kadar. Baraj yapmak için dünyanın
en eski yerleşim birimlerinden birini; Hasankeyf’i sular altında bırakmak
ya da toprak kazanmak için gölleri kurutmak, ancak mekanik düşüncenin
ürünü olabilir. Değer kavramı, kullanım değeri ya da faydası ile
sınırlı mekanikler, kaba ve mekanik hesaplarla yetinir. Mekanik ötesi
boyutu, mesela organik olanı düşünemez.
Biraz daha açarsak, alınan kararın canlılar dünyasında yapacağı organik etkileri, ya da enerji dalgalarıyla, radyasyonla ortaya çıkaracağı etkileri düşünemez. Maalesef böyle bir teknokrat tipi dünyanın her yerinde varolmuştur ve yüzyılımızda haddinden fazla tahribat yapmıştır. Mekanik düşüncenin en yetkili sahipleri tabii ki biz mühendisleriz. Herşey, bizlerin neredeyse tapınacak kadar abarttığımız beyinlerimizden çıkıyor. Işin ilginç tarafı ekolojik problemleri araştıranlar da çevre mühendisleri olarak bir mühendislik grubu. Onlar da teknokrat. Tarım ürünlerinin nitelik ve niceliği üzerinde araştırmalar yapanlar ziraat mühendisleri. Gıdalardaki kimyasalların etkilerini inceleyenler gıda mühendisleri. Ancak sanırım bu gruplar birbirlerinden öyle uzak ve aralarında iletişim öyle kopuk ki, her grup kendisinin doğru yolda olduğunu düşünüp burnunun dikine gidiyor. Çok disiplinli yaklaşım uygulanamıyor. Tıpkı her departmanın ayrı dükalık olduğu, güç çekişmelerinden hareket edemeyen ya da yanlış hareket eden şirketlerdeki gibi.. Biz mühendisler çok şeyi tasarlayıp üretebiliyoruz. Ancak toprağı, güneşi, suyu, ağacı, yaprağı vb. yeniden yapamıyoruz. Rastlayınca ortadan kaldırmaya çalıştığımız zavallı bir sineği ya da böceği bile meydana getiremiyoruz. Henüz yapabildiğimiz sadece şirinlikten uzak bir robot köpek. Biz var edemiyoruz. Ama güzelim toprak, hava, su, ağaçlar, bitkiler yavaş yavaş yok oluyor. Büyük şehirlerde, beton yapılar içinde yaşayan bizler temiz havayı, temiz suyu, doğanın güzel dekorunu özlüyoruz. Ancak sürekli doğayı kemirip yok etmeye devam ediyoruz. O toprak, o hava milyarlarca yılda meydana geldi. Bir ağacın yıllarca büyüyüp yetişmesinden sonra bir kıvılcımla kısa sürede kaybolması gibi, milyarlarca yılda oluşmuş havayı, toprağı suyu bitirmek olanaksız değil. Denizlerin çöpleri eritmeyi başaramamaya başlaması, bir kıvılcımla koskoca bir ormanın yok olabilmesi gibi... Teknik düşünmek yetmez. Mühendislik yetmez. Denklemde hesap yapmadan önce her değişkeni yerli yerine koymak mümkün olmayabilir. Ancak bugüne dek bilinen tüm değişkenleri yerli yerine koymak, doğal olarak beklenmelidir. “Ben mühendisim, hesap yaptım bu sonuca vardım.” demek yanıltıcı. Bu denkleme sanatçı, çevreci, sanat tarihçisi, turizmci, vatandaş ve diğerleri de değişkenler eklemeli. Bir de bilinmeyen faktörü asla unutulmamalı. Ki herşeyi bildiğimiz yanılgısına düşmeyelim. Dünyamız artık teknokratların hükümranlığı dönemini kapatmaya başlamıştır. Yoksa elden gitme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ve o dünya, bir tane... Hepimiz de en azından bir süre içindeyiz. Sonra çocuklarımıza devredeceğiz. Zarar hepimizi birden tehdit etmekte... Geç gelenler, izleyenler ya da takip edenler diye çevirebileceğimiz bir kavram var. (Latecomers), gelişmekte olan ülkeleri işaret ediyor. Gelişmiş ülkeler öncü kuvvetler gibi yanlışıyla doğrusuyla önde ilerliyor. Geç gelenlerin, önde gidenlerin yaptıkları yanlışları görüp ders almak ve tekrarlamamak gibi bir fırsatı var. Havamızı, suyumuzu, ormanlarımızı, doğa zenginliklerimizi, tarihi mirasımızı korumamız kesinlikle yaşamsal önem taşıyor. Yerine koyamayacağımız değerleri yitirmemek için elimizden geleni yapmak durumundayız. Bu sorumluluk bizim neslin üzerinde... |
|